47 telden çıkan melankoli: Mary Lattimore

47 telli arpından çıkardığı çağdaş seslerle kendi ifadesini yaratan Mary Lattimore ile tanışma zamanı
47 telden çıkan melankoli: Mary Lattimore

Audioteka #n
Audioteka ile birlikte

Yapı Kredi Yayınları’nın sesli kitapları Audioteka’da İçerik tüketme mecralarımız her geçen gün internete taşınıyor, alışkanlıklarımız değişiyor ve dolayısıyla yayıncılık da dönüşüyor. Basılı yayınları dinleyerek tüketmeye olanak tanıyan sesli kitaplar da dönüşen yayıncılığın hızla büyüyen pazarlarından biri olarak öne çıkıyor. Sesli içerik üretiminin ve tüketiminin yaygınlaşması, yayınevleri için yeni okurlara ulaşmak açısından birçok avantaj içeriyor. Okurlar da böylece iyi yayınlarıyla öne çıkan ve sevilen büyük yayınevlerinin kitaplarına sesli olarak ulaşma imkânı yakalıyor. Sesli kitapların herkes için avantajlı olduğunu bilen ve 2018 yılından bu yana Türkiye'de hizmet veren sesli kitap ve içerik platformu Audioteka da iş birliği yaptığı saygın yayınevleri arasına Yapı Kredi Yayınları'nı da ekliyor. Audioteka x YKY: Audioteka; 1945 yılında Doğan Kardeş dergisiyle başlayan serüveninde bugün Türkiye'deki yayıncılığın en büyük ve etkili kuruluşlarından biri hâline gelen Yapı Kredi Yayınları'yla (YKY) iş birliğine gidiyor ve YKY'nin en sevilen kitaplarının sesli içeriklerini abonelerine sunmaya başlıyor. Audioteka kullanıcıları şu an için, oyuncu ve müzisyen Fırat Tanış’ın sesinden İran doğumlu yazar Sadık Hidayet'in 1936 yılında yayımladığı baş yapıtı Kör Baykuş’a ve seslendirme sanatçısı Umut Tabak'ın sesinden "irade" ve "istenç" kavramlarına odaklanan filozof Arthur Schopenhauer'ın Aşkın Metafiziği kitabına sesli olarak erişebiliyor. Öte yandan Bilgin Adalı'nın yüzyıllar öncesinden bugüne taşınabilmiş Dede Korkut Hikâyeleri'ne getirdiği çağdaş yorumu Hakan Akın'ın sesinden dinleyebilen okurlar, İngiliz edebiyatının önemli eserlerini Türkçeye kazandıran Mina Urgan'ın çok sevilen kitapları Bir Dinozorun Anıları ve Bir Dinozorun Gezileri kitaplarına da Başak Özel’in sesiyle yine Audioteka’dan ulaşabiliyor. Audioteka: 2008 yılında Polonya'da kurulan Audioteka, en saygın yayınevlerinin kitaplarının seslendirilmiş hâllerine ve podcast gibi çok sayıda sesli içeriğe zaman ve mekândan bağımsız olarak erişmeye olanak tanıyan bir mobil sesli kitap platformu olarak öne çıkıyor. 9 ayrı dilde, 23 ülkenin sesli kitap ve içerik pazarında faaliyet gösteren Audioteka'nın Türkiye platformunda da 1200'den fazla kitaba ve çok sayıda sesli içeriğe erişilebiliyor. Sesli kitapları tek tek satın almaya olanak tanıyan Audioteka, aynı zamanda tüm özellikleriyle ilk 14 gün ücretsiz olmak üzere aylık 19,90 liralık abonelik ücretiyle webde, Android ya da iOS'ta kullanılabiliyor. Audioteka aboneliği, çalışanlarına yeni yıl hediyesi vermek isteyen kurumsal şirketler tarafından da sıklıkla tercih ediliyor. Audioteka’nın YKY yayınlarıyla genişleyen zengin içerik kütüphanesi keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Louis Pons. Kendisiyle geçtiğimiz günlerde MUBI üzerinden izlediğim Agnès Varda’nın 2000 yapımlı Toplayıcılar isimli belgesel filminde tanıştım. Pons, nesneler aracılığıyla resim yapan, hayatında tesadüflere yer açan bir sanatçı. Belgeselin bir bölümünde Pons’un çalışma atölyesini göstererek “Buradaki tüm nesneler benim sözlüğümdür. İnsanlar bunların bir çöp yığını olduğunu düşünüyor. Benim gördüğüm ise bir olasılık yığını…” cümleleriyle başladığı şahane bir diyaloğu var. Zihnimdeki ihtimaller zincirinin arasına yerleşen Pons, beni kavramlar arasında uzun bir yürüyüşe çıkardığı sırada yolum Mary Lattimore ile kesişti. Lattimore, Lyon & Healy marka arpıyla 50 yıl önce ilk kez The Beach Boys'un Good Vibrations ve The Beatles'ın She’s Leaving Home şarkılarıyla başlamış dönemler arası enstrüman flörtünü bugüne taşıyan bir müzisyen ve prodüktör. Karşınızda 47 telli arpından çıkardığı çağdaş seslerle kendi ifadesini yaratan bir sanatçı var. Başka bir deyişle olasılık yığını içinde kendini yaratmış birisi…

