

Migros’tan Anadolu balıkçılığının öyküsü: Dardanel’in katkılarıyla Anadolu’da Balıkçılık Gıdanın geleceğinin korunmasının yolu, Anadolu coğrafyasının tüm doğal kaynakları ve biyolojik çeşitliliğinin korunmasından geçiyor. Bu bilinçle hareket eden Migros , sosyal sorumluluk projesi olarak kabul edilebilecek bir farkındalık yaratma hedefiyle Bloomberg ekranlarına Anadolu Çiftliği hikâyesini taşıdı. Hikâyenin son bölümü, Anadolu’da Balıkçılık , cumartesi günü Bloomberg HT’de bizlerle buluşacak. Bu bölümde bizi neler bekliyor? Dardanel'in katkılarıyla hazırlanan ve Anadolu Çiftliği serisinin son bölümü olan Anadolu’da Balıkçılık ; Türkiye’nin denizlerinin altında yatan görkemi ve ihtişamı gözler önüne sererken Anadolu Çiftliği serisinin dağlardan ovalara, denizlerden göllere uzanan hikâyesinin belki de en renkli bölümlerinden biri olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Türkiye’de balıkçılık yaparak geçimini sağlayan Anadolu insanına da ev sahipliği yapan bölümde, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e balık avcılığı, sezon ve ürünlerin görkemli hikâyeleriyle tüm dünyada balıkçılık sektöründe yaşanan gelişmeler de ele alınıyor. Anadolu Çiftliği hikâyesi: Su, hava ve toprağın ne olduğu ve neden iyi korunması gerekliliği ile başlayan hikâyede küresel ısınma, denizler ve havada yaşanan ani değişimlerin bugün ve geleceğe etkileri, enerji kaynakları kullanımının dünyada hızlı değişimi; atık yönetimi ve gıdanın büyük bölümünün hâlen farklı sebeplerle atık hâline gelmesi; Anadolu Çiftliği serisi içerisinde yer alan bölümlerde işlenen diğer başlıklardan sadece birkaçı.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre Eminoğlu
Bundan tam bir mevsim önce, Eylül 2021’de. İki haftada bir, sinema evreninden bir konukla, bilinenden bilinmeyene doğru bir keşif yolculuğuna çıkalım dedik. Daima sinemayı gösteren pusulayı elime alarak geçirdiğim Keşif Sineması yolculuğunda her bir durakta; bazen uzun yıllardır takip ettiğim çoktan tanıdığım ve sevdiğim dostlarla, bazen de Ayvalık’ta, Antalya’da, İstanbul’da tanıdığım yepyeni isimlerle buluştum.
İzmir’in, New York’un, Oslo’nun, Ankara’nın, Ayvalık’ın, Galata’nın, Moda’nın, Büyükdere’nin sokaklarını yürüdük - bazen sözcüklerimizle, bazen adımlarımızla. Bağımsız sinemadan, belgesel sinemadan ve polisiye sinemadan, film yönetmekten, senaryo yazmaktan, festival düzenlemekten ve film kurgulamaktan konuştuk. Ortak zevklerde buluştuk, birlikte konuştuğumuz yönetmenler ve filmlerle Kuzey Avrupa’nın soğuğundan Güney Amerika’nın sıcağına uzandık. Odağımızda, gündemimizde hep keşif vardı.
Keşif Sineması’nın ilk yedi bölümünün köşesine atılan tarihleri barındıran 2021’e veda ederken şimdi hepsinin kapısını tekrar çaldım ve onlar için 2021’in en iyi keşfini sordum:

Can Kılcıoğlu
Can Kılcıoğlu - Inside (2021, Bo Burnham)
“Film mi video mu performans mı tam olarak anlayamadığım, hiçbir anını tahmin edemeden izlediğim, öngörülemez bir iş. Tüm eleştirisini verirken kendisiyle de sonuna kadar dalga geçmeyi başarabiliyor.”
Deniz Tortum - A Night of Knowing Nothing (2021, Payal Kapadia)
“Hindistan’daki öğrenci eylemlerinden ve üniversite yaşamından toplanmış görüntüler ve üst kasta mensup olan sevgilisi tarafından terk edilmiş bir kadının yazdığı mektuplar. Filmden çıktığımda nedense öfkeliydim, bizim neslin söylem ve eyleminin sınırlarını incelikli bir şekilde çizdiği için belki. Fakat zaman geçtikçe tüm bunlara yepyeni bir duyarlılık getirdiğini düşünmeye başladım, giderek derinleşen bir belgesel oldu benim için.”
Azize Tan - Unclenching the Fists (2021, Kira Kovalenko)
“Film bitince insan midesine yumruk yemiş gibi oluyor. Çok fazla bilmediğimiz bir coğrafyada, Kuzey Osetya'da geçen filmde genç bir kızın ailesinden, yaşadığı kasabadan, mahkûm olduğu hayattan kaçmak için verdiği mücadeleyi izliyoruz. Film hem "çiğ ya da ham" diyebileceğimiz kadar süssüz hem bir o kadar etkileyici. Erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmaya çalışırken aslında o kadının kaçıp gitmesinden ne kadar korktuklarını ve ne kadar zayıf olduklarını görüyoruz. Filme ismini veren babayla kız arasında geçen sahne de çok iyi.”
Selda Taşkın - Beginning (2020, Des Kulumbegashvili)
“Hikâyesinin iddiasını ve bu iddianın yükünü taşıyabilmek için gereken rasyonel ve estetik emeği vermekten kaçınmayan, cesur ve özenli bir film. Sakin ama kararlı bir şekilde bağıran güçlü bir kadın sesi duydum filmi izlerken ve bu ses hem güçlü mizansenlerinde hem mesafesini çok güzel kuran kadrajlarında ve dengeli sahne içi ritimlerinde hep duyuluyordu benim için.”

Nisan Dağ
Nisan Dağ - Dear Thomas (2021, Andreas Kleinert)
“Jürisinde yer aldığım Tallinn Black Nights Film Festivali’nde, En İyi Film ödülünü verdiğimiz hâlâ tortusu damağımda olan bir film. Ana karakterin ve filmin cezbedici ruhunun mükemmel bir bütünlük içinde oluşu, filmin en güçlü yanlarından birisiydi benim için.”
Tufan Taştan - tick, tick...BOOM! (2021, Lin-Manuel Miranda)
“Gerçeklerden yola çıkması, kendine has bir dil yaratması, o kısacık hikâyeyi müzikal ve anlatı sanatı içinde harmanlaması takdire şayandı.”
Ali Tansu Turhan - Petite Maman (2021, Céline Sciamma)
“Sanki bir film izlemedim. Yaralarıma sarılmak için ağlamaktan mutlu olmamı sağladı. Çok ağladım, filmden sonra da. Ve mutluydum.”
Keşif Sineması’yla keşif yolculuğumuz, 2022’de de devam edecek. Keşif Sineması'nın tüm sayılarını buradan okuyabilirsin. Kayda geçen sohbetlerin yer aldığı podcast bölümlerine de aşağıdaki Spotify çalma listesinden ulaşabilirsin.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yıl sonu yaklaşırken bu sayıda 2021'in sinema ve müzik keşiflerine göz atmaya davetlisin. Bir sonraki yolculuğun başlangıcında buluşalım.
24 Ara 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.



