Ada Rüzgârı


Mükemmelin peşinde bir yolculuk: For the Journey
For the Journey , adından da anlaşılacağı üzere temelinde bir hikâyeyi, yolculuğu anlatıyor. Beklenmedik, gözü pek, klişelere tamah etmeyen ancak konuksever de bir karakteri var.
Daha fazlasını öğren →
Tarif: Burak Ayaz
Fıstıkgillerden sakız ağacı, Bozcaada’da çalılık bir yapıda sık bulunuyor. Reçinesi, namıdiğer damla sakızı çoğunlukla tatlılarda ve likörlerde kullanılıyor. Adada bulunan çalılardan reçine elde etmek pek mümkün değil fakat yapraklarının tadının reçinesinden pek aşağı kalır yanı yok. Hatta yapraklarda damla sakızı tadına ek olarak bitkisel bir ferahlık da barındırıyor. Görünümü de oldukça zarif.

I
Biz de bu kendine has lezzetin FortheJourney'nin narenciye ferahlığı ve çiçeksi aromalarıyla iyi eşleşebileceğini gösteren bir kokteyl ortaya çıkardık. Hazırladığımız kokteylin lezzeti bence adanın rüzgârı kadar güçlü ve aynı zamanda yorucu olmayan bir burukluğa ve ferahlığa sahip.

II
Malzemeler
- 60 ml FortheJourney
- 25 ml sakız yaprağı şurubu
- 30 ml limon suyu

III
Son adımda bir dal sakız bitkisi
Sakız şurubu için:
- 1 litre basit şurup (1:1)
- 75 gr sakız yaprakları
IV
Final, tadım
Yapılışı
- Sakız şurubunu hazırlamak için basit şurup ve yapraklar blendırdan geçirilir ve süzülüp şişelenir.
- Şurup hazırlandıktan sonra tüm malzemeler shaker’da buzla çalkalanır.
- Coupet bardağa süzülen kokteyl sakız yaprağıyla süslenir.
Afiyetler.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dokuz botaniğin kurduğu orkestra For the Journey ile Bozcaada'nın toprağının, havasının ve suyunun sunduklarının peşinde. Sakız ağacına giden yolda rehber: Burak Ayaz.
14 Eyl 2023

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





