

Yeni kitap siparişlerinizin tamadres’i
Tam kapanmanın son günleri yaklaşırken kitaplığınızdaki okunmamış kitaplar azalmış ve yeni kitap listenizi oluşturmaya başlamışsanız size hem çok sayıda kitaba ulaşabileceğiniz hem de yeni kitaplarınız gelene kadar keşfedilecek içerikler…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
ABD'de sıradan bir kasabada, sıradan bir evin mutfağı. Masanın karşısında eşofmanlarını giymiş, genç bir adam oturuyor. Kamera arkasındaki ses, adını ve kim olduğunu söylemesini istiyor. “Ben Dylan Maxwell ve ben… Ben… Ne bileyim abi, Dylan’ım işte! Ne demek kim olduğunu söyle?” Kamera arkasındaki ses, soruyu farklı bir şekilde sormayı deniyor:
- Peki Dylan, neden seninle röportaj yapıyorum?
- Çünkü herkes benim yaptığımı düşünüyor.
- Neyi senin yaptığını?
- Y*****ları.
American Vandal (2017-2018, Netflix)
Mevzu nedir? Dylan Maxwell, yaşadığı kasabadaki herkes, bilhassa okuduğu lisenin öğrencileri, öğretmenleri ve yöneticileri tarafından suçlanıyor. İtham edilen suç, bir öğle tenefüsünde, okulun öğretmenlere ayrılmış otoparkındaki tüm araçlara penis grafitileri çizmek. Vandallığın cezası, mezuniyete bir kala okuldan atılmak; yani Dylan’ın geleceği, suçsuz olduğunu kanıtlamasına bağlı. Tüm deliller, tüm tanıklar ve tüm içgüdüler onun aleyhine olsa da okulun sinema kulübü öğrencileri Peter Maldonado ve Sam Ecklund, bu konuyu detaylıca araştırmaya ve Dylan’ın suçlu ya da suçsuz olduğunu kanıtlayacağını düşündükleri bir video serisiyle bu araştırmalarını belgelemeye karar veriyorlar. Ve işte Dylan karşımızda, kameralara konuşuyor. Karşımızdaki, popülaritesi gittikçe artan o gerçek suçları belgeleyen belgesel dizilerden farksız.
Sahte belgesel, gerçek ciddiyet: American Vandal, izleyicisinin yaşananların gerçek mi kurmaca mı olduğunu anlamasını imkânsızlaştırmak için elinden geleni yapan, üstelik çoğu zaman kendisi de gerçekleri anlattığına ikna olmuş gibi davranan bir mockumentary (sahte belgesel) dizi. Netflix’te 2017’de yayımlandığında, kadrosundaki oyuncuların hiçbirinin tanıdık yüzler olmayışının da etkisiyle yaşananların gerçek olabileceğini düşünmekten bir an vazgeçemiyorsunuz. Birkaç lise öğrencisinden oluşuyormuş gibi görünen yapım ekibi, özellikle dijital platformların yaygınlaşmasıyla takipçisi ve sayısı bir hayli artan gerçek suç belgesellerinin ve belgesel dizilerinin estetiğini birebir kopyalıyor. Konu sıklıkla bu yapımların odağındaki cinayetlerden, terör saldırılarından, dolandırıcılıktan, organize suçlardan ve tarikatlardan bir hayli uzak olsa da Peter ve Sam araştırmalarını büyük bir titizlik ve ciddiyetle yürütüyorlar. Röportajlar, gizli kamera çekimleri, her şey bitti sanırken ortaya çıkan sürpriz tanıklar… Dylan’ın suçlu olup olmadığını kanıtlamak, Zodiac katilinin izini sürmekten farksız hâle geliyor. American Vandal’ın kendini ciddiye alışında saklı olan mizah, gücünü yıllarca The Screen Junkies, CollgeHumor ve Funny or Die gibi kanal ve platformlarda kısa videolarıyla güldürmüş Dan Perrault ve Tony Yacenda ikilisinden alıyor.
American Vandal deplasmanda: Penis grafitileri etrafında şekillenen, American Vandal’ın ilk sezonu, kendi başına bir bütünlük taşıyor. İkinci sezonda dizi kendi yarattığı gerçekliğe inanmayı sürdürüyor ve bu yeni sezona geçerli bir sebep bulmak için arka plan hikâyesini kuruyor: Peter ve Sam’in YouTube’da büyük sükse yapan video serisinin ardından ikilinin ünü tüm ABD’ye yayılmış, hatta Netflix’te yayımlanmak için teklif almış. Bunu takiben ikili, başka bir eyaletten, başka bir liseyi birbirine katan olayı araştırmak için davet ediliyor: “The brownout” (kahverengileşme) vakası. Prestijli bir lisenin yemekhanesindeki limonataya kasıtlı olarak karıştırılan müshil, tüm öğrenci, öğretmen ve görevlileri etkiliyor ve… Gerisini anladınız. Dizinin konusunu anlatırken dahi ciddiyetinizi koruyamayacağınız iki ayrı konuyu, belgesel ciddiyetini bozmayan iki sürükleyici sezona dönüştüren American Vandal, bana kalırsa son yılların görmezden gelinen en yaratıcı komedi projelerinden biri.
American Vandal, ne yazık ki iki sezonun ardından ekranlara veda etti. Fakat gerçek suç belgesellerinin ve belgesel dizilerinin gördüğü ilgi azalmıyor, aksine artıyorken, anlamını ve mizahının gücünü korumaya hâlen devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta "Duende Okur Buluşmaları"yla sizinle konuşmaya geldik. Başka ne var ne yok derseniz: Nicolas Jaar ve Sasha Spielberg buluşması, müziğin şehri Baltimore, sahte ve ciddi American Vandal ve dahası.
14 May 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.




