Bir altın çağın sonu: Hayatlarımızda iz bırakan kliplere ne oldu?

90'lar ve 2000’ler müzik kliplerinin adeta altın çağıydı. Şarkıcıların bir gecede yıldız olmasını sağlayan videoların kültürel bir fenomene dönüştüğü zamanlardı... Peki günümüzde durum hâlâ böyle mi? Gazapizm, Can Bonomo, Emir Can İğrek, Selin Geçit, yönetmenler Sinan Tuncay ve Begüm Koçum ile video kliplerin 2026’da yarattığı etkiyi masaya yatırdık; hayatlarında iz bırakan ilk klipleri konuştuk.
Bir altın çağın sonu: Hayatlarımızda iz bırakan kliplere ne oldu?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Michael Haneke’nin Amour filminde şöyle bir replik vardır: “Filmi hatırlamıyorum ama hissettiklerimi hatırlıyorum.” Ben de ilk izlediğim klibi hatırlamıyorum ama 1990'larda ve 2000’lerde televizyonda izlediğim kliplerin bıraktığı izi ve beğendiğim videoların yayımlanmasını beklerken hissettiklerimi hatırlıyorum. 

Faks ve telefonla VJ’lerden klip istediğimiz zamanlar çok geride kaldı. Serdar Ortaç’ın göbekten zeytin yemesi, Mirkelam’ın koşuşu, Tarkan’ın öpücükleri, Metin Arolat’ın yediği yoğurt, Candan Erçetin’in İstiklal Caddesi’nde yürümesi gibi sembol anların yer aldığı kliplerin günlerce konuşulduğu o altın çağ da... MTV kapandı, 60 saniyeden kısa videolar daha önemli bir hâl aldı.

Müzisyenler bütçe sıkıntısından ya da popüler olduğundan kültürel bir sanat formu olan uzun kliplerini yapay zekaya emanet etti. E-posta adresime gelen birçok basın bülteninde “klibi yapay zeka ile ilk kez”, “klibinde yapay zeka ile kendi karakterini yarattı” gibi kalıplara rastlar oldum. Yoksa bir sanat kolu daha mı kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya? 

Spotify’da en çok dinlenen parçalar üzerinde yapılan bir analiz, 2022-2023 yılları arasında yayımlanan en popüler 40 şarkıdan 36’sının resmî müzik videosu olduğunu ancak bu videoların ortalama 374 milyon YouTube izlenmesine karşılık Spotify’da parça başına 1,1 milyar dinlenmeye ulaştığını gösteriyor. Bu da yaklaşık 731 milyonluk bir fark anlamına geliyor. Müzik videoları zaman içinde sürdürülebilir bir tüketim aracı olmaktan ziyade şarkının promosyon döneminde görünürlüğü destekleyen bir araç oldu.


'İnsanlık, tarih boyunca hiç bu kadar çok görüntü izleyip tüketmedi'

Mabel Matiz’in “Sarmaşık” ve “A Canım”, Sezen Aksu’nun “Vay”, “Manifesto” ve “Kıra Döke”, Melike Şahin’in “Diva Yorgun”, Gaye Su Akyol’un “İstikrarlı Hayal Hakikattir” şarkılarının klip yönetmeni Sinan Tuncay, “Kliplerin 2026’daki yerini ve değerini nasıl görüyorsun?” soruma şu yanıtı veriyor:

"Müzisyenin dünyasına, onunla bir oyun kurmak için giriyorum. Bu karışımdan doğacak atmosferi merak ediyorum. O şarkıya özel, yoğun, kırılgan ve bedensel bir dünya kurmayı seviyorum. İzleyici, şarkıyı her duyduğunda o görsel dünyaya geri çağırılabilsin, içinde ara ara yaşamaya devam etsin istiyorum. Fakat görsel fazlalık içinde yaşıyoruz. İnsanlık, kendi tarihinde hiç bu kadar çok görüntü izleyip tüketmedi. 

Bugün izleme alışkanlıkları ciddi şekilde değişti. YouTube merkezli müzik video kültürü yerini daha parçalı ve akışkan bir yapıya bıraktı. Ama bu aynı zamanda yeni bir alan da açıyor. Çünkü herkesin görsel içerik üretebildiği bir dünyada sıyrılmak zorlaşıyor. Her zaman hızlı tüketilen işler de vardı, kalıcı olanlar da. Ama bugün bu ayrım daha görünür oldu."

'Klip sadece bir video değil, şarkının ruhuna açılan görsel bir pencere'

Can Bonomo, kliplerin müziğini anlatmada nasıl bir rol oynadığına dair şunları söylüyor:

"Kliplerin müziği anlatmak gibi bir iddiası olmaması lazım. Şarkılar kendi kendilerini anlatamıyorlarsa klipleri de pek açıklayıcı olmayacaktır. Klip bir sanatçı tarafından çekiliyorsa ekstra bir bağlam yaratıyor. Şarkının perspektifini, alanını genişletiyor. Şarkının derdi üzerinden yönetmenin yorumunu izliyoruz."

