COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı COP31 için sayılı günler kaldı. Zirvenin gündeminde pek çok başlık var ancak finansman, uyum, kayıp ve zarar ile uygulama süreçleri öne çıkacak. COP31 başkanlığının açıkladığı yaklaşım, önceki zirvelerde alınan kararları somut ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürmek şeklinde olacak.
Bu yazıda iklim finansmanı gündemine ve zirve sırasında bu başlık altında nelerin tartışılacağına odaklanacağız. Zirvede, tartışma tek başına ne kadar para bulunacağı üzerine değil, bu paranın kim tarafından sağlanacağı, hangi koşullarda aktarılacağı ve iklim krizinden en fazla etkilenen ülkelere nasıl ulaştırılacağı üzerine kurulacak diyebiliriz.
COP sürecinde iklim finansmanı hedefinin iki ayağı var. Nedir bunlar?
Birincisi gelişmiş ülkeler öncülüğündeki 300 milyar dolarlık hedef. Burada gelişmekte olan ülkelere sağlanacak finansmanın 2035'e kadar yıllık en az 300 milyar dolara ulaşması hedefi temel alınıyor. Bu hedef, daha geniş 1,3 trilyon dolarlık finansman çerçevesinin parçası olarak görülüyor. 300 milyar dolar, gelişmiş ülkelerin öncülüğündeki yeni kolektif finansman hedefi; 1,3 trilyon dolar ise daha geniş kaynakların harekete geçirilmesini öngören küresel hedef.
İkincisi ise yıllık küresel iklim finansmanı olarak belirlenen 1,3 trilyon dolar. Bu, gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemlerini desteklemek üzere kamu ve özel kaynaklardan finansmanın 2035'e kadar yıllık bu düzeye çıkarılması hedefini içeriyor. Buradaki önemli ayrıntı, 1,3 trilyon doların tamamının devlet bütçelerinden karşılanmasının öngörülmemesi. Kamu kaynaklarının yanı sıra özel yatırımların ve diğer finansman kanallarının da harekete geçirilmesi hedefleniyor.
Bu iki hedef birbirinin alternatifi değil. 300 milyar dolar, daha geniş 1,3 trilyon dolarlık hedefin yerine geçmiyor. Bakü-Belém Yol Haritası, 1,3 trilyon dolara ulaşmak için mevcut finansman sisteminin nasıl ölçeklendirilebileceğini açıklıyor.
Bakü–Belém Yol Haritası, COP29'da Azerbaycan'ın başkanlığında kabul edilen finansman hedefinden hareketle, COP29 ve COP30 başkanlıklarının geliştirdiği ve Kasım 2025’te yayınlanan bir eylem çerçevesi olarak temel alınıyor. Amacı, gelişmekte olan ülkelerde iklim eylemi için 2035'e kadar yılda en az 1,3 trilyon dolar tutarında dış finansmanın harekete geçirilmesine giden yolu tarif etmek olarak özetlenebilir.
Bu yol haritası yeni bir uluslararası fon kurmuyor ve tek başına 1,3 trilyon dolar taahhüt etmiyor. Mevcut kamu ve özel finansman kaynaklarını, kalkınma bankalarını, hibeleri, uygun koşullu kredileri ve yenilikçi finansman araçlarını ortak bir çerçevede buluşturmayı amaçlıyor.
COP31 açısından bütün bu tartışmanın özü ne?
COP30'da ilerletilen Bakü–Belém Yol Haritası, gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemleri için 2035'e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolar finansmanın bütün kamu ve özel kaynaklardan harekete geçirilmesini hedefliyor. COP31'de bunun uygulanması; hangi kaynakların kullanılacağı, finansman akışlarının nasıl izleneceği ve ülkelerin iklim planlarıyla nasıl eşleştirileceği üzerinden tartışılacak. Buradaki en kritik soru, hedefin açıklanmış bir rakam olmaktan çıkıp uygulanabilir bir finansman planına dönüşüp dönüşmeyeceği…
Yol haritasının COP31’de öncelikli olarak şu sorulara yanıt bulması gerekiyor:
Kaynak nereden gelecek? Kamu bütçeleri, kalkınma bankaları, özel sermaye ve yenilikçi finansman araçları arasında nasıl bir dağılım kurulacak? Kim, hangi koşullarda kaynak alacak? Finansman hibe mi, kredi mi olacak, gelişmekte olan ülkelerin borç yükünü artıracak mı? Para gerçekten ihtiyacı olana ulaşacak mı? Özellikle en az gelişmiş ülkeler, küçük ada devletleri ve iklim felaketlerinden ağır etkilenen topluluklar kaynaklara ne ölçüde erişebilecek?
