Kadın voleybolunun yükselişi: Türkiye nasıl voleybol ülkesi oldu?


Türkiye’de kadın voleybolunun temsilcisi: Eczacıbaşı Eczacıbaşı, Türkiye’de takım sporlarını destekleyerek k adın voleyboluna ilk yatırım yapan kuruluş olmanın ötesinde, bugün ülkemizdeki voleybol ekosisteminin sağlam bir zeminde yükselmesini de sağlayan öncü bir marka. Kadınların spordaki varlığını artırmaya yönelik çalışmaları sayesinde Eczacıbaşı, 2018 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi ’nin (IOC) “Dünya Ödülü” ne layık görüldü. Böylece bu ödül Eczacıbaşı ile ilk kez Türkiye’ye geldi. Kadın voleyboluna destekleriyle öncü Eczacıbaşı, bu bültenin de destekçisi. Dahası: Türkiye’nin ve Eczacıbaşı’nın galibiyetlerle taçlanan voleybol serüvenini keşfetmek için Aposto ekibinin Eczacıbaşı işbirliğiyle hazırladığı “Kadın voleybolunun yükselişi: Türkiye nasıl voleybol ülkesi oldu?” videosunu izleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Türkiye’de son yıllarda kadın voleybolunda adeta bir mucize gerçekleşti. Tarihimizde üçüncü kez kadın voleybol takımımızla Olimpiyat Oyunları'na katıldık. CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi 2022-23 sezonunda yarı finale kalan 4 takımdan 3'ü Türkiye'den.
Son 10 yıla baktığımızda bu başarının sürekliliği göze çarpıyor. CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi’nin son 10 sezonunun tamamında en az bir, dokuzunda ise en az iki Türk takımı dörtlü finalde boy gösterdi.
Türkiye’de kadın voleybolu artık sadece profesyonel bir spor branşı değil. Kendine özgü bir kültürel ortam yaratan ve 7’den 77’ye herkesin hayatında daha fazla yer almaya başlayan bir hareket.
Peki Türkiye gibi futbolun ekonomik ve kültürel anlamda oldukça güçlü yer tuttuğu bir ülkede, kadın voleybolu nasıl oldu da bu kadar başarılı ve popüler oldu?
60 yılı aşkın planlamanın ürünü
Kadın voleybolunda yakalanan bu sürekli başarının tarihine baktığımızda 60 yılı aşan bir planlama ve yerli şirketler ile resmî kurumların katkıları göze çarpıyor. Bu şirketlerin başında ise kadın voleyboluna ilk yatırım yapan kuruluş olan Eczacıbaşı geliyor.

Eczacıbaşı Spor Kulübü arşivinden.
Türkiye’nin voleybol ile tanışması 1919 yılına dayanıyor. Dr. Deaver isimli Amerikalı bir doktorun oyunu arkadaşlarına tanıtmasıyla ilk tohumlar atılıyor ve arkasından da hızla filizleniyor.
- Bu süreçte voleybolun yayılmasını sağlayan Cumhuriyet figürleri de sahneye giriyor. Özellikle beden eğitimi öğretmeni Selim Sırrı Tarcan’ın öğrencilerini voleybol ile tanıştırması, bu sporun Türkiye’deki ilk adımlarından biri olarak değerlendiriliyor.
1948 yılına gelindiğinde Türkiye, Uluslararası Voleybol Federasyonu'na dahil olarak uluslararası düzeyde bir adım atıyor. Bunu takiben 1949 yılında ise tüm illerden takımların katıldığı Türkiye şampiyonasıyla voleybol, İstanbul sınırlarının dışına çıkıyor.
58 yıllık destek
Eczacıbaşı’nın voleybol ile ilişkisi ise fabrika çalışanlarını spora teşvik etmek için bir takım kurmakla başlıyor. Amatör düzeyde başlayan bu ilişki, önce çalışanların kendi aralarında, daha sonra ise farklı şirketlerin çalışanlarıyla oynanan maçlarla daha da derinleşiyor. Çok geçmeden şirket yönetimi 1967’de İstanbul Ligi’ne katılma kararı alıyor.

Eczacıbaşı Spor Kulübü arşivi.
Peki Eczacıbaşı’nın 1960’ların Türkiyesi’nde kadın voleyboluna yatırım yapmasının arkasındaki hikaye neydi? Bu sorunun cevabı için Eczacıbaşı Spor Kulübü Başkanı Faruk Eczacıbaşı’na gidiyoruz.
Şakir Eczacıbaşı, takımı yakından izliyor; olanaklar giderek artırılıyordu. 1970 yılına gelindiğinde ise kadın voleybol takımı, ilk kupasını İstanbul Ligi’nde kazanacaktı. Bunu 1973’te Türkiye şampiyonluğu izleyecekti.
- Eczacıbaşı Spor Kulübü, kuruluşunun ardından sadece 10 yılda kadın voleybolunda dört, erkek voleybolunda bir, erkek basketbolunda bir ve masa tenisindeki yedi Türkiye Şampiyonluğu ile toplam 13 kupa kazanılmıştı.
1973’te ise kadın voleybolunun Türkiye’deki tarihini tam anlamıyla değiştiren 17 yıllık şampiyonluk serisi başladı. O dönemi Cumhuriyet gazetesi tek kelimeyle özetliyordu: “Şampiyonbaşı.”