Emir Can İğrek ise kliplerin günümüzde müziğini anlatmada önemli bir araç olduğu görüşünde:

"Kliplerde sinema sanatı ile müzik sanatı birleşiyor. Bu birleşim beni hep etkilemiştir. Müzik görseli büyütür, görsel müziği büyütür. Bu da izleyicide bir ahenk uyandırır. O ahengi çok seviyorum."

Selin Geçit de İğrek ile aynı fikirde:

"Bazen bir hikaye anlatmak istersiniz ve sadece kelimelerin, melodilerin o hikayeyi taşımaya yetmediği anlar olur; işte o noktada görsel dünya devreye girip her şeyi tamamlıyor. Müziğin yanına o ruha eşlik edecek bir görsel eklemek şarkının dünyasını zenginleştiriyor. Bir şarkı klipsiz de kendi hikayesini dinleyicinin zihninde kurabilir. Ancak klibin varlığı, o esere mutlaka yeni bir katman, yeni bir perspektif ekliyor. Klip sadece bir video değil, şarkının ruhuna açılan görsel bir pencere."

'Eğer bir fikrin yoksa dünyanın en iyi görselini üretsen de yine boş kalır'

Gazapizm, video kaydırma çağına karşı durarak Dönmek İçin Eve albümüne uzun metrajlı bir “albüm filmi” çekti. Yönetmenliğini de üstlendiği filmle 12 şarkıyı sinematik bir hikayeyle sundu. Gazapizm neden bu yolu tercih ettiğini şöyle anlatıyor:

"'Dönmek İçin Eve' aslında baştan beri hem film hem albüm olarak düşündüğüm bir işti. Sonradan ‘albüme film yapayım’ gibi bir şey olmadı. Önce hikayeyi kurdum. Karakteri, dünyayı, duyguyu belirledim. Sonra senaryoyu ve şarkıları bu hikayenin içinden çıkardım. O yüzden albümle film iki ayrı şey değil aynı şeyin iki farklı anlatım biçimi.

Müziği anlatmanın en güçlü yollarından biri bu olabilir ama gerçekten baştan böyle kurulursa... Sonradan eklenen bir görsellik değil, en baştan tasarlanmış bir dünya olması lazım. Eğer bir fikrin yoksa dünyanın en iyi görselini üret, yine boş kalır
."

'Klibi izledikten sonra akılda kalan şey müzikle birleşmeli'

2026 yılında müzik videoları ana akım popta daha dar ama hâlâ varlığını hissettiriyor. Rosalía’nın “Berghain” klibi buna iyi bir örnek. Ayrıca PinkPantheress ve Zara Larsson’ın işbirliği olan “Stateside” klibi de “müzik videosu ölmedi” dedirten işlerden.

Azize İstanbul’un kurucusu ve yönetmen Begüm Koçum da bugün kliplerin çoğu müzisyen için görünürlükle ilgili bir araç olmasının değişmediğini söylüyor:

"Son yıllarda politik kimliklerin öne çıkması ve alt kültürün popüler kültürü dönüştürmesi bu anlamda verimli. Müzisyenler için daha ayakları yere basan bir dışavurum alanı açıyor. Yine de klipler çoğu zaman hâlâ müziğin etrafında dolaşan, onu destekleyen bir katman olarak kalıyor. Bunun dışında gerçekten bir dünya kurmaya çalışan işler de var.

Bir müzisyenle çalışırken amacım, müziğin içinde zaten var olan ama henüz görünür olmamış bir alanı açığa çıkarmak. Estetik imzadan çok bir his yaratabilmek, klibi izledikten sonra akılda kalan şeyin görüntü değil, müzikle birlikte oluşan duygu olması ve o duygunun müzik her duyulduğunda görüntüyü tekrar çağırarak yaşamaya devam etmesi beni çok tatmin ediyor."

'Yapay zeka ruhsuz ve fabrikasyon gibi...'

Yapay zeka meselesine dönersek eğer Gazapizm’in “Aborjin” klibi burada üretilen ve sosyal medyada ses getiren işlerden. Sanatçı, 2026’da kliplerin değerinin azalmadığını ama anlamının değiştiğini belirtiyor:

"Çünkü artık herkes görüntü üretebiliyor. Yapay zeka da güçlü bir araç ama şu an çoğu insan onu bir kısa yol gibi kullanıyor. Aynı estetikler dönüyor, aynı yüzler, aynı ışıklar... Bir noktadan sonra hepsi birbirine benziyor. O yüzden bugün iyi klip yapmak daha zor. Çünkü mesele artık ‘Nasıl görünüyor?’ değil, ‘Neden var?’ sorusu. 'Aborjin’in klibinin etkisinden epey mutluyuz ama ne kadar devam edebiliriz yapay zeka ile bir fikrim yok."