COP31, tam da yol haritasının yayımlanmasından sonraki uygulama döneminde düzenleniyor. COP30 başkanlığı, 2026 yılı için yol haritasındaki ilerlemenin izlenmesi, finansman kaynaklarının analiz edilmesi ve ülke öncelikleriyle bağlantı kurulması gibi çalışma alanları belirlemişti. COP31 açısından da bu çalışmalar, müzakerelerle somut yatırım uygulamaları arasındaki bağlantıyı güçlendirebilir.
Bu nedenle tartışmanın ağırlık merkezi, hedefin nasıl hayata geçirileceğine kayıyor. Burada yine öne çıkması beklenen birkaç nokta var. Hangi kurumların hangi adımları attığı ve finansman akışlarının nasıl ölçüleceği, hibe, kredi ve özel yatırım arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, ulusal iklim planlarının ve uyum planlarının finansmana dönüştürülmesi ve sermaye maliyetinin düşürülmesi, borç baskılarının azaltılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması…
Ülkelerin ne kadar katkı yapacağı nasıl hesaplanacak?
Bu, henüz tam olarak çözülmemiş meselelerin başında geliyor. COP30 Başkanlığının 2026 çalışma planında 1,3 trilyon dolara ulaşmak için farklı finansman kaynaklarının katkısını daha ayrıntılı modellemek, olası artış patikalarını belirlemek ve ilerlemeyi izleyecek bir çerçeve oluşturmak bulunuyor. Yani hedef belirlendi ancak ülkeler, GSYH'ye dayalı bağlayıcı bir paylaşım formülü üzerinde anlaşmış değil.
Bununla birlikte, böyle bir formülün nasıl hayata geçirilebileceğine ilişkin öneriler var. Örneğin, UNCTAD'ın 2024 tarihli analizinde, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı katkılarının GSYH'lerinin yaklaşık yüzde 1,4'üne karşılık gelmesi yönünde bir hesaplama önerilmişti. Ancak bu, COP'ta kabul edilmiş bir yükümlülük değil; alternatif bir politika önerisiydi.
Bu ayrım önemli çünkü GSYH, tarihsel emisyonlar, ödeme kapasitesi ve iklim eylemi ihtiyaçları esas alınarak farklı yük paylaşımı modelleri geliştirilebilir. Fakat bunların hangisinin uygulanacağı konusunda ortak bir formül henüz ortada yok.
Her ülkenin GSYH'sinin belirli bir yüzdesini iklim finansmanına aktarmasını zorunlu kılan ortak bir formül belirlenmiş değil. Bakü–Belém Yol Haritası da ülkeler için böyle bir kota koymuyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin resmî metni, 1,3 trilyon dolar hedefini bütün kamu ve özel kaynakların harekete geçirilmesi çağrısı olarak tanımlıyor.
Uluslararası öncelikler ve kamu kaynaklarının tahsisi bakımından şöyle bir kıyaslama yapılabilir.
Savunma harcamaları için bütçe var, ya iklim finansmanı için?
NATO müttefiki ülkelerin GSYH'nin yüzde 5'ini savunma ve güvenlikle ilgili harcamalara ayırma hedefi, Haziran 2025 tarihinde Lahey'de düzenlenen NATO Zirvesi'nde kabul edildi. Hedefin 2035'e kadar gerçekleştirilmesi öngörülüyor. Bu, önceki yüzde 2'lik savunma harcaması ölçütünün önemli ölçüde yükseltilmesi anlamına geliyor. NATO'nun gerekçesi, değişen güvenlik ortamında ittifakın askerî kapasitesini ve caydırıcılığını güçlendirmek. Rusya kaynaklı tehditler, mühimmat ve hava savunması ihtiyacı, siber saldırılar, kritik altyapının korunması ve savunma sanayisinin üretim kapasitesi bu tartışmanın başlıca unsurları olarak öne çıkıyor.
NATO'nun yayımladığı en güncel yıllık rapora göre, 32 NATO müttefikinin temel savunma harcamaları 2025'te toplam 1,4 trilyon doları aştı.
Güvenlik tehditlerine karşı ülkeler gelecek için bugünden yatırım yapabiliyorsa iklim krizi kaynaklı felaketleri ve ekonomik kayıpları önlemek için de aynı kararlılığı gösterebilir. NATO üyeleri savunma harcamalarını artırmak için GSYH'ye dayalı, takvimlendirilmiş bir hedef üzerinde anlaşabilirken, iklim krizinin finansmanı için neden ülkelerin ekonomik kapasitelerine dayanan benzer bir katkı formülü üzerinde anlaşamıyor? Neden iklim kriziyle mücadelede aynı aciliyet gösterilmiyor?
