TÜKETİYOR MUYUZ? TÜKENİYOR MUYUZ?

“Bilinçli tüketici, etkisinin ötesine bakabilen kişidir.”
TÜKETİYOR MUYUZ? TÜKENİYOR MUYUZ?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Merve Odabaş

Bir markanın ürününü satın almak, markanın geleceğine yatırım yaptığımız anlamına gelir. Ürettikleri ürünü, üretmeye devam etmeleri için markaya finansman sağlarız. Bu sebeple bilinçli tüketim, satın almanın gücünün farkına varmakla başlar. Bilinçli tüketici, çevre ve sosyal bilincin farkında olan, etik ve adil şartlarda üretimi destekleyen, markalardan şeffaflık talep eden ve sorgulayan kişidir.

İçinde bulunduğumuz dünya düzeni hem doğayı hem de bizleri zehirliyor. Bu zehri besleyen etkenlerden en büyüğü; aşırı ve bilinçsiz tüketim. Moda endüstrisi, son 10 yıldır benimsediği ve pazarladığı “hızlı moda” anlayışıyla birlikte yalnızca doğal kaynakları değil, insanı ve iş gücünü de saygısızca sömürüyor. Tükenen kaynaklar, iklim krizi, su kıtlığı ve birçok çevresel problem; aşırı tüketimin sonucunda, doğanın insanlığa karşı sesini duyurmaya çalıştığı bir yardım çığlığı. Bu sebeple insanlık olarak, kendimize “Neden bilinçli tüketmeliyim?” sorusunu sormak yerine “Geç mi kaldım?” sorusunu sormanın zamanı geldi.

NE OLDU DA BİLİNCİMİZİ KAYBETTİK?

Tüketiciler, hızlı moda anlayışını benimsemeden önce büyük ölçüde ihtiyaca yönelik tüketim gerçekleştirirken, ihtiyaç dışı tüketim israf olarak yargılanırdı. Şu anda rahat bir şekilde erişebildiğimiz, tüketebildiğimiz veya tüketmek zorunda hissettiğimiz her şey aslında geçmişte lüksten ibaretti. Günümüz dünyasında yargıların birçoğu değişti. Tüketim, artık bir var olma hâline gelmiş durumda; alışveriş alışkanlıklarımız, çağın hızıyla doğru orantılı şekilde büyüyor. Tüketim motivasyonumuz ihtiyaçlarımıza yönelmek yerine, arzularımıza yönelmeye başladı. Kıyafetlerimize, çantalarımıza, ayakkabılarımıza yüklediğimiz anlamlar haddini aştı. Yeni dünya düzeninde insanlar artık sahip oldukları nesnelerle tanınır hâle geldi. Nesnenin kendine ait bir anlamı yoktu, anlam yükleyen biz insanlardık.

Yeni dünya düzeninin büyük katkılarıyla, istek ve taleplerimiz özgün olmaktan çok “başkası gibi olmak” üzerine kuruldu. Medya, ürünlerin reklamını yapmaktan ziyade, tüketimi bir yaşam biçimi olarak özendirme hizmeti sunmayı amaç edindi. İhtiyaç manipülasyonu yapılarak, ihtiyacımız olmayan ürünlere ihtiyaç duyuyormuş gibi hissetmemiz hedeflendi. Maalesef başarıya da ulaştı. 

