Yangınların alevi, çatışma endişesi: Davos öncesi küresel riskler raporu

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) her yıl Davos'ta düzenlenen Yıllık Toplantıları öncesi hazırladığı Küresel Riskler Raporu yayımlandı. Rapor, Eylül-Ekim 2024 döneminde dünya çapında 900 risk uzmanı, politika yapıcı ve sektör liderlerinin katıldığı, uzun ve kısa vadeli küresel risklerin analiz edildiği anketin sonuçlarını içeriyor.
- İsviçre’nin Davos kasabasında 20-24 Ocak’ta düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu'nda bu yıl "Akıllı Çağ için işbirliği" teması ele alınacak. Toplantılar, jeopolitik gerilimlerin ve iklim krizinin damgasını vurduğu pek çok küresel belirsizliğin yaşandığı bir döneme denk geliyor.
Malum, yıllardır sivil toplum kuruluşlarının Dünya Ekonomik Forumu’na yönelik getirdiği en büyük eleştiri, forumun katılımcı şirketlere finansal açıdan bağımlı olduğunu yönünde. Zirveye katılabilmek için ödenen binlerce dolar, organizasyonun maliyeti, iklim krizinden şikayet edip katılımcıların özel jetleriyle zirveye gelmesi, geçmiş yıllarda gündeme gelen eleştirilerinden birkaçı. Zirveyi eleştirenler, aynı zamanda toplantıların, büyük şirketlerin hükümetlere yönelik lobi yapabilmesi için “güvenli bir alan” oluşturduğunu da iddia ediyor.
Bu yılın küresel riskleri
Rapor; artan jeopolitik, çevresel, toplumsal ve teknolojik zorlukların istikrar ve gelişimi tehdit ettiği, bunun yanında giderek parçalanan küresel bir görünümün ortaya çıktığı değerlendirmesinde bulunuyor. Bu yılki araştırma sonuçlarında ekonomik riskler daha az ön plana çıksa da toplumsal ve jeopolitik gerilimlerle bağlantılı olarak endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Katılımcılar, dünyanın uzun vadedeki görünümüne ilişkin kısa vadeye göre daha kötümser bir tablo çiziyor. Katılımcıların neredeyse üçte ikisi 2035'e kadar özellikle çevresel, teknolojik ve toplumsal zorlukların artmasına bağlı olarak daha çalkantılı ve fırtınalı bir küresel manzara oluşacağını öngörüyor.
Burada benim en önemli bulduğum tespit ise şu: Rapora göre, katılımcıların yüzde 23'ü bu yıl için en büyük riskin devlet temelli silahlı çatışmalar olduğunu düşünürken en önemli 10 risk sıralamasında ikinci sırada aşırı hava olayları yer alıyor.
- Gelecek iki yıla ilişkin en büyük 10 risk arasında aşırı hava olayları ikinci sırada yer alırken, gelecek 10 yıla ilişkin uzun vadeli en büyük 10 risk arasında aşırı hava olayları ilk sırada bulunuyor.
Gelecek 10 yıla ilişkin en önemli riskler sıralamasında ise aşırı hava olaylarını biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistemin çöküşü, yeryüzü sisteminde kritik değişiklikler ve doğal kaynakların azalması izliyor. Yani, ilk dört maddenin hepsinin çevresel risklere ilişkin olması dikkat çekici. Kirlilik ise kısa vadede de önemini koruyarak insan sağlığı ve ekosistem üzerinde ciddi baskı yaratıyor.
Dünya giderek 'daha sıcak' bir yer oluyor
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Los Angeles’taki yangınların devam ettiği geçen günlerde yaptığı açıklamada, “olağanüstü bir yıl” olarak tanımlanan 2024 yılının sanayi öncesi sıcaklıkların 1,55°C derece üzerinde, kayıtlara geçen en sıcak yıl olduğunu doğruladı.
- Rapora göre 2015-2024 arası kayıtlara “en sıcak 10 yıl” olarak geçti. Bu 10 yıllık ortalama, 1850-1900 arasındaki 10’ar yıllık ortalamanın 1,5°C derece üzerinde. Bu etkilerin 2025’te de devam edeceğini beklemek yüksek ihtimal dahilinde.