Bu doğrudan bir kıyaslamadan ziyade uluslararası finansmanda siyasi iradenin ve yük paylaşımının nasıl şekillendiğini görmek açısından çarpıcı bir örnek. NATO, ülkeler için GSYH'ye bağlı bir harcama hedefi belirledi. İklim finansmanında yıllık 1,3 trilyon dolarlık küresel hedef bulunmasına rağmen ülkelerin katkılarını GSYH'lerine göre dağıtan bağlayıcı bir formül yok. Savunma harcamalarının toplamı mevcut bütçe taahhütleri üzerinden hesaplanırken, iklim finansmanı hedefi kamu kaynaklarıyla birlikte özel sermayenin harekete geçirilmesini de içeriyor.
COP kapsamındaki temel finansman mekanizmaları hangileri?
COP29'da belirlenen hedefin hayata geçirilmesi için hazırlanan 1,3 trilyon dolarlık yol haritası, yeni bir fon yaratmaktan ziyade mevcut finansman kaynaklarını ve araçlarını daha tutarlı biçimde harekete geçirmeyi amaçlıyor. COP31'e doğru mesele, bu çerçevenin uygulanabilir sonuçlara dönüşmesi olarak karşımıza çıkıyor.
Tam bu noktada, halihazırda COP kapsamında hangi finansman mekanizmaları ve araçları var onlara bakalım:
Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund - GCF): Gelişmekte olan ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğine uyum projelerini destekler. Yenilenebilir enerji, dayanıklı altyapı ve iklim risklerine karşı hazırlık gibi alanlarda çalışır.
Kayıp ve Zarar Fonu (Fund for Responding to Loss and Damage): İklim değişikliğinin yol açtığı ekonomik ve ekonomik olmayan kayıplarla başa çıkmakta zorlanan, özellikle kırılgan gelişmekte olan ülkelere destek sağlar. Sel, kuraklık ve diğer iklim kaynaklı afetlerin sonuçları bu kapsamda değerlendirilebilir. Temel tartışma, fonun yeterli kaynakla beslenmesi ve desteğin ihtiyaç sahiplerine ulaşmasıdır.
Uyum Finansmanı (Adaptation Finance): İklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmak için gereken finansmandır. Tarım, su yönetimi, erken uyarı sistemleri, aşırı sıcaklara hazırlık ve kıyıların korunması gibi alanları kapsar. Buradaki temel mesele, uyum finansmanının artırılması ve ülkelerin borç yükünü ağırlaştırmadan kullanılabilmesidir.
Adil Geçiş Finansmanı (Just Transition): Fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişin çalışanlar, yerel topluluklar ve düşük gelirli kesimler üzerindeki etkilerini yönetmeyi amaçlar. Yeniden eğitim, yeni istihdam alanları, sanayinin dönüşümü ve sosyal koruma araçları bu kapsamda yer alabilir. Finansman; hibeler, uygun koşullu krediler, kamu-özel ortaklıkları ve özel fonlar gibi farklı araçlarla sağlanabilir.
Yeşil Sanayileşme Mekanizması (LDC-GIF): En az gelişmiş ülkelerin yeşil sanayi projeleri geliştirmelerine yardımcı olmayı amaçlar. Teknoloji transferini, teknik uzmanlığı, proje hazırlığını ve mevcut finansman kaynaklarına erişimi bir araya getirir. COP31 açısından özellikle önemli şu, mekanizmanın Antalya'da Kasım 2026'da resmî olarak başlatılması planlanıyor. Türkiye öncülük ediyor; BM Teknoloji Bankası sekretarya görevini üstleniyor. Bu, bağımsız bir kredi veya hibe fonundan ziyade projeleri mevcut finansman kaynaklarıyla buluşturan bir kolaylaştırma mekanizmasıdır.
Kamu ve özel sermayeyi birlikte harekete geçirme: Devletlerin ve kalkınma bankalarının kaynaklarıyla özel yatırımların bir araya getirilmesini hedefliyor. Kamu garantileri, uygun koşullu krediler ve karma finansman (blended finance) gibi araçlarla yatırımcıların risklerinin bir bölümü azaltılabilir. Ancak özel sermaye her alana eşit ölçüde gitmez. Ticari getirisi düşük olan uyum projeleri ve en kırılgan ülkeler, sadece özel yatırımcılara dayanan modellerden yeterince yararlanamayabilir.
1,3 trilyon dolarlık finansman hedefine nasıl ulaşılacak?