Özgünlüğe götüren çatlaklar: Müzik enstrümanlarıyla ilk tanışmasını piyanoyla gerçekleştiren Mary Lattimore, o dönem arpıyla ülkenin her yerine seyahat edip farklı orkestralarda, düğünlerde ve çeşitli etkinliklerde performans sergileyen annesinin üzerinde yarattığı etkilerden kaçamadı. 11 yaşında arp çalmaya başlayan Lattimore, her ne kadar annesini bir rol model olarak görse de ondan ders almamayı tercih etti. Daha en baştan enstrümanla kurduğu ilişkiyi kişiselleştiren Lattimore, bu sayede çocuk yaşlarda oluşan Debussy, Ravel, Tournier gibi empresyonist bestecilerden The Cure’a uzanan geniş yelpazeli müzik zevkini, arpla dışa yansıtmayı başardı. Bu da finalini New York, Rochester’daki Eastman School of Music okulunda yaptığı yoğun klasik müzik eğitiminde onu her zaman özgürlüğe ve özgünlüğe götüren çatlakları yarattı. Hâlihazırda Mary Lattimore’un kariyerine o çatlaklardan sızan ışık eşliğinde bakmak mümkün.

Mary Lattimore
Mary Lattimore

Harpie: Yanıma almadan asla evden çıkmadığım çantamda uzun süredir kullanmadığım pek çok eşya var. Bazen sadece orada olduğunu ve uzanınca dokunacağımı bilmek bile iyi hissettiriyor. Benim turuncu ve boz ayı baskılı çantama sığan eşyaları düşünürken birden uçaklardan tur otobüslerine ve trenlere uzanan uzun konser yolculuklarına çıkan Mary Lattimore’un arpını hayal ettim. Aslında kendisinin bir adın var: Harpie. Aralarındaki ilişkinin altını “Harpie'ye çok bağlıyım, onunla ilgilenmek benim sorumluluğum. Bazen bir evcil hayvanım varmış ve kendi maceramızı yaşıyormuşuz gibi geliyor.” sözleriyle çizmekte fayda var. Birlikte geçen onca yıla sığdırılan ihtişam, yalnızlık, bağımsızlık, gariplik ve koşuşturmanın ardında sevginin olduğunu aşikâr. Lattimore, klasik müzik eğitiminden gelen mükemmeliyetçi tutumu, enstrümanını tanımaya dönüştürdü. Böylelikle köklerini korurken geleneklerden açılan boşluğa içgüdülerini yerleştirmeyi başardı. Bu da onu ve Harpie’sini barlar, kulüpler ve sofistike konser salonlarındaki meraklı bakışların karşısına çıkardı.