BM Genel Sekreteri António Guterres, WMO'nun bulgularını iklim krizinin bir başka kanıtı olarak nitelendirerek tüm hükümetleri, uzun vadeli küresel sıcaklık artışını 1,5°C derece ile sınırlandırmak için bu yıl yeni ulusal iklim eylem planları sunmaya ve yıkıcı iklim etkileriyle başa çıkmada en savunmasız olanları desteklemeye çağırdı. Guterres, “2024'teki cayır cayır yanan sıcaklıklar, 2025'te çığır açıcı iklim eylemleri gerektiriyor. İklim felaketinin en kötüsünden kaçınmak için hala zaman var. Ancak liderler harekete geçmeli–şimdi” diye de vurguladı.
Aşırı hava olaylarının maliyeti yükseliyor
Hem iki yıllık hem de 10 yıllık risk beklentilerinde aşırı hava olaylarının ilk sırada yer alması tesadüf olmasa gerek. WEF'in beklenti anketindeki göstergeler, 2024'te dünyanın 1,5°C ısınma eşiğini aşmasının ve ekolojik risklerin ciddiyetinin giderek daha fazla hissedilmesinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Elbette, en kötü senaryoların önlenmesi için halen çözümler masada, ancak buna dair karar vericiler, siyasiler ve ilgili küresel kuruluşlar nasıl önlemler alıyor diye baktığımızda ise son derece yavaş ve isteksiz ilerleyen bir iklim mücadelesi görüyoruz maalesef.
Öte yandan: Aşırı hava olaylarına bağlı ekonomik kayıpların büyüklüğü göz önüne alındığında endişelerin neden boş olmadığının bir diğer kanıtı da reasürans şirketi Munich Re tarafından ortaya kondu. Geçen günlerde yıllık afet raporunu açıklayan Munich Re, 2024’te doğal afetlerin dünya genelinde 140 milyar doları sigortalı olmak 320 milyar dolarlık küresel ekonomik kayba neden olduğunu açıkladı.
- Munich Re'deki bilim insanlarının yaptığı hesaplamalara göre, bu rakamlar geçen yılların enflasyona göre düzeltilmiş ortalama değerlerinden oldukça yüksek. Yıllık kayıpların 30 yıllık ortalaması 181 milyar dolar düzeyinde iken 10 yıllık ortalaması ise 236 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
Raporda, “Sigortalı kayıplar açısından 2024 en pahalı üçüncü yıl oldu. Toplam kayıplar açısından ise geçen yıl 1980'den beri maliyet skalasında beşinci sırada yer aldı” ifadesi de yer alıyor.
Ayrıca: Seller, orman yangınları ve şiddetli fırtınalar gibi yoğun olmayan afetlerden kaynaklanan kayıpların toplamı da geçen yıl 136 milyar dolara ulaştı. 2024 yılında doğal afetlerden kaynaklanan kayıpların yüzde 93'ü aşırı hava olayları nedeniyle meydana geldi.
Çatışma ve dezenformasyon tehdidi artıyor
Rapora göre, kısa vadeli en önemli 10 riskin ilk iki sırasında bulunan devlet temelli silahlı çatışmaları ve aşırı hava olaylarını, jeo-ekonomik çatışma, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, ekonomik gerileme, yeryüzü sisteminde kritik değişiklikler, ekonomik fırsat eksikliği veya işsizlik, insan hakları ve sivil özgürlüklerin erozyona uğraması ve eşitsizlik takip ediyor.
Gelecek iki yıla ilişkin riskler açısından ise yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ikinci kez üst üste ilk sırada kalmayı sürdürüyor. Bu durum, dezenformasyonun ulusal ve uluslararası bölünmeleri şiddetlendirmek suretiyle toplumsal uyum ve yönetişime yönelttiği tehditlerin altını çiziyor.
Aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma, siber casusluk ve savaş da gelecek iki yıla ilişkin en büyük 10 risk arasında yer alıyor. Katılımcıların yarısından fazlası gelecek iki yıl içinde dünyada istikrarsızlık beklerken bu durum, uluslararası işbirliğindeki parçalanmayı yansıtıyor.
Uzun vadede çevresel riskler zirvede
Gelecek 10 yıla ilişkin uzun vadeli en büyük 10 risk arasında ise çevresel riskler ilk sırada bulunuyor. Bunu biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistemin çöküşü, yeryüzü sisteminde kritik değişiklikler, doğal kaynakların azalması, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon, yapay zeka teknolojilerinin olumsuz sonuçları, eşitsizlik, toplumsal kutuplaşma, siber suçlar ve kirlilik takip ediyor.

