
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bir markanın ürününü satın almak, markanın geleceğine yatırım yaptığımız anlamına gelir. Ürettikleri ürünü, üretmeye devam etmeleri için markaya finansman sağlarız. Bu sebeple bilinçli tüketim, satın almanın gücünün farkına varmakla başlar. Bilinçli tüketici, çevre ve sosyal bilincin farkında olan, etik ve adil şartlarda üretimi destekleyen, markalardan şeffaflık talep eden ve sorgulayan kişidir.
İçinde bulunduğumuz dünya düzeni hem doğayı hem de bizleri zehirliyor. Bu zehri besleyen etkenlerden en büyüğü; aşırı ve bilinçsiz tüketim. Moda endüstrisi, son 10 yıldır benimsediği ve pazarladığı “hızlı moda” anlayışıyla birlikte yalnızca doğal kaynakları değil, insanı ve iş gücünü de saygısızca sömürüyor. Tükenen kaynaklar, iklim krizi, su kıtlığı ve birçok çevresel problem; aşırı tüketimin sonucunda, doğanın insanlığa karşı sesini duyurmaya çalıştığı bir yardım çığlığı. Bu sebeple insanlık olarak, kendimize “Neden bilinçli tüketmeliyim?” sorusunu sormak yerine “Geç mi kaldım?” sorusunu sormanın zamanı geldi.
NE OLDU DA BİLİNCİMİZİ KAYBETTİK?
Tüketiciler, hızlı moda anlayışını benimsemeden önce büyük ölçüde ihtiyaca yönelik tüketim gerçekleştirirken, ihtiyaç dışı tüketim israf olarak yargılanırdı. Şu anda rahat bir şekilde erişebildiğimiz, tüketebildiğimiz veya tüketmek zorunda hissettiğimiz her şey aslında geçmişte lüksten ibaretti. Günümüz dünyasında yargıların birçoğu değişti. Tüketim, artık bir var olma hâline gelmiş durumda; alışveriş alışkanlıklarımız, çağın hızıyla doğru orantılı şekilde büyüyor. Tüketim motivasyonumuz ihtiyaçlarımıza yönelmek yerine, arzularımıza yönelmeye başladı. Kıyafetlerimize, çantalarımıza, ayakkabılarımıza yüklediğimiz anlamlar haddini aştı. Yeni dünya düzeninde insanlar artık sahip oldukları nesnelerle tanınır hâle geldi. Nesnenin kendine ait bir anlamı yoktu, anlam yükleyen biz insanlardık.
Yeni dünya düzeninin büyük katkılarıyla, istek ve taleplerimiz özgün olmaktan çok “başkası gibi olmak” üzerine kuruldu. Medya, ürünlerin reklamını yapmaktan ziyade, tüketimi bir yaşam biçimi olarak özendirme hizmeti sunmayı amaç edindi. İhtiyaç manipülasyonu yapılarak, ihtiyacımız olmayan ürünlere ihtiyaç duyuyormuş gibi hissetmemiz hedeflendi. Maalesef başarıya da ulaştı.
Özellikle, Black Friday ve benzeri kampanyalarda, tüketicilerin zihninde bir aciliyet duygusu yaratmak amaçlandı, “sınırlı zaman” ve “stoklar tükeniyor” gibi ifadeler, kaçırma korkusunu tetikledi. Markalar, bu stratejilerle birlikte tüketici üzerinde bilinçli bir psikolojik baskı yarattı. Greenpeace’in verilerine göre kampanya dönemlerinde tüketiciler, sezon dönemlerine kıyasla ortalama %60 daha fazla kıyafet satın alıyor. Satın alınan ürünler, kaçırma korkusu sebebiyle bilinçsiz bir şekilde tercih edildiği için gardırobumuzdaki ömürleri maalesef çok kısa oluyor. Birleşik Krallık’taki vatandaşların %21’i, 2019 yılında Black Friday ve benzeri indirim günlerinde, daha sonra pişman oldukları ürünler satın aldıklarını söylüyor. Kampanyaların ardından 362 milyon avro değerinde ürün mağazalara iade ediliyor. Peki sizce, bu düzenin sürdürülebilir olma ihtimali var mı? WWF’in verilerine göre moda endüstrisi şu anki düzende ilerlemeye devam ederse, insanlık 2050 yılına kadar iki gezegen değerinde kaynağa ihtiyaç duyabilir. Yani, sürdürülemez.
ANAHTAR KELİMELER: GERÇEK İHTİYAÇ
Alışveriş yapmak, maalesef her zaman sadece satın almak demek değildir. Satın aldığınız herhangi bir ürün sizi mutlu edebilir, daha başarılı hissettirebilir veya özgüveninizi arttırabilir. Bu noktada kendimizi suçlamadan, hayatımızdaki duyguları konumlandırdığımız yere yoğunlaşmak gerekir.
Gardırobumuzda hâlihazırda 10 çeşit pantolon olmasına rağmen yeni bir pantolona ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak, kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmıyoruz demektir. Tüketim için kendimize bahaneler bulmamız, yaşadığımız düzende bize ve dünyaya zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Hatta düzeni desteklediğimiz anlamına gelir. Bu yüzden gerçek ihtiyaçlarımızı belirlemek, tekrar tekrar üzerinden geçmek, bizi caydırmak için dönen kampanyalar ve bizi dürten sahip olma arzusuna karşı koymak gerekir. Kulağa kolay gelmese de küçük adımlar, bütün süreci etkileyebilir ve satın alma alışkanlıklarımızı değiştirmemize yardımcı olabilir.
ADIMLAR
Bilinçli tüketici olma yolunda, herhangi bir ürünü satın almadan önce kendimize soracağımız birkaç soru düşündüğümüzden daha büyük etkiler yaratabilir. Bu soruları kendimize yöneltmeyi bir alışkanlık hâline getirebilirsek, zamanla alışveriş alışkanlıklarımız değişecektir.
- İhtiyacım var mı yoksa anlık bir karar mı veriyorum?
- Ne sıklıkla kullanacağım?
- Önümüzdeki sezon kullanabilir miyim?
- Tarzıma uygun mu yoksa trend olduğu için mi satın alıyorum?
- Ürün kaliteli ve dayanıklı mı yoksa sadece uygun fiyatlı olduğu için mi satın alıyorum?
- Hızlı moda markalarını neden tercih ediyorum?
- Yerel markaları tercih edebilir miyim?
- Tercih ettiğim markanın etik ve adil şartlar altında üretim yaptığından emin miyim?
Not: Kendine karşı dürüst ol.
Birçok veriye bir anda eriştiğimizde yaşadığımız farkındalık bizi zaman zaman korkutabilir. Suçluluk hissedebilir, bir şeyleri yapmak için çok geç kaldığımızı düşünebiliriz. Evet belki de insanlık olarak birçok şeyin farkına varmak için geç kaldık. Belki de o yardım çığlığını çok geç duyduk; ama duyduk. Şimdi harekete geçme zamanı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır: Bilinçli tüketici kime denir? Onarmak kimin görevi? Bir moda haftasının maddi manevi ederi nedir?
21 Mar 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.