Can Bonomo, yapay zekadansa video sanatçısı ya da bir yönetmenle çalışmayı tercih ettiğini açıklıyor:

"Yapay zeka video bağlamında oldukça hızlı gelişiyor. Ama bu zamana kadar gördüğüm şeyler pek ilgimi çekmedi. Ruhsuz ve fabrikasyon geliyorlar. Bu hızda gelişmeye devam ederse işler değişir belki."

'İnsan zekası hâlâ çok etkileyici'

Emir Can İğrek, henüz yapay zeka bir klibi olmadığını söylüyor:

İnsan zekası bana hâlâ çok daha yaratıcı ve etkileyici geliyor.”

Selin Geçit ise yapay zekanın değil dikey formatın esas sorun olduğunu dile getiriyor:

"Yapay zekayı kliplerimde henüz kullanmadım ama bu teknolojiyle ortaya çıkan işleri büyük bir merakla takip ediyorum. Genelde ‘Yapay zeka yaptı, içinde insan yaratıcılığı yok’ gibi eleştiriler duyuyorum ama ben buna pek katılmıyorum. Arkasında ciddi bir emek ve vizyon var. Asıl mesele yapay zekadan ziyade tüketim hızımızda düğümleniyor. Maalesef kliplerin o eski görkemli ağırlığı sosyal medyanın dikey format furyasına yenik düşüyor. Artık her şey saniyeler içinde tüketilip geçiliyor."

'İnsanlar müziği bedenlerinde görselleştiriyor'

Sinan Tuncay, “Yapay zeka bugün çok tartışmalı bir noktada ama mesele sadece teknoloji değil” diyor ve algoritmik estetiğin de aynı derecede belirleyici olduğunun altını çiziyor: 

"Bence sorun yapay zekanın kullanılmasından ziyade, görüntünün deneyimden kopması. Çünkü müzik videosu dediğimiz şey aslında çok fiziksel bir alan: Bir beden, bir bakış, bir zaman hissi. İlginç olan ise TikTok gibi platformlarda bunun tersini de görüyoruz. Evet, trendler var ama aynı zamanda insanlar orada müziği kendi bedenleriyle görselleştiriyor."

Begüm Koçum da çalışmalarında yapay zeka kullanmadığını açıklıyor:

"Hâlâ analog fotoğraf çekip kendim banyo yapıyorum; hareketli görüntüyü de mümkün olduğunca çekim anında, manuel olarak kurmayı tercih ediyorum. Benim için müzik videosu çekmek, aynı zamanda bir doku kurgulamak. Yapay zeka ise yeni bir teknoloji olduğu için sektörde ciddi bir merak ve hız oluşturdu. Ama bunun geçici bir yoğunluk olduğunu düşünüyorum."

Seni en çok etkileyen klip hangisiydi?

60 saniyeden az kısa videolar hafızamızda ekran kaydırma hızı gibi aniden yok oluyor. Bir anı olamıyor ya da kültürel bir iz bırakamıyor. Buna en büyük örnek daha geçen hafta en çok paylaşılan Reels’ı hatırlamamamız… Öte yandan izlediğimiz anda bizi çarpan klibi, müzik zevkimizi nasıl değiştirdiğini yıllar geçtikten sonra dahi hatırlıyoruz. Soyu tükenmek üzere olsa bile iyi bir müzik videosu, bir sanat formu olmaya günümüzde de devam ediyor. 

Peki, konuştuğumuz isimlerde iz bırakan o klip hangisiydi? 

Emir Can İğrek: Sezen Aksu’nun "Sarı Odalar"ı. Bir sokakta, ateş başında müzisyenlerle göründüğü performans sahnesi beni etkilemişti. O sokak da mahallemize benziyordu. Annem şarkıyı çok seviyordu, klip televizyonda çıktığında kanal değiştirmezdi. Hatta o yaşlarda Sezen Aksu’yu annemin arkadaşı sanıyordum.

Gazapizm: Faithless’ın "We Come 1"ı, The Chemical Brothers’ın "Do It Again" ve "Galvanize" klipleri. Bu klipler bana hikaye anlatmadı, bir ruh hâli verdi. Klip dediğin şeyin illa bir olay örgüsü olmak zorunda değil. Bir atmosfer kurabiliyorsan, izleyeni içine çekebiliyorsan, o zaten hikaye oluyor.

Can Bonomo: İlk etkilendiğim müzik videosu Björk’ün "All Is Full Of Love"ıydı. O dönem Daft Punk ve White Stripes’ın da müthiş videoları vardı. Telefonla kanalları arayıp göstermelerini isterdik. Annem muazzam fırça kayıyordu yakaladığı zaman.