Özellikle, Black Friday ve benzeri kampanyalarda, tüketicilerin zihninde bir aciliyet duygusu yaratmak amaçlandı, “sınırlı zaman” ve “stoklar tükeniyor” gibi ifadeler, kaçırma korkusunu tetikledi. Markalar, bu stratejilerle birlikte tüketici üzerinde bilinçli bir psikolojik baskı yarattı. Greenpeace’in verilerine göre kampanya dönemlerinde tüketiciler, sezon dönemlerine kıyasla ortalama %60 daha fazla kıyafet satın alıyor. Satın alınan ürünler, kaçırma korkusu sebebiyle bilinçsiz bir şekilde tercih edildiği için gardırobumuzdaki ömürleri maalesef çok kısa oluyor. Birleşik Krallık’taki vatandaşların %21’i, 2019 yılında Black Friday ve benzeri indirim günlerinde, daha sonra pişman oldukları ürünler satın aldıklarını söylüyor. Kampanyaların ardından 362 milyon avro değerinde ürün mağazalara iade ediliyor. Peki sizce, bu düzenin sürdürülebilir olma ihtimali var mı? WWF’in verilerine göre moda endüstrisi şu anki düzende ilerlemeye devam ederse, insanlık 2050 yılına kadar iki gezegen değerinde kaynağa ihtiyaç duyabilir. Yani, sürdürülemez. 

ANAHTAR KELİMELER: GERÇEK İHTİYAÇ

Alışveriş yapmak, maalesef her zaman sadece satın almak demek değildir. Satın aldığınız herhangi bir ürün sizi mutlu edebilir, daha başarılı hissettirebilir veya özgüveninizi arttırabilir. Bu noktada kendimizi suçlamadan, hayatımızdaki duyguları konumlandırdığımız yere yoğunlaşmak gerekir. 

Gardırobumuzda hâlihazırda 10 çeşit pantolon olmasına rağmen yeni bir pantolona ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak, kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmıyoruz demektir. Tüketim için kendimize bahaneler bulmamız, yaşadığımız düzende bize ve dünyaya zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Hatta düzeni desteklediğimiz anlamına gelir. Bu yüzden gerçek ihtiyaçlarımızı belirlemek, tekrar tekrar üzerinden geçmek, bizi caydırmak için dönen kampanyalar ve bizi dürten sahip olma arzusuna karşı koymak gerekir. Kulağa kolay gelmese de küçük adımlar, bütün süreci etkileyebilir ve satın alma alışkanlıklarımızı değiştirmemize yardımcı olabilir.

ADIMLAR 

Bilinçli tüketici olma yolunda, herhangi bir ürünü satın almadan önce kendimize soracağımız birkaç soru düşündüğümüzden daha büyük etkiler yaratabilir. Bu soruları kendimize yöneltmeyi bir alışkanlık hâline getirebilirsek, zamanla alışveriş alışkanlıklarımız değişecektir. 

  1. İhtiyacım var mı yoksa anlık bir karar mı veriyorum?
  2. Ne sıklıkla kullanacağım?
  3. Önümüzdeki sezon kullanabilir miyim?
  4. Tarzıma uygun mu yoksa trend olduğu için mi satın alıyorum?
  5. Ürün kaliteli ve dayanıklı mı yoksa sadece uygun fiyatlı olduğu için mi satın alıyorum?
  6. Hızlı moda markalarını neden tercih ediyorum?
  7. Yerel markaları tercih edebilir miyim?
  8. Tercih ettiğim markanın etik ve adil şartlar altında üretim yaptığından emin miyim?

Not: Kendine karşı dürüst ol.

Birçok veriye bir anda eriştiğimizde yaşadığımız farkındalık bizi zaman zaman korkutabilir. Suçluluk hissedebilir, bir şeyleri yapmak için çok geç kaldığımızı düşünebiliriz. Evet belki de insanlık olarak birçok şeyin farkına varmak için geç kaldık. Belki de o yardım çığlığını çok geç duyduk; ama duyduk. Şimdi harekete geçme zamanı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 21: TÜKETİYOR MUYUZ? TÜKENİYOR MUYUZ?

İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır: Bilinçli tüketici kime denir? Onarmak kimin görevi? Bir moda haftasının maddi manevi ederi nedir?

21 Mar 2021

ANGST 21: TÜKETİYOR MUYUZ? TÜKENİYOR MUYUZ?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

Metin V. Bayrak

·

19 Tem 2026

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?
AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?