Aronofsky'nin balinası


Bir İrlanda bayramı: The Irish Spirit ’le St. Patrick’s Day
Yeşilin belki de en güzel tonlarına ev sahipliği yapan İrlanda bugün daha da bir yeşil. Tahminin doğru sevgili Duende okuru: Bugün İrlanda’nın ulusal bayramı St.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: The Whale
Yönetmen: Darren Aronofsky
Yapım yılı: 2022
Jenerik: Pi, Requiem for a Dream, The Wrestler ve Black Swan gibi filmleriyle tanıyabileceğin Darren Aronofsky’nin yeni filminin ilk gösterimi geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde yapıldı; festivalin yarışma bölümünden eli boş dönse de, özellikle Brendan Fraser’ın performansıyla konuşulmaya başladı. 90’lar ana akım filmlerin popüler yıldızı, sinemadan uzak kaldığı uzun yılların ardından bu filmle geri dönmüştü. Ödül sezonu boyunca Austin Butler (Elvis) ve Colin Farrell’la (The Banshees of Inisherin) rekabet eden ve birçok eleştirmen grubunun yanı sıra ABD Oyuncular Birliği (SAG) tarafından da ödüllendirilen Fraser, sezonun finali niteliğindeki 95. Akademi Ödülleri'nde de yüzü gülen isim oldu. The Whale, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinin yanı sıra En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı kategorisinde de Oscar ödülüne layık görüldü. Samuel D. Hunter’ın aynı adlı tiyatro oyunundan kendisi tarafından uyarlanan film, ciddi obezite sorunları olan Charlie’nin yıllar önce terk ettiği kızıyla arasını düzeltme ve kendini affettirme çabalarını konu alıyor.
Neden önemli? 95. Akademi Ödülleri’nin oyunculuk Oscar’ları, kariyerleri boyunca ya da kariyerlerinin bir noktasından sonra etnik kökenleri, filmografilerinde farklı olmayı seçtikleri ya da yaşadıkları istismarlara ses çıkardıkları için görmezden gelinen ve kenara itilen dört isme gitti. Bunlardan biri de Brendan Fraser’dı. 90’ların sonu ve 2000’lerin başında George of the Jungle, The Mummy serisi ve Bedazzled gibi ana akım filmlerle popülerleşmiş Fraser, 2003 yılında Hollywood Foreign Press Association’ın (Hollywood Yabancı Gazeteciler Birliği) o dönemki başkanı Philip Berk tarafından cinsel tacize uğradığını 2018’de açıkladı. Yaşadığı travma sağlık sorunlarıyla birleşince oyunculuğu bırakma raddesine gelmiş, köşesine çekilince yıldızı sönmüş, yıllarca ufak rollerle yaşamını sürdürmeye çalışmıştı. Elindeki bir diğer film Everything Everywhere All at Once sayesinde halihazırda fırtınalar estiren A24’un dağıtımcılığını üstlendiği The Whale’in tüm ödül sezonunu anlatısı, Fraser’ın geri dönüşü üzerine kuruldu.
Sinema endüstrisindeki güçlü erkeklerin inşa ettiği, kabul görülmüş istismar düzeninin mağduru olmuş ve 2010’ların sonunda #MeToo hareketi sayesinde seslerini yükseltmeye başlamış kişilerin bireysel ve kolektif hikâyeleri pek tabii ki önemli. Fakat kendi hikâyesini anlattıktan sonra kariyerini yeniden raya oturtan Fraser’ın geri dönüşü, The Whale’in sorunlarını görmezden gelmemiz anlamına gelmeli mi? Filmin ileri derecedeki obezitesi yaşamını tehdit etmeye başlamış olan baş karakteri Charlie, “Kim benim hayatının bir parçası olmamı ister ki?” ve benzeri söylemleri ve kimseye gözükmemek için kendini evine hapsettiği düzeniyle obeziteyle yaşayanları acındırmak ve canavarlaştırmak arasında gidip geliyor. Üstelik oyuncusunu makyaj efektleriyle “obezleştiren” bu filmin başlığına taşıdığı “Balina” sözcüğü, karakterin yaşamı ve hikâyesinde önemli bir detay olan Moby Dick referansından bihaber olanlar için bambaşka çağrışımlar yaratıyor. Charlie’nin “bu hâle” gelmesinin sorumlusu olarak cinsel yöneliminin seçilmesi, eşini ve çocuğunu bir erkek için terk etmiş olmanın cezasını çekiyor olduğu iması filmin sorunlu söylemlerini çeşitlendiriyor.
Öte yandan biçimsel olarak The Whale, sinemanın gücünden hiçbir şekilde faydalanmayan o tiyatro uyarlamalarından biri. Tek mekânda geçen ve diyaloglardan ibaret olan bu uyarlama, yan karakterlerin yalnızca Charlie’nin etrafında oldukları sürece var olduğu bir “sahneden” ibaret sanki. Bu yan karakterlerden biri, yılın en iyi yardımcı oyuncu performanslarından birini ortaya koyan Hong Chau tarafından canlandırılsa bile…
Nerede izleyebilirsin? The Whale hâlen sinema salonlarında gösterimde.
Alternatif işler:
- About Schmidt (2002, Alexander Payne)
- Manchester by the Sea (2016, Kenneth Lonergan)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Slowthai'ın kaosun korkusundan huzurun kucağına yolculuğu, Maffy Falay'ın 1. ölüm yıldönümünde Maffy's Jazz belgeseli, Aronofsky'nin balinası.
17 Mar 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Roger Crowley, "Deniz Canavarları" kitabında Portekiz’in küçük bir donanmayla Hint Okyanusu’nda nasıl kalıcı bir imparatorluk kurduğunu, deniz ticaretinin küresel güç ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü ve bu sürecin sömürgecilik tarihindeki yerini anlatıyor. Yazarla küreselleşmenin başlangıç dönemindeki ticaret, askerî güç ve şiddet arasındaki ilişki üzerine konuştuk.

DC’nin yeni filmi "Clayface", bir süper kötünün hikayesinden yola çıkarak beden, kimlik ve bilinç arasındaki sınırları sorguluyor. DC'nin daha karanlık sularda yüzdüğü "Joker" ve "The Batman" ile aynı damarda ilerleyen film, Matt Hagen isimli bir aktörün yüzü parçalandıktan sonra dönüştüğü "Kil Adam"ın izini sürüyor.

Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!