Rapora göre, uzun vadeli projeksiyonlar küresel işbirliği mekanizmalarının artan bir baskıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Katılımcıların yüzde 64'ü dünyadaki orta ve büyük güçler arasında rekabetin damgasını vurduğu parçalanmış bir küresel düzen öngörürken çoktaraflılık açısından ciddi zorlanmalar yaşanacağını düşünüyor.
Eşitsizlik ve toplumsal kutuplaşma gibi riskler, kısa ve uzun vadede öne çıkarken, yasa dışı ekonomik faaliyetler, artan borç yükleri ve stratejik kaynakların belirli bölgelerde yoğunlaşmasına ilişkin artan endişeler, gelecek yıllarda küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırabilecek kırılganlıklar olarak görülüyor.
- Bu kapsamda rapor, ülkelere istikrarsızlığı önlemek, güveni yeniden inşa etmek ve herkes için sürdürülebilir ve kapsayıcı bir gelecek sağlamak için diyaloğa öncelik verilmesi, uluslararası bağların güçlendirilmesi ve işbirliğinin teşvik edilmesi çağrısında bulunuyor.
Bu yılın raporunda neler farklı?
Dünya Ekonomik Forumu’nun raporla ilgili değerlendirme kısmında bu yılki beklentilerde nelerin farklılaştığı da belirtiliyor. Mesela 2024 yılında nispeten yavaş bir küresel büyüme gerçekleşmesine rağmen, hiçbir ekonomik risk bu yılın iki yıllık risk sıralamasında ilk 10'a giremedi. Hem enflasyonun hem de ekonomik gerilemenin sıralamalarda önemli ölçüde gerilemesi dikkat çekti.
- Ancak: Ekonomik gerileme 2025 yılına ilişkin risk faktörü olarak yer alıyor, geçen yıla göre bir sıra yükselerek mevcut küresel riskler sıralamasında 6. sıraya yerleşiyor. Özellikle genç yaş gruplarının bundan endişe duyduğu yönünde bir bilgilendirme de yapılıyor.
Derinleşen siyasi bölünmeler, artan korumacılık ve zayıflayan güven dünyasında, hem toplumlar içinde hem de ülkeler arasında büyüyen bir parçalanma hissi var.
Yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma, sırasıyla 4 ve 5 numaralı pozisyonlarda olmak üzere, şu anda en önemli riskler olmaya devam ediyor, ancak birincisinin ciddiyet puanı yıldan yıla arttı ve iki yıllık yakın gelecekte bir kez daha baskın risk haline geldi.
En büyük risk devlet temelli silahlı çatışmalar
Dünya çapında silahlı çatışmaların artmasından duyulan endişelerin yansımaları da dikkat çekiyor. WEF'in Küresel Risk Algısı Anketi'ne katılanların yüzde 23’ü, “devlet temelli silahlı çatışmaların” 2025 yılında küresel ölçekte önemli bir krize yol açacağını düşünüyor.
- Bu durumun en büyük nedeni, küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler ve güç odaklı bölünmeler olarak gösteriliyor.
Diğer yandan, jeo-ekonomik parçalanmanın tüm ekonomileri etkileyeceği, gelişmekte olan piyasalarla düşük gelirli ülkelerin bundan en fazla zarar görenlerden olacağı da beklentiler arasında yer alıyor.
Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Girişimi Başkanı Mark Elsner'in “Çatışmalardan iklim değişikliğine kadar birbirine bağlı krizler, koordineli ve kolektif eylem gerektiriyor. Güveni yeniden inşa etmek ve işbirliğini teşvik etmek için acilen harekete geçilmezse bunun sonuçlarını gelecek nesiller hissedecek” ifadeleri de aslında çatışmalar ile aşırı hava olayları arasındaki bağlantının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
İklim kriziyle bağlantılı tüm riskler, giderek gezegenimizin daha kırılgan bir küresel ekosisteme sahip olmasına neden oluyor. Her zamankinden daha koordine, kolektif ve karar alma mekanizmalarının hızlandığı bir eylemlilik hâline ihtiyacımız var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