İlk solo kayıt: 2010 yılında noise rock/alternative rock sahnesinin kıymetli ismi Thurston Moore’un üçüncü solo albümü için stüdyo kaydına giren Mary Lattimore, bir yıl sonra aynı albüm için uzun ve büyülü bir turneye çıktı. Harpie ile birlikte daha önce tecrübe etmediği sahnelerde hiç tanımadığı yüzlere özgürce performans sergileyen Lattimore, 2012’nin sonlarına doğru Philadelphia’daki evine döndü. O dönem arkadaşı Kurt Vile yaptığı bir sohbette şu cümleyi kurdu: “Bir rüyamı gerçekleştirmiş gibi hissediyorum ve başka bir tane daha olacağını düşünemiyorum.” Kurt Vile’dan iyi olacağına dair dönüş alan Lattimore, bir tür arınma merasimi gerçekleştirmek için stüdyonun yolunu tuttu. Bir saatlik doğaçlama seansın ardından Lattimore, adını Kurt Vile’ın kendisine verdiği cevaptan alan You'll Be Fiiinnne ile birlikte iki kaydın daha yer aldığı The Withdrawing Room albümüyle ilk solo çalışmasını yayımladı. Bu albümde emprovize synth’lerle kendisine eşlik eden Jeff Zeigler de uzun dönem partneri oldu.

İç içe geçmiş yapılar: Uzun bir süre Bandcamp üzerinden kayıtlarını özgürce yayımlayan Mary Lattimore, bu süre zarfında Harold Budd, Kurt Vile, Sharon Van Etten ve Arcade Fire gibi kalabalık dinleyici kitlesine sahip gruplarla turneye çıktı. 2014 yılında yayımlanan Slant Of Light ile plak şirketi etiketine sahip ilk albümünü paylaşan Lattimore, zamanla kahramanı olan Brian Eno’nun çağdaş müzikal yoruma daha da yakınlaştı. Üretim sürecini belli kalıplarla ya da rutinlerle sınırlamayan Lattimore, kulağından kalbine ulaşan melodiyi bulana kadar doğaçlama yaparak katmanlar hâlinde kayıtlarını oluşturduğu bir yönteme sahip. Bu yüzden Lattimore’un diskografisinde 10 dakikanın üstünde ve iç içe geçmiş yapılardan oluşan pek çok şarkıya denk gelmeniz mümkün.

Coverart: Becky Suss
Coverart
Becky Suss

Los Angeles güneşinin altında: Müzikal kariyerinde daha büyük adımlar atmak ve film müziği projelerinde daha fazla yer almak için 2017 yılında Los Angeles’a taşınan Mary Lattimore, son olarak geçtiğimiz ekim ayında kapağında ressam Becky Suss’un muazzam bir çalışmasının yer aldığı Silver Ladders isimli bir albüm yayımladı. 2020’nin hemen başında pek çok canlı performans hayaliyle birlikte Slowdive’ın gitaristi Neil Halstead’in prodüktörlüğünde kaydedilen albüm, detaydan bütüne uzanan melankolinin her duygusuna kucak açmış 40 dakikalık bir kayıt. Geleneksel fikirleri yıkmış bir klasik müzik sanatçısının serbest akış içinde arpın doğal harmonisini efektler ve synth’lerle tamamlayarak sunduğu ruhani bir gösteriyle karşı karşıyayız. Kapanışı Louis Pons’un Anges Varda’nın kadrajına fısıldadığı bir söyle yapmak istiyorum: “Sanatın amacı, insanın iç ve dış dünyasını bir düzene sokmaktır.”

Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

📢 "Cigarettes After Sex 21 Aralık'ta Salon'da"

demek isterdik ama değil. Olsun, en azından Dream Gigs Illustrated konser afişleriyle hayallerimizi süslüyoruz. Duvarları da süslediğimiz nice günlere...

11 Ara 2020

Audioteka ile birlikte
📢 "Cigarettes After Sex 21 Aralık'ta Salon'da"

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'

Cannes’da prömiyerini yapan "Fatherland" ile ikinci En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Paweł Pawlikowski'yle Thomas Mann’dan savaş sonrası Avrupa’ya, minimalizmden müziğe, entelektüellerin toplumdaki rolünden kendisinin bugünkü dünyada hissettiği yabancılığa uzanan bir sohbete daldık.

Müge Turan

·

10 Eyl 2026

Paweł Pawlikowski: 'Ben 20. yüzyıldan kalma bir sürgünüm'
DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?
DuendeDuende

HİKAYE

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Ömer Şentürk

·

07 Eyl 2026

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
DuendeDuende

HİKAYE

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Sezen Sayınalp

·

07 Eyl 2026

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
DuendeDuende

HİKAYE

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Eda Solmaz

·

07 Eyl 2026

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu