

Vodafone Business ile bulut tabanlı yazılımlar artık tek noktada: Red Bulut Pazaryeri
İşletmelerin dijitalleşme yolculuklarında öncülük eden Vodafone Business , Türkiye’nin hiçbir noktasında teknolojiye ulaşamamış KOBİ kalmasın hedefiyle B2B pazaryeri platformu hizmeti sunuyor: Red Bulut Pazaryeri . Nedir? Teknolojideki…
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İnsan nüfusunun kontrolsüz bir şekilde artması, gezegenimizin sahip olduğu doğal kaynaklara olan ihtiyacın da artmasına; bu da doğal kaynakların hızla tükenmesine neden oluyor. Buna göre günümüzde özellikle de endüstriyel alanlarda en çok ihtiyaç duyulan ve ekonomik olarak değeri yüksek olan gümüş, bakır, kalay, altın ve çinko gibi madenlerin rezervlerinin yüz yıl gibi bir süre içerisinde tükeneceği öngörülüyor.
Bu durum da endüstriden kişileri ve bilim insanlarını yeni doğal kaynak rezervleri aramaya itiyor. Ay, Mars ve asteroitler gibi göksel cisimlerin tıpkı Dünya gibi değerli kaynak rezervlerine sahip olduğu gerçeği ise pek çok kişinin bu sorunun çözümünün “uzay madenciliği”nde yatabileceğine inanmasına neden oluyor.
Gel gelelim ki Dünya dışında bir madencilik endüstrisi kurmak, aşılması gereken pek çok zorluğu da beraberinde getiriyor. Peki, uzay madenciliğinin gerçekleştirilmesinin önünde ne gibi engeller bulunuyor?
Astronomik madenler, astronomik rakamlar

Science Photo Library
Her şeyden önce, halihazırda oldukça pahalı ve zorlayıcı bir sektör olan uzay sektöründe en ufak çaplı projeler bile uzun çalışmalar sonucunda oldukça astronomik rakamlara hayata geçirilebiliyor. Bu da uzayda herhangi bir cisimden maden çıkarmanın ve bunu Dünya’ya geri getirmenin oldukça yüksek bir maliyeti olacağı ve yıllar alacağı anlamına geliyor. Mesela; NASA’nın Dünya’ya yakın bir asteroit olan Bennu’dan numuneler elde etmeyi amaçladığı OSIRIS-Rex misyonunun 7 yıl süreceği ve 4 milyar doların üzerinde bir maliyeti olacağı öngörülüyor. Bu görev sonucunda elde edilmesi beklenen numunenin miktarı ise sadece 400 gram ile 1 kilogram arasında. Benzer şekilde, başka araştırmalara göre en yakındaki 500 tonluk göktaşından maden çıkarmanın maliyetinin 2,6 milyar dolar olabileceği ve bunun 6 ila 10 yıl sürebileceği tahmin ediliyor.
Bununla birlikte, NASA’nın da belirttiği üzere Ay’da kalıcı bir insan varlığı kurmak için ilk olarak burada yaşayacak olan astronotları nasıl gerekli malzemelerle tedarik edileceği sorusunun cevaplanması gerekiyor; sonuçta astronotların sahip olduğu su gibi yaşamsal kaynaklar sadece bir noktaya kadar dayanabilir. Ancak bu nokta karşımıza yine maddiyat sorunu çıkıyor. 2018 itibariyle sadece bir kilogram malzemeyi alçak Dünya yörüngesine göndermek yaklaşık 2.700 dolara mal oluyor. Alçak Dünya yörüngesine malzeme göndermenin maliyeti bile böyleyken, Ay’a malzeme göndermenin maliyetinin ne kadar yüksek olacağını tahmin etmek çok da zor değil.
Yaşam desteğine ek olarak astronotların radyasyondan korumasını ve ekstra fırlatma maliyetlerini da hesaba kattığımızda, Dünya dışı madenciliğin büyük oranda otomatikleştirilerek uzaktan kontrol edilmesi kulağa çok daha mantıklı geliyor. Ancak henüz Dünya’daki madencilik sistemlerinin bile tam olarak otomatikleştirilemediğini düşünecek olursak, uzaydan maden çıkarmak için ilk önce robotik sistemlerin iyileştirilmesi gerektiği çok daha açık bir şekilde anlaşılır hale geliyor.
Hükümetler uzay madenciliğinde kararlı
Bütün bu zorluklara rağmen bir dizi şirket şu anda uzay kaynaklarının araştırılması ve uzay madenciliğinde kullanılmak üzere teknolojiler geliştiriyor. Örneğin; Kanada Uzay Madenciliği Şirketi, oksijen jeneratörleri ve diğer makineler de dahil olmak üzere uzayda yaşamı desteklemek için gerekli altyapıyı geliştirmek için çalışıyor. ABD merkezli OffWorld şirketi Dünya, Ay, Mars ve asteroitlerde gerçekleştirilecek operasyonlar için endüstriyel robotlar geliştirirken, Asteroit Madencilik Şirketi de uzay kaynakları üzerine bir pazar kurmaya çalışıyor.
Bütün bunlarla birlikte, her şeyde olduğu gibi işin bir de politik ve hukuki tarafı var. Mevcut durumda uzayın hiçbir Dünya ülkesinin himayesinde olmaması, geleneksel kaynak tahsisi, mülkiyet hakları ve ticaret yöntemleri gibi faktörleri oldukça karmaşık bir hale getiriyor. Özel şirketlerin ve bireylerin uzaydan toplanan materyaller üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmasını içeren dünyanın ilk uzay kaynakları yasasını kabul eden ABD, insanlığın tekrar Ay’a ayak basacağı Artemis Programı’nın da etkisiyle uzay madenciliğine en yakın ülke olarak öne çıkıyor. Ayrıca, ABD’nin uzayda nükleer santral kurma planlarının amaçlarından birisinin de uzay madenciliğinin gerektireceği enerjiye kaynak oluşturmak olduğu söylenebilir.
Ancak ABD’nın uzay madenciliği konusunda hevesli olan tek ülke olduğu söylenemez. Daha önce de bahsettiğimiz üzere, uzay kaynakları gelişimini kendisine bir öncelik edinen Çin, ulusal uzay programı kapsamında 2025 yılında Dünya yakını asteroitlerden; 2030’a kadarsa Mars’tan numune almayı planlıyor. Buna ek olarak Rusya, Japonya, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Uzay Ajansı da kendi uzay madenciliği emelleri doğrultusunda hareket ediyor.
Uzayda bizi ne gibi kaynaklar bekliyor?

Moon (2009), Into Film
Söz konusu uzay madenciliğinin sunabileceği fırsatlar olduğunda karşımıza hem miktarda hem de değerde yüksek pek çok kaynak çıkıyor. Buna göre bazı asteroitlerde inşaat ve elektronik alanında kullanılabilecek çok miktarda demir, nikel, altın ve platin grubu metaller bulunuyor. Demir açısından yoğun bir asteroitten maden çıkarılması halindeyse, dünyadaki yıllık demir üretiminin 2 ila 3 katı büyüklüğünde demir elde edilebileceği tahmin ediliyor. Örnek vermek gerekirse, 16 Psyche isimli asteroitte, Dünya’nın ihtiyaç duyduğu demirin ciddi bir kısmını karşılayabilecek boyutta demir olduğu biliniyor.
Bununla birlikte Ay regolitinin helyum-3 açısından zengin olduğu ve gelecekte nükleer füzyonun uygulanabilir hale gelmesi durumunda helyum-3'ün son derece değerli bir kaynak haline gelebileceği belirtiliyor.
NASA’ya göre Mars ve Jüpiter yörüngeleri arasında bulunan asteroit kuşağında, bugün Dünya üzerinde bulunan insan başına yaklaşık olarak 100 milyar dolara eşdeğer büyüklükte bir mineral hazinesi olması son derece muhtemel duruyor. Asteroitlerden çıkarılacak değerli madenlerin getirisinin yakın gelecekte 1 trilyon dolara ulaşacağı beklentisi ise, uzay madenciliğinin önümüzdeki yılların en sıcak konularından birisi olmaya devam edeceği anlamına geliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünyadaki maden rezervlerinin 100 yıl içinde tükeneceği gerçeği, tüm bakışların uzay madenciliğine çevrilmesine neden oluyor. Havaların ısınması, uykuya dalmamızı zorlaştırdığı gibi uyku dengemizi de bozuyor.
18 Tem 2022

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadın sesiyle konuşan, kullanıcılarının ihtiyaçlarına göre şekillenen ve hayatı kolaylaştırmayı vadeden yapay zeka, gerçek kadınlar söz konusu olduğunda bambaşka bir tablo ortaya koyuyor. Dijital şiddetten işe alım süreçlerine, toplumsal cinsiyet önyargılarından ekonomik eşitsizliklere kadar pek çok alanda mevcut sorunları yeniden üretme potansiyeli taşıyan bu teknoloji, kadınlar için nasıl bir gelecek tasarlıyor?

Apple, 13 Ekim Salı günü “Eve hoşgeldin” sloganıyla hayata geçirdiği lansmanda en yeni akıllı ev ekosistemi ürünlerini tanıttı. Uzun zamandır şirketin üzerinde çalıştığı söylenen akıllı ev ekranı HomeView, lansmanın yıldız ürünü oldu. Şirket, lansman kapsamında ayrıca LG ve Schneider Electric ile işbirliği içinde geliştirdiği Apple Home Collection ürünleri, HomePod mini 2 ve yeni Apple TV 4K’yı da tanıttı.

Bugün şirketler, faaliyet gösterdikleri süre boyunca müşterilerinden çalışanlarına, iş ortaklarından tedarikçilerine kadar milyonlarca kişi ve kuruma ait veri topluyor. Şirket kapandığında ise bu devasa dijital arşiv bir anda ortadan kaybolmuyor. Verilerin bir bölümü yasal yükümlülükler nedeniyle saklanmaya devam ederken bazıları, başka şirketlere devredilebiliyor; hatta iflas sürecinde satışa çıkarılan varlıklar arasında yer alabiliyor.

Algoritmalar artık iş dağıtıyor, çalışanları puanlıyor ve hatta işten çıkarma kararlarında belirleyici oluyor; insan denetimi ise otomasyon yanlılığı ve gig ekonomisinin hukuki boşlukları nedeniyle her zaman gerçek bir güvence sağlamıyor. Kaliforniya, “Robot Patrona Hayır” yasası ile işten çıkarma ve disiplin kararlarının yalnızca yapay zekaya bırakılmasını yasaklayan ilk ABD eyaleti oldu belki ama asıl sorunun kapitalizmin ulaştığı noktayla ilgili olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Şirketler yapay zekayı toplantı notu çıkaran araçlardan operasyon yürüten ajanlara dönüştürmek istiyor; ancak bir yandan da güvenilmez veri, eksik bağlam ve belirsiz sorumluluklar kurumların yıllardır kapalı odalarda tuttuğu dağınıklığı da su yüzüne çıkarıyor. Üstelik ajanların gerçekten işe yaradığı bir düzende asıl mesele, onlara hangi işleri devredeceğimiz kadar açılan zamanı insanın muhakemesine, öğrenmesine ve daha nitelikli üretime ayırıp ayıramayacağımız da.