Eczacıbaşı Spor Kulübü arşivi.
Bu başarının kaynağı, doğru yatırım anlayışı ve ülke gençlerinin spor ahlakı etrafında yetişmesini merkeze alan misyondu. Eczacıbaşı bu prensiplerle altyapıya ciddi yatırımlar yaptı, sporcuların gelişimine genç yaşlardan itibaren destek oldu ve Türkiye’de özel bir şirket tarafından yaptırılan ilk spor tesisini inşa etti. Ülkenin en iyi antrenörlerini takımın başına getirdi.
- Eczacıbaşı’nda senelerce antrenörlük yapmış spor efsanesi Cengiz Göllü şüphesiz voleybolun bugün geldiği başarıda önemli rol oynadı.
1980 yılında Kulüp, Avrupa’da başarılı olma hayalini nihayet gerçekleştirerek Avrupa Şampiyon Kulüpler finaline kalmış ve 2. olmuştu. Türkiye’de ilk kez bir takım sporunda Avrupa başarısı gelmişti.
Takvimler 1999’u gösterdiğinde bu uzun soluklu yolculuk Avrupa’nın zirvesine taşınacaktı. Eczacıbaşı, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak Avrupa’dan kupayla dönen ilk Türk takımı olacaktı.
2000’ler sonrası ise "Filenin Sultanları" efsanesi ile birlikte voleybolun altın çağı başladı. 2003 yılında Türkiye’de düzenlenen Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası'nda millî takımımız ikinci oldu, bu turnuvada ilk kez kullanılan "Filenin Sultanları" ismi ise yıllar içinde bir markaya dönüştü.
Doğru misyon ve başarı kurumların ve markaların da voleybola olan ilgisini artırdı. Köklü spor kulüpleri, kadın voleybolu yatırımları ile rekabeti artırdı, markalar kadın voleybolcuları daha görünür kıldı. Kaynakların çoğalması ve kadın voleybolunun popülerleşmesi ile birlikte Türkiye ligi Avrupa’nın en kaliteli liglerinin tepesine yerleşti.
2023’te Filenin Sultanları’nın ilk Avrupa Şampiyonluğu ve dünya birinciliği ile taçlanan başarı, Türkiye’de kadın voleybolunda önemli bir eşiğin aşılması anlamına geliyordu. Kadın voleybolu, doğru yatırım ve değerlerle oluşturulan sağlam bir spor ekosisteminin, bir ülkenin spordaki rekabet gücünü nerelere taşıyabileceği konusunda eşsiz bir örnek sunuyor.
İstatistiklerle kanıtlanan başarı
Türkiye, kadın voleybolu serüvenini sürdürmeye devam ediyor. Bu durum bazı istatistiklerde de izlenebiliyor.
Spor Genel Müdürlüğü'nün 2023 yılı Eylül ayı verilerine göre, ülkemizde 5 milyon 424 bin 197 sporcu faaliyet gösterirken voleybol, basketbol ve satrancın ardından 439 bin 665 sporcuyla üçüncü sırada yer alıyor.
- Futbol dışı 62 branşı ele aldığımızda, voleybol, lisanslı kadın sporcu sayısının, erkek sporcu sayısının iki katını aştığı nadir branşlardan biri olarak göze çarpıyor.
Yalnızca Eczacıbaşı'nın "Geleceğe Smaç" projesi, Türkiye genelinde 9 ildeki 24 kampüste bugüne kadar 20 bine yakın kız çocuğunun geleceğine dokunurken, Türkiye Voleybol Federasyonu "Fabrika Voleybol" projesi ile 33 farklı ilde okul açtı.
Voleybol, sadece bir spor branşı olarak değil özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalığın artırılması konusunda da kültürel bir işleve sahip.
Kadınların giderek daha fazla ilgi gören başarıları, voleybolu Türkiye’nin dört bir yanındaki kız çocukları için ilham kaynağı hâline getiriyor.
Türkiye'de kadın voleybolunun hikayesi, doğru planlama ve uzun vadeli bir vizyonun başarı için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Eczacıbaşı’nın yatırımı ile başlayan ve 60 yıl içinde farklı şirketlerden büyük spor kulüplerine kadar uzanan bu hikaye, hayallerin ve hedeflerin doğru konumlandığında ne kadar hızlı yayılabildiğinin en güzel örneklerinden birini sunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün Türkiye’nin kadın voleybolundaki başarısının tarihine odaklanıyoruz. Köklü şirketlerin yatırımlarının sporu nasıl geliştirdiğini ve Türkiye'nin nasıl bir voleybol ülkesi hâline geldiğini anlatıyoruz.
10 Ağu 2024

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?



