

Şehirdeki etkinliklere ulaşmanın kolay yolu: Radar İstanbul
Radar İstanbul İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ , biz kültür sanat aşıklarını, İstanbul’daki tüm etkinlikleri listeleyebileceği yepyeni bir platformla buluşturdu. Nedir? İstanbul’da gerçekleşen tüm kültür sanat…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: The Menu
Yönetmen: Mark Mylod
Süre: 106 dakika
Yapım yılı: 2022
Jenerik: Succession dizisinin yönetmenlerinden Mark Mylod ve yapımcılarından Adam McKay'in beyaz perdedeki bu yeni ortaklığı, Toronto Film Festivali prömiyerinden çok önce, fragmanı yayınlanır yayınlanmaz konuşulmaya başlanmıştı. Ralph Fiennes’ın başrolünde yer aldığı filmde ona eşlik edenler arasında Anya Taylor-Joy ve Nicholas Hoult gibi iki genç yıldız başı çekiyor. Film, genç çift Margot ve Tyler’ın bir grup zengin insanla birlikte yıldız şef Julian Slowik’in özel bir adadaki seçkin restoranı Hawthorne’a gitmesiyle başlıyor. Fakat şefin şok edici sürprizlerle dolu menüsü konukları korku dolu anlara sürüklüyor.
Neden izleyelim? The Menu’nun benim için yılın en şaşırtıcı filmlerinden, en büyük sürprizlerinden olacağı kesin. Filmi izlediğimde, korku sinemasına getirdiği yeni vizyonla Ari Aster ve Jordan Peele’in filmleriyle tanıştığımda yaşadığım heyecanı ve beklenti aşımını hatırlattı bana. Seth Reiss ve Will Tracy’nin senaryosu korku ve komediyi iç içe geçirirken; yüksek sanatın, yüksek mutfağın, insan ilişkilerinin ve zenginlikle gelen iki yüzlülüklerin çok yönlü bir eleştirisine dönüşüyor. Biraz komik, biraz karanlık ama baştan sona zekice bu film, sanatına fazla anlam yüklemiş bir sanatçının toplumdaki yozlaşmışlıklarla yüzleşmesini beklenmedik ve ters köşe anlarla beziyor. Şef Slowik, bir yandan toplumdaki çürümüşlüklere duyduğu öfkeyi kendi alanına taşıyor. Diğer yandan mükemmel bir şekilde kurguladığı intikam planını, belki de kariyerinin doruk noktası olacağını düşündüğü bir menüyle ifade ediyor.
Filmin konuklarına ya da onların simgelediklerine dair dertlerini kişiselleştirilmiş bir menüyle ortaya koyan şefin dokunuşlarıyla zenginleşen, moleküler gastronomi ve kavramsal sanat harmanı The Menu; izleyiciyi estetik ve görsel açıdan kışkırtıyor. Yemeyin, tadına bakın diyor Slowik; karın doyurmaya değil, bir yemeği beş duyuyla tecrübe etmeye davet ediyor. Öte yandan sadece göz ve damak zevkine, beş duyuya hitap eden bir menü değil bu; duyguları, travmaları, korkuları ve insan ilişkilerini harekete geçiren, konukları bireysel ve kolektif olarak benzer duygular tatmaya iten bir sanat performansı aynı zamanda.
Servis edilen her yemekle gerilimi yükselen bu korku komedisinde Ralph Fiennes’ın muazzam oyunculuğu, kalabalık oyuncu kadrosunun her bireyiyle de destekleniyor. Her masanın ayrı bir derdi var, her masada oturanların kendi içinde güçlü bir uyumu, mutfakta çalışanlarınsa ayrı bir işlevi, iç dinamiği… Üstelik her grup bir araya geldiğinde ortaya farklı enstrüman gruplarının bir araya gelmesinden oluşan uyumlu bir orkestra çıkıyor. Filmin gözden kaçırmaman gereken yardımcı performansıysa kesinlikle Hong Chau’ya ait.
Slowik, “Bizimle mi birliktesin, yoksa onlarla mı, bilmem gerekiyor.” diyor. Ama The Menu’nün etkisi ve sürprizleri, hangi tarafta olursan ol, geçerliliğini koruyor.
Nerede izleyebilirsin? The Menu, bugün sinemalarda.
Benzer işler:
- Ready or Not (2019, Matt Bettinelli-Olpin & Tyler Gillett)
- Pig (2021, Michael Sarnoski)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Spotify'ın 16 yıllık yolculuğunda müziğe ve müzik endüstrisine etkisi, Mark Mylod'ın şef ve mutfak kültürüne kadrajlanan yeni filmi The Menu, Ezra Collective'ın çağdaş caz cümbüşünde ikinci perdeyi açan albümü Where I'm Meant To Be.
18 Kas 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Köklü rock grupları yıllardır büyük ölçüde aynı şarkı listeleri ve sahne düzenleriyle konser veriyor. Bir grubun geniş bir müzik kataloğuna sahip olması, dinleyiciye her konserde bu zenginliğin farklı bir bölümünü sunması için yeterli değil mi?

Bir düzeni reddetmekle onun yerine başka bir düzen kurmak arasındaki mesafe neden bu kadar büyük? Romain Gavras’ın 2022 yapımı "Athena"sı bu soruyu cevaplamaktan çok, bütün şiddetiyle önümüze koyuyor. Film, öfkenin nasıl kolektif bir enerjiye dönüşebildiğini, kalabalıkların kadraja her girişinde büyüyen bir hareket duygusu ve baş döndürücü bir kurgu temposuyla gösteriyor.

İstanbul ve Ankara ayakları sona eren, bu hafta sonu İzmir ve Mersin’de sürecek Filmekimi seçkisinde ölüm, yas, ahlaki ikilemler ve gerçek hayatlardan beslenen hikayeler öne çıktı.

Adalet, gerçeklik ve güvenlik sarsılırken yapay zeka yeni bir faili sahneye çıkarıyor. Netflix'in "Instadocs" serisi, kendi yarattığı sistemlerle yüzleşmek zorunda kalan insanlığın hikayesini anlatıyor.

Süleyman Doğru'nun dilimize kazandırdığı "Latin Amerika Patlaması - Boom Mektupları", kitabın editörlerinin imece usulü yazdığı "giriş" yazısı, yaklaşık 207 mektup ve mesaj, yazarların birbirleriyle yaptıkları söyleşiler, eserleri hakkında kaleme aldıkları deneme, eleştiri ve makalelerle bizi Latin Amerika ve İspanyolca edebiyatın dört çığır açan isminin dünyasına davet ediyor.