İklim finansmanı açısından en haklı soru bu, hedeflenen 1,3 trilyon dolar nasıl biraraya getirilecek? Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, COP30’da ilerletilen Bakü–Belém Yol Haritası, gelişmekte olan ülkelerin iklim eylemleri için 2035'e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolar finansmanın bütün kamu ve özel kaynaklardan harekete geçirilmesini hedefliyor. 1,3 trilyon dolarlık hedefin tamamı kamu bütçelerinden karşılanmayacak. Özel sermaye, kalkınma bankaları, uluslararası fonlar ve kamu kaynaklarının birlikte nasıl çalışacağı önemli bir müzakere konusu olacak.
Konuyla ilgili çok fazla soru var, bunların hepsine COP31 müzakerelerinde cevap bulunabilecek mi, hep birlikte göreceğiz.
Ancak burada temel bir anlaşmazlık alanı var: Gelişmekte olan ülkeler, özellikle kırılgan ekonomiler, özel yatırımın tek başına yeterli olmadığı alanlarda kamu kaynaklarına ve hibeye ihtiyaç duyuyor. Yatırımcıların getiri beklentisiyle iklim krizinden etkilenen ülkelerin ihtiyaçları her zaman örtüşmüyor.
İklim finansmanının önemli bir boyutu, emisyonları azaltmanın yanı sıra iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine hazırlık olarak öne çıkıyor. Tarım ve su yönetimi, kuraklık, sel, aşırı sıcaklar, kıyı koruma ve erken uyarı sistemleri bu kapsamda. COP31 başkanlığının açıklamalarında uyum finansmanını ve yatırımlarını büyütmek açıkça öncelikler arasında yer alıyor. Temel soru: Uyum için ayrılan kaynaklar, ülkelerin gerçek ihtiyaçlarıyla ve artan iklim riskleriyle orantılı mı?
İş eninde sonunda gelip şurada düğümleniyor: İklim felaketlerinin faturası kim tarafından ödenecek?
Kayıp ve Zarar Fonu, iklim etkileri nedeniyle ortaya çıkan kayıpların karşılanmasına yönelik uluslararası mekanizmalardan biri. Buradaki tartışma fonun yeterli kaynağa sahip olması, finansmanın erişilebilirliği ve desteğin en çok ihtiyaç duyan ülkelere ulaşması. Uyum finansmanıyla arasındaki en önemli fark ise şu: Uyum, gelecekteki etkileri azaltmaya hazırlanmayı, kayıp ve zarar ise önlenemeyen veya uyumla giderilemeyen etkilerin sonuçlarını ele almayı amaçlıyor. COP31 Başkanlığı, fonun ilk finansman süreçlerinde ilerleme sağlanmasını da gündemine almış durumda.
Yine önemli sorulardan biri de hibe mi, kredi mi? İklim finansmanı borç krizini derinleştirecek mi?
Finansmanın nominal büyüklüğü tek başına yeterli bir ölçüt değil. Aynı tutardaki hibe ile faizli kredi, alıcı ülke açısından aynı anlama gelmiyor. Özellikle borç yükü yüksek ülkeler için uygun koşullu krediler, hibeler ve yeni borç yaratmayan finansman araçları önem taşıyor. Sermaye maliyetleri, eş finansman şartları ve karmaşık başvuru süreçleri de kaynaklara erişimi zorlaştırabiliyor.
Açıklanan finansman tutarıyla ülkelerin gerçekten kullanabildiği ve geri ödemek zorunda olmadığı kaynak miktarı aynı değil.
Fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş nasıl finanse edilecek? Enerji dönüşümünün finansmanı; yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra elektrik şebekeleri, depolama, sanayinin dönüşümü, çalışanların yeniden eğitilmesi ve fosil yakıtlara bağımlı bölgelerin desteklenmesini de kapsıyor. COP31'in adil geçiş mekanizması üzerindeki çalışmaları, dönüşümün sosyal ve ekonomik maliyetlerinin nasıl ele alınacağıyla bağlantılı. Finansman tartışması böylece enerji teknolojilerine yatırım meselesi olmaktan çıkıp, maliyetlerin toplum içinde nasıl paylaşılacağına da uzanıyor.
Para var mı, varsa erişilebilir mi? Küresel finansman kaynakları bulunsa bile ülkelerin projeleri hazırlaması, yatırımcıları çekmesi ve fonlara başvurması kolay olmayabilir.
COP31 öncesindeki Türkiye merkezli finansman diyaloglarında yeşil finansal araçlar, finansal düzenlemeler ve sınıflandırmalar, yatırım yapılabilir projelerin hazırlanması, risk paylaşımı, özel sermayenin harekete geçirilmesi ve güvenilir iklim verileri öne çıktı. Bu kapsamda, COP31’in Climate Implementation Bridge girişimi de ülkelerin iklim hedeflerini yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerini kolaylaştırmayı amaçlıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.