Selin Geçit: Las Ketchup’ın "The Ketchup Song" klibindeki o meşhur yaz neşesi; kadınların ve erkeklerin o ikonik dansı, klibin renk paleti ve o genel eğlence hâli bana çok enteresan gelmişti. Ancak müzikal algımı asıl şekillendiren, kliplere bakışımı değiştiren kesinlikle Britney Spears’ın "Toxic"i. O güne kadar hiç o kadar çekici, havalı ve hikayesi bu kadar abartılarak anlatılan bir kurgu görmemiştim.

Sinan Tuncay: Aklıma kazınan iki video var. Biri Umur Turagay’ın yönettiği Orhan Atasoy’un "Gemiler" klibi. Diğeri ise John Maybury’nin yönettiği Sinéad O’Connor’ın "Nothing Compares 2 U"su. İki uçtan gelip aynı şeyi yapıyorlar; müziği katman katman görünür kılıyorlardı.

Begüm Koçum: Aphex Twin’in "Come to Daddy"si. Yönetmen Chris Cunningham’ın şarkıyı anlatmaya çalışmaması, aksine şarkının rahatsızlık hissini tamamen başka bir dünyada yeniden kurması; kimlikleri silip tektipleşmeyi vurgulayarak fiziksel bir kabusa çevirmesi beni çok etkilemişti. Seslerin zihnimde doğrudan görüntüye dönüştüğü ilk müzik videosuydu.

Bâlâ Atabek: Jonas Åkerlund yönetmenliğini üstlendiği The Cardigans’ın "My Favorite Game"i ve David Slade’in yönettiği Starsailor’ın "Poor Misguided Fool" şarkısının klibi aklıma geliyor. Klip dediğimiz şey bir sinema filminin veya bir ruh hâlinin introsu gibi.

Heja Bozyel: İlki Michael Jackson’ın "Black or White" klibi. Defalarca gözümü ayırmadan izlediğimi, VHS video kasete çekip yavaşlatıp tekniği anlamaya çalıştığımı hatırlıyorum. İkincisi de Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalı açılmadan önce deneme yayını olarak aylarca aynı klipler dönmüştü kanalda. Scorpions’un "Wind of Change" klibi orada en çok dönen klipti ve o dönemi yaşayanlar başta çok etkilenmiş, sonra artık o ıslık sesini duymaya katlanamaz olmuştu.

Birsen Birdir: Üzerimde iz bırakan ilk müzik videosu Tori Amos’un "A Sorta Fairytale" klibiydi. Muhtemelen Dream TV’de izledim. Her denk geldiğimde, farklı detayları yakalayabilmek için televizyona yapıştığımı hatırlıyorum. Aradan 20 yıl geçmesine rağmen, bugün hâlâ Los Angeles’ta araba kullanırken o atmosferin içine gerçekten girmişim gibi hissediyorum.

'Kablo TV’deki MTV hayatımı değiştirdi'

Onur Yazıcı: İlkokuldayken, dedemlerin evinde bir gün oturma odasındaki televizyonda kablolu TV ile tanıştım. MTV’yi açtım ve hayatım değişti. O an dedem içeride olsaydı muhtemelen kızar, televizyonu kapattırırdı. Karşıma çıkan ilk klip The Prodigy’nin "Firestarter"ıydı. Keith Flint’in o dik saçları, koyu makyajı ve üzerindeki Amerikan bayraklı kazak beni adeta hipnotize etti. Beynim resmen karıncalandı. Hemen ardından Blur’ün "Parklife" klibiyle bambaşka bir eğlence duygusunu keşfettim. Aynı gün Metallica klibine de denk geldim ama ilginçtir, o bana hiç hitap etmedi. O gün izlediğim kliplerin hayatımın yönünü çizdiğini görüyorum.

Hande Sönmez: The Cardigans’in "My Favorite Game"iydi. Çocukluğu ve ergenliği Number One’ın en hype olduğu o 90’lı yılların sonuna gelmiş biri olarak; gözlerimin önünden ıssız bir otoyolda arabanın sürücü koltuğunda akrobatik manevralar yapan o sarışın kız asla gitmez. Unutmadan, bazı kanallar klibi sansürledi ve orijinal versiyonu hiç göstermedi.

Aydeniz Ertunç: 9 yaşındaydım, kuzenlerimin evinde televizyonun karşısında oturmuş, MTV’de dönen kliplere dalıp gitmiştik. O sırada No Doubt’tan "Don’t Speak" geldi ekrana. Gwen Stefani’nin melankolik ama bir o kadar da güçlü sesi odayı doldururken, ekrandan gözümü alamadığımı hatırlıyorum. Girişindeki portakal ağaçları ve işlenen bir günah...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?