Zincirleme afetler çağı: Nepal'deki felaket bize ne anlatıyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bu hafta Nepal’in Tibet sınırında 21. yüzyılın en büyük felaketlerinden biri yaşandı. Nepal’in Çin sınırına yakın Rasuwa ve çevresinde 26 Ağustos günü meydana gelen ve Nepal sınır bölgesini vuran felaket, ilk bakışta şiddetli yağış kaynaklı sel gibi görünse de, şu ana kadar elde edilen bilimsel bulgular bunun çok daha karmaşık bir zincirleme jeolojik olay olduğunu gösteriyor.
- Sınırın hem Nepal hem de Tibet tarafında şu ana kadar 600'ün üzerinde can kaybı olduğu ve yaklaşık 2.000 kişinin kayıp olduğu açıklansa da can kayıplarının yükselebileceğinden endişe ediliyor.
Şiddetli sel ve buzul çökmesi sırasında çok sayıda yol, köprü ve baraj yıkılarak ağır hasar aldığı için altyapı neredeyse çöktü. Nepal Afet Yönetimi Kurumu'nun (NDRRMA) verdiği ilk bilançoya göre 35 karayolu köprüsü ile 45 asma köprü yıkıldı, yaklaşık 40 kilometrelik yol sular altında kaldı ve dokuz ilçede yollar ulaşıma kapandı. Kathmandu ile Tibet'i birbirine bağlayan tek kara yolu olan 42 kilometrelik yolun tamamı birçok noktasından koptu.
- Nepal Elektrik Kurumu 14 enerji projesinin zarar gördüğünü, şebekeden yaklaşık 430 megavatlık kapasitenin düştüğünü bildirdi. Hükümetin ilk tahmini, yalnızca yol ve köprü hasarı için 200 milyar Nepal rupisi.
Selden etkilenen bölgedeki baraj gölünün taşması sebebiyle kurtarma çalışmaları da zaman zaman durmak zorunda kalıyor. Mühendis ekiplerinin ilk tespitlerine göre, baraj gölündeki su hacmi 2,5 milyon metreküp taştı.
Diğer yandan, bölgede devam eden yağışlar nedeniyle yukarı havzadaki hassas bölgede bulunan toprak ve kayalar gevşedi. Önümüzdeki günlerde yağışların göle akmasının beklendiği ve yüksek patlama riski oluşturduğu ifade ediliyor. Bölgede ayrıca toprak kayması sonucu oluşan doğal bir baraj nedeniyle büyük miktarda su birikti. Uzmanlar, oluşan barajdaki herhangi bir hareketliliğin suyun bariyeri aşmasına ve ikinci bir sele sebep olması riskine dikkat çekerken, vatandaşlara “yüksek yerlere çıkın” uyarıları yapılıyor.
Felaketin anatomisi
Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi'nin (ICIMOD) ilk değerlendirmesine göre felakete yaklaşık 5.200 metre yükseklikteki bir buzul kütlesinin kopması ve ve 1.200 metre aşağıya çökmesi neden oldu. Kütle inerken yalnızca buz değil, devasa miktarda kaya ve tortu da sürüklendi.
Daha sonra buz ve kaya nehre doğru indi. Çökmeyle birlikte buz, kaya, toprak ve su birbirine karışarak Lhende Khola nehir sistemine ulaştığında son derece hızlı bir moloz ve çamur akışı oluşturdu. Akışın bazı bölümlerde yaklaşık 50 metre/saniye hıza ulaştığı ifade ediliyor.
Ardından nehir, geçici olarak doğal bir barajla kaplanmış oldu, buz ve kaya kütlesi nehrin bir bölümünü tıkadı, böylece yukarı kısımlarda su birikti. Bu doğal barajın bir süre sonra dayanamayarak boşalması, aşağıya doğru çok ani bir şekilde su, kaya ve çamurdan oluşan büyük bir dalga gönderdi. Bu nedenle, yaşanan felaket klasik bir yağmur selinin yarattığından çok daha yıkıcı hâle geldi.
Himalayalar’ın coğrafi özellikleri de felaketi büyüten başka bir unsur oldu. Dar ve dik vadilerde akan suyun önünde geniş bir yayılma alanı olmadığı için su, kaya ve çamur aşağı doğru adeta dev bir borunun içinde geçiyormuş gibi ilerledi; yol üzerindeki köprüleri, yolları, yerleşim yerlerini ve altyapıyı önüne katarak süpürdü. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'na (USGS) göre moloz akışı ve sel yaklaşık 100 kilometre yol aldı. Nepalli yetkililer Trishuli Nehri'nin bazı noktalarda yarım saat içinde dokuz metre yükseldiğini bildirdi.
Sarsıntının kaynağı deprem değil
Olayın hemen ardından saat 08.37'de yerel sismometrelerde 4,4 büyüklüğünde bir sarsıntı görüldü. Bu nedenle ilk başta felakete de depremin yol açtığı düşünüldü. Ancak daha sonradan anlaşıldığı üzere sarsıntıyı deprem değil, buzul ve kaya kütlesinin çökmesi üretmişti ve açığa çıkan sismik enerji 5,2 büyüklüğünde bir depremin karşılığıydı.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu da ilk olarak 4,4-5,2 büyüklüğünde bir deprem olarak kaydedilen sarsıntının, aslında buzul ve kaya kütlesinin çökmesiyle ortaya çıkan sismik enerji olduğunu doğruladı.
- Buradaki en çarpıcı nokta, felakete tek bir sel oluşumunun değil, Himalayalar’ın buz, kaya, su ve iklim sistemlerinin birbirini tetiklediği zincirleme bir reaksiyonun sebep olması.
İklim krizi açısından bakıldığında tehlike de tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü ikili krizinin etkisiyle buzullar sadece küçülmüyor, aynı zamanda dağ sisteminin fiziksel dengesini de değiştiriyor. Bu nedenle gelecek yıllarda özellikle Himalayalar’da daha fazla buzulun çökmesiyle heyelan ve ani su taşkınlarının görülmesinin ciddi bir risk olduğu değerlendiriliyor.
Nepal’de yaşanan felakette iklim krizinin rolü nedir?
Burada çok önemli bir ayrımı yapmakta fayda var. Elbette, iklim krizi doğrudan bu sel felaketinine neden oldu diyebilmek için henüz erken. Ancak bilim insanları küresel ısınmanın Himalayalar'daki buz ve kaya sistemlerini istikrarsızlaştırdığını vurguluyor.
- Sıcaklıkların yükselmesi buzulların geri çekilmesine ve buzun yapısının zayıflamasına neden oluyor; erime suyu buzla kaya arasına girerek kaymayı kolaylaştırıyor; yüksek rakımlardaki donmuş zeminler çözüldükçe yamaçlar gevşiyor. Buzul kopması, kaya çığı, heyelan ve ani selin birbirini tetikleme ihtimali böylece artıyor.
Nature dergisinde 27 Ağustos'ta yayımlanan değerlendirmede olay, ısınan Himalayalar'da yüksek rakımlı bölgelerin giderek istikrarsızlaşmasının çarpıcı bir örneği olarak tanımlanıyor.
Afetler artık tek başına değil, zincirleme geliyor
Nepal'de yaşananların bize ne gösterdiğini tek cümleyle özetlemek mümkün: Felaketler artık tek başına değil, zincirler hâlinde geliyor. İklim kriziyle baş gösteren aşırı sıcaklar buzul erimesine, erime buz ve kaya stabilitesinin bozulmasına, bu da heyelana, nehir tıkanmasına ve ani sele yol açıyor.
Felaketin bilançosu ise can kayıplarıyla bitmiyor. Yolların, köprülerin ve santrallerin zarar görmesi ticareti kesintiye uğratıyor, turizmi ve tarımı vuruyor, sigorta maliyetlerini yükseltiyor ve yeniden inşa yükünü kamu bütçesine yüklüyor. İklim riski, fiziksel bir riskle başlayıp altyapı ve ekonomi risklerine uzanan bir zincir kuruyor.
Yani burada iklim riskinin sebep olduğu büyük bir fiziksel, altyapı ve ekonomik risk zinciri de ortaya çıkıyor.
Nepal felaketinden Türkiye’nin çıkarabileceği dersler
Nepal'i uzak bir coğrafya sayıp felaketin derslerine dikkat kesilmemek hata olur. Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde buzullar bulunmadığı için aynı senaryo beklenmiyor, ama Himalayalar aynı iklim sisteminin parçası.
- Himalayalar’daki nehirler üzerinde büyük ölçüde hidroelektrik santralleri altyapısı bulunuyor. Buzul erimesi kaynaklı ani gelişen olaylar, bu altyapıyı tehdit ediyor.
İster istemez ortaya şöyle bir paradoks çıkıyor: İklim kriziyle mücadelede küresel anlamda çok daha fazla yenilenebilir enerji altyapısına ihtiyaç var. Ancak, iklim krizi hidroelektrik santrallerinin dayandığı su rejimini de değiştiriyor. Yani, enerji dönüşümünün kendisi de iklim krizinden bağımsız değil.
Türkiye açısından baktığımızda şu soruyu sorabiliriz: Kuraklık ve aşırı yağış rejimi değişirken, Türkiye’nin hidroelektrik santral yatırımlarının iklim dayanıklılığı doğru hesaplanıyor mu?
Diğer yandan, Türkiye açısından birkaç bağlantılı özellikle önemli: Himalayalar, Asya’nın en büyük nehir sistemlerinin su deposu. Buzulların çekilmesi ilk aşamada daha fazla su üretebilir fakat uzun vadede buz kütlesi küçüldükçe bu “doğal su depolama sistemi” zayıflıyor. Bu Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yaşadığı probleme çok benziyor.
Türkiye’de iklim krizi nedeniyle yağış rejimi daha düzensiz, kuraklık riski daha yüksek ve aşırı yağış olayları daha yıkıcı hâle geliyor. Dolayısıyla Nepal’de yaşanan felaket, Türkiye’ye buzul çökmesi olarak gelmeyebilir ancak kuraklık, ani sağanak, sel ve su taşkınları, heyelan baskısı yaşanabilir.
Nitekim geçmişte bunun bir örneği yaşandı. 2021 yılında Kastamonu Bozkurt’ta meydana gelen selde dere üzerindeki köprülerin ağaç gövdeleri ve selle gelen taş çakılla tıkanması ve bir baraj oluşumuna neden olmasıyla selin etkisi büyük oldu. Yine dere yatağının beton kanala dönüştürülmesi, derelerin mendereslerinin yok edilmesi ve taşkın yatağındaki yapılaşmalar selin verdiği zarara çarpan etkisi yaptı.
Yani Türkiye özelinde Karadeniz bölgesinde ve yüksek dağlık alanlarda kar kütlesi, kaya çığı, heyelan, aşırı yağış ve sel kombinasyonları önemli.
Nepal tek riskli bölge değil
Nepal’de yaşananlar istisna değil. Özellikle yüksek dağ kuşaklarında buz kütlesi kopması, kaya çığı, nehir tıkanması ve ani sel zincirinin oluşabileceği başka noktalar da var. Pakistan, Çin ve Hindistan sınırlarındaki Karakurum, Tacikistan-Kırgızistan hattındaki Pamir, Orta Asya'nın su kulesi sayılan Tanrı Dağları, And Dağları ve Alaska yüksek riskli bölgeler arasında sıralanıyor. Alpler, Kafkaslar, Yeni Zelanda Güney Alpleri ve Kanada Kayalıkları da bu listede.
Üç bölge öne çıkıyor. Birincisi, dünyanın en yüksek ikinci zirvesi K2'ye ev sahipliği yapan Karakurum'un buzulları. İkincisi, Peru'daki And Dağları; ülkenin Cordillera Blanca bölgesi dünyanın en yakından izlenen alanlarından biri. Üçüncüsü, yoğun nüfusun hemen yanı başındaki Avrupa Alpleri.
- İsviçre, Fransa, İtalya ve Avusturya Alpleri'nde donmuş toprak katmanlarının çözülmesi büyük bir sorun: Dağın içinde kaya parçalarını birbirine bağlayan buz eriyor, yamaçlar eskisi kadar sağlam değil. Yani mesele yalnızca buzun erimesi değil, buzun kayayı birarada tutma işlevini yitirmesi.
Türkiye açısından bir diğer kritik bölge, Gürcistan'ın dağlık kesimleri ve Kafkaslar. Burada buzul erimesi, donmuş zeminin çözülmesi, aşırı yağış ve heyelan birleştiğinde benzer afetler görülebilir.
Elbette bütün buzullar aynı hızda erimiyor, risk de her bölgede aynı biçimde artmıyor. Bazı buzullar hızla küçülüyor, bazıları daha karmaşık davranıyor. Asıl soru şu: Hangi buzul, hangi koşullarda, hangi yamaçta ve hangi su sisteminin üzerinde duruyor?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31 iklim zirvesinde Antalya'da biraraya gelecek ülkeler, fosil yakıtlardan çıkış, kritik mineraller, karbon piyasaları, iklim finansmanı ve doğal kaynakların korunması gibi başlıklarda müzakereler yürütecek. Zirvenin temel sorusu yeşil dönüşümün maliyetini kimin üstleneceği ve ekonomik kazançların kimlere ulaşacağı olacak. Müzakereler geleceğin ekonomik düzeninde ülkelerin nasıl konumlanacağını da gösterecek.
08 Kas 2026

Birlikte yaşamın mimarisi, nerede, kimlerle yaşayacağımız sorusuyla sınırlı kalamaz. O mekanlardaki hayatın hangi emekle sürdürüldüğü, ihtiyaçların nasıl karşılandığı, üretimin, mülkiyetin, kaynakların nasıl paylaşıldığı da topluluğun kuruluşuna içkindir. Ortak mekanlar yaratmak, başlı başına ortak hayat üretmek anlamına gelir mi? Birlikte üretmek, adil bölüşümü kendiliğinden getirir mi?

Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.




