
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
- Film: And Then We Danced
- Yönetmen: Levan Akin
- Süre: 113 dakika
- Jenerik: İsveç’te yaşayan Gürcistan asıllı yönetmen Levan Akin’in filmi, 2019 Cannes Film Festivali’ndeki prömiyerinin ardından tüm dünyada büyük ilgi uyandırdı. Bir eşcinsel açılma ve büyüme hikâyesi olmasından dolayı, yönetmenin ana vatanı ve filmin geçtiği muhafazakâr ortamdaki ilk gösterimiyse zorluydu — engellenmek istendi ve protestolarla karşılaştı. Hem profesyonel dansçılık hem de oyunculuk yapan Levan Gelbakhiani’nin performansıyla dikkat çeken film, Gürcistan halk dansları gibi geleneksel kodlarla örülü, farklı kimliklere "tahammül" göstermeyen bir alanda, iki erkek dansçının aşkına odaklanıyor.
- Neden izlemelisin? Sancılı bir "tırtıldan kelebeğe" masalı, karanlık bir muhafazakâr toplum kabusu ya da şiirsel bir büyüme hikâyesi… İçinde yaşadığımız toplumla oldukça benzer bir yapıya sahip olduğunu göreceğin Gürcistan'da, ataerkil ve muhafazakâr düzene karşı gelen, ona rağmen yaşamaya devam eden Merab'ın yaşadıkları bunların hepsi aslında. Akin'in senaryosu, kuir bir özgürleşme ve açılma sürecini oldukça sert, kuralcı ve toleranssız yapıya sahip geleneksel bir dansın dünyasına taşıdığı için güçlü. Final sahnesiyle gelen katharsis, o iki dünyanın çarpışmasını çok güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.
- Nerede izleyebilirsin? Yapım yılı olan 2019'da önce Filmekimi programında, ardından Türkiye vizyon takviminde yer alan And Then We Danced, bugünden itibaren MUBI Türkiye'de.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2021'nin tek Sónar'ı: Sónar Istanbul. Artık MUBI Türkiye'de: And Then We Danced. Haftanın albümü: Little Simz, Sometimes I Might Be Introvert
10 Eyl 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




