

Vodafone Business ile bulut tabanlı yazılımlar artık tek noktada: Red Bulut Pazaryeri İşletmelerin dijitalleşme yolculuklarında öncülük eden Vodafone Business , Türkiye’nin hiçbir noktasında teknolojiye ulaşamamış KOBİ kalmasın hedefiyle B2B pazaryeri platformu hizmeti sunuyor: Red Bulut Pazaryeri . Nedir? Teknolojideki gücünü arkasına alan Vodafone Business, bulut bilişim alanında işletmelerin güvenilir teknoloji ortağı olmayı amaçlayarak tanıttığı Red Bulut Pazaryeri Platformu ile KOBİ’lere; bulut tabanlı yazılım ve çözümleri tek bir noktadan ön yatırım maliyeti olmadan satın alma, ürünlerle ilgili detaylı bilgilere ve eğitim içeriklerine erişebilme imkânı sunuyor. Neler var? KOBİ’lerin uçtan uca dijitalleşmesini sağlayan bulut tabanlı yazılımların tek bir noktada yer aldığı Red Bulut Platformu’nda; İş ve Süreç Yönetimi, Güvenlik ve Yedekleme, E-ticaret ve Satış Sonrası Destek gibi KOBİ’lerin ihtiyacı bulunan 3 ana konuda ürünler yer alıyor. Neden önemli? Red Bulut Platformu , tüm işletmelerin ulaşılabilir finansman modelinde işlerini buluta taşıyarak hem bulut teknolojisinin esnekliğinden faydalanmalarını hem de doğru kaynak yönetimiyle sürdürülebilir büyümeyi sağlamalarına yardımcı olacak.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İnsan nüfusunun kontrolsüz bir şekilde artması, gezegenimizin sahip olduğu doğal kaynaklara olan ihtiyacın da artmasına; bu da doğal kaynakların hızla tükenmesine neden oluyor. Buna göre günümüzde özellikle de endüstriyel alanlarda en çok ihtiyaç duyulan ve ekonomik olarak değeri yüksek olan gümüş, bakır, kalay, altın ve çinko gibi madenlerin rezervlerinin yüz yıl gibi bir süre içerisinde tükeneceği öngörülüyor.
Bu durum da endüstriden kişileri ve bilim insanlarını yeni doğal kaynak rezervleri aramaya itiyor. Ay, Mars ve asteroitler gibi göksel cisimlerin tıpkı Dünya gibi değerli kaynak rezervlerine sahip olduğu gerçeği ise pek çok kişinin bu sorunun çözümünün “uzay madenciliği”nde yatabileceğine inanmasına neden oluyor.
Gel gelelim ki Dünya dışında bir madencilik endüstrisi kurmak, aşılması gereken pek çok zorluğu da beraberinde getiriyor. Peki, uzay madenciliğinin gerçekleştirilmesinin önünde ne gibi engeller bulunuyor?
Astronomik madenler, astronomik rakamlar

Science Photo Library
Her şeyden önce, halihazırda oldukça pahalı ve zorlayıcı bir sektör olan uzay sektöründe en ufak çaplı projeler bile uzun çalışmalar sonucunda oldukça astronomik rakamlara hayata geçirilebiliyor. Bu da uzayda herhangi bir cisimden maden çıkarmanın ve bunu Dünya’ya geri getirmenin oldukça yüksek bir maliyeti olacağı ve yıllar alacağı anlamına geliyor. Mesela; NASA’nın Dünya’ya yakın bir asteroit olan Bennu’dan numuneler elde etmeyi amaçladığı OSIRIS-Rex misyonunun 7 yıl süreceği ve 4 milyar doların üzerinde bir maliyeti olacağı öngörülüyor. Bu görev sonucunda elde edilmesi beklenen numunenin miktarı ise sadece 400 gram ile 1 kilogram arasında. Benzer şekilde, başka araştırmalara göre en yakındaki 500 tonluk göktaşından maden çıkarmanın maliyetinin 2,6 milyar dolar olabileceği ve bunun 6 ila 10 yıl sürebileceği tahmin ediliyor.
Bununla birlikte, NASA’nın da belirttiği üzere Ay’da kalıcı bir insan varlığı kurmak için ilk olarak burada yaşayacak olan astronotları nasıl gerekli malzemelerle tedarik edileceği sorusunun cevaplanması gerekiyor; sonuçta astronotların sahip olduğu su gibi yaşamsal kaynaklar sadece bir noktaya kadar dayanabilir. Ancak bu nokta karşımıza yine maddiyat sorunu çıkıyor. 2018 itibariyle sadece bir kilogram malzemeyi alçak Dünya yörüngesine göndermek yaklaşık 2.700 dolara mal oluyor. Alçak Dünya yörüngesine malzeme göndermenin maliyeti bile böyleyken, Ay’a malzeme göndermenin maliyetinin ne kadar yüksek olacağını tahmin etmek çok da zor değil.
Yaşam desteğine ek olarak astronotların radyasyondan korumasını ve ekstra fırlatma maliyetlerini da hesaba kattığımızda, Dünya dışı madenciliğin büyük oranda otomatikleştirilerek uzaktan kontrol edilmesi kulağa çok daha mantıklı geliyor. Ancak henüz Dünya’daki madencilik sistemlerinin bile tam olarak otomatikleştirilemediğini düşünecek olursak, uzaydan maden çıkarmak için ilk önce robotik sistemlerin iyileştirilmesi gerektiği çok daha açık bir şekilde anlaşılır hale geliyor.
Hükümetler uzay madenciliğinde kararlı
Bütün bu zorluklara rağmen bir dizi şirket şu anda uzay kaynaklarının araştırılması ve uzay madenciliğinde kullanılmak üzere teknolojiler geliştiriyor. Örneğin; Kanada Uzay Madenciliği Şirketi, oksijen jeneratörleri ve diğer makineler de dahil olmak üzere uzayda yaşamı desteklemek için gerekli altyapıyı geliştirmek için çalışıyor. ABD merkezli OffWorld şirketi Dünya, Ay, Mars ve asteroitlerde gerçekleştirilecek operasyonlar için endüstriyel robotlar geliştirirken, Asteroit Madencilik Şirketi de uzay kaynakları üzerine bir pazar kurmaya çalışıyor.
Bütün bunlarla birlikte, her şeyde olduğu gibi işin bir de politik ve hukuki tarafı var. Mevcut durumda uzayın hiçbir Dünya ülkesinin himayesinde olmaması, geleneksel kaynak tahsisi, mülkiyet hakları ve ticaret yöntemleri gibi faktörleri oldukça karmaşık bir hale getiriyor. Özel şirketlerin ve bireylerin uzaydan toplanan materyaller üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmasını içeren dünyanın ilk uzay kaynakları yasasını kabul eden ABD, insanlığın tekrar Ay’a ayak basacağı Artemis Programı’nın da etkisiyle uzay madenciliğine en yakın ülke olarak öne çıkıyor. Ayrıca, ABD’nin uzayda nükleer santral kurma planlarının amaçlarından birisinin de uzay madenciliğinin gerektireceği enerjiye kaynak oluşturmak olduğu söylenebilir.
Ancak ABD’nın uzay madenciliği konusunda hevesli olan tek ülke olduğu söylenemez. Daha önce de bahsettiğimiz üzere, uzay kaynakları gelişimini kendisine bir öncelik edinen Çin, ulusal uzay programı kapsamında 2025 yılında Dünya yakını asteroitlerden; 2030’a kadarsa Mars’tan numune almayı planlıyor. Buna ek olarak Rusya, Japonya, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa Uzay Ajansı da kendi uzay madenciliği emelleri doğrultusunda hareket ediyor.
Uzayda bizi ne gibi kaynaklar bekliyor?

Moon (2009), Into Film
Söz konusu uzay madenciliğinin sunabileceği fırsatlar olduğunda karşımıza hem miktarda hem de değerde yüksek pek çok kaynak çıkıyor. Buna göre bazı asteroitlerde inşaat ve elektronik alanında kullanılabilecek çok miktarda demir, nikel, altın ve platin grubu metaller bulunuyor. Demir açısından yoğun bir asteroitten maden çıkarılması halindeyse, dünyadaki yıllık demir üretiminin 2 ila 3 katı büyüklüğünde demir elde edilebileceği tahmin ediliyor. Örnek vermek gerekirse, 16 Psyche isimli asteroitte, Dünya’nın ihtiyaç duyduğu demirin ciddi bir kısmını karşılayabilecek boyutta demir olduğu biliniyor.
Bununla birlikte Ay regolitinin helyum-3 açısından zengin olduğu ve gelecekte nükleer füzyonun uygulanabilir hale gelmesi durumunda helyum-3'ün son derece değerli bir kaynak haline gelebileceği belirtiliyor.
NASA’ya göre Mars ve Jüpiter yörüngeleri arasında bulunan asteroit kuşağında, bugün Dünya üzerinde bulunan insan başına yaklaşık olarak 100 milyar dolara eşdeğer büyüklükte bir mineral hazinesi olması son derece muhtemel duruyor. Asteroitlerden çıkarılacak değerli madenlerin getirisinin yakın gelecekte 1 trilyon dolara ulaşacağı beklentisi ise, uzay madenciliğinin önümüzdeki yılların en sıcak konularından birisi olmaya devam edeceği anlamına geliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünyadaki maden rezervlerinin 100 yıl içinde tükeneceği gerçeği, tüm bakışların uzay madenciliğine çevrilmesine neden oluyor. Havaların ısınması, uykuya dalmamızı zorlaştırdığı gibi uyku dengemizi de bozuyor.
18 Tem 2022

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?



