Bir nesil için o binanın her zaman tek adı olacak: Eski Babylon

Babylon, yeni neslin müzik zevkinin genişlemesine katkı sunmaya Bomonti’de devam ederken eski Babylon'un kırmızı kapısı ve arkasındaki hayat, bir önceki neslin hayatlarının en güzel dönemi olarak kalmaya devam edecek.
Bir nesil için o binanın her zaman tek adı olacak: Eski Babylon

29 Nisan - Brothers1801 - Duende
Brothers1801 ile birlikte

İskoçya’nın nefes kesen doğasından ilhamla: Lal Batman'ın eseri Blended Valley House of Brothers Lounge’daydı Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen, çağdaş sanatın genç ve güçlü fuarı CI Bloom ’un üçüncü edisyonu dün sona erdi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonları’nda karşılaşma fırsatı bulanlar veya bulamayanlar için sanatçı Lal Batman ’ın, Pernod Ricard Türkiye kurumsal sponsorluğuyla House of Brothers Lounge ’da izleyiciyle buluşan Blended Valley isimli mekânsal yerleştirmesine yakından bakalım. Blended Valley : 267 sanatçıdan 568 sanat eserinin sergilendiği fuarda House of Brothers Lounge , multidisipliner sanatçı Lal Batman ’ın eseriyle yerini aldı. Mercado yaratıcı partnerliğinde izleyicilerle buluşan, Batman’ın video sanatı, dijital manipülasyon, heykel ve yağlı boya üretimlerini dijital ve plastik araçları kullanarak harmanladığı yeni mekânsal yerleştirmesi Blended Valley , genç sanatçının Yunan Yeni Dalgası Sinemasından aldığı ilhamla tasarlandı. Bir video eser ve iki boyutlu heykellerden oluşan, adeta sürreal bir dünyaya açılan bir kapı işlevi gören yerleştirme, izleyiciyi Batman’ın sanat pratiğinde önemli bir yere sahip olan çeşitli figürlerin ve önemli pop ögelerinin harmanlandığı “blended” bir evrene davet etti. İskoçya’nın etkileyici doğasından ve bitki örtüsünden ilham alan çok katmanlı sanat deneyimi, sonsuz manzaraları ve şehrin dinamizmini sanatseverlerle buluşturdu. House of Brothers 'a dair gelişmeleri kaçırmamak için @brothers1801 ’i takip edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2015 yılında, Babylon Asmalımescit’teki yerinden Bomonti’ye taşınırken meşhur kırmızı kapısının önünde son kez buluşup bir döneme veda etmiştik. Babylon tabelası o zamandan beri yok. Asmalımescit ise değişim rüzgarından nasibini aldı. Son olarak bina satılığa çıktı, yeni sahiplerini bekliyor. Şehrin hafızasında yer edinen bu bina bize veda etmek zorunda mıydı?

Arkadaşlarımla akşam yemeği için Asmalımescit’te buluşacağız. “Neredesiniz?” mesajıma “Eski Babylon’un oradan dönüp geliyoruz” diye karşılık alıyorum. Başka bir gün Asmalımescit’te yeni açılan bir mekanı tarif ederken “Eski Babylon’un hemen arkasında” derken buluyorum kendimi. O civardaki adres tarifleri hep “Eski Babylon” diye başlıyor. 3 yıldır başka bir canlı müzik kulübüne ev sahipliği yapan bu mekandan bir nesil hâlâ Babylon diye bahsediyor.

Geçen hafta, binanın satılığa çıktığını öğrendim. Bir internet sitesinde şu başlıklı ilanla karşılaştım: “Asmalımescit’te eğlence ve turizm sektörü için emsali az bina.” İçimi şehrin hafızasında yer edinmiş o kırmızı kapılı binanın başka bir sermayeye doğru el değiştireceği korkusu kapladı. Çünkü Beyoğlu’ndaki birçok mekanın satıldıktan hemen sonra hiçbir iz bırakmadan değişip yok olduğunu hepiniz gibi ben de biliyorum.

Almost Famous filminde genç gazeteci William Miller’ın müzik eleştirmeni olmak istemesinin birkaç önemli nedeni vardı. Müzik tutkusunun yanında Rolling Stone dergisiyle tanışması, gittiği konserler, kendi görüşlerini paylaşarak müzik kültürüne katkıda bulunmayı amaçlaması gibi... Sonuç olarak genç yaşta müziğe olan derin ilgisi ve yaşadığı deneyimlerle şekillenen bir kariyer yolculuğuna çıkıyordu filmde. Benim için de Babylon benzer bir etkiye sahip. Benden bir önceki kuşak için Kemancı efsaneydi. Benim gençliğimde ise farklı janrlarda müzik dinleyen biri için Babylon’da konser izlemek, 18 yaşına bastığı ilk gün o kırmızı kapıdan tek başına girebilmek çok önemliydi.

Babylon’un kapı önünün de müzikle yaşayan ahaliye kattıkları büyüktü. Kapı önü demek, edinilen dostluklar, o sırada çalan müzisyenin değerlendirilmesini yapmak, önünden geçerken arkadaşlara selam vermek, orada âşık olmak ve sokağın her geçen gün değişen çehresini izlemek demekti.

AHALİ: Kapılarını açtığı ilk günden beri müdavimleri, sponsorları, çözüm ortakları ve mahallesi ile bir bütün olan Babylon’da, bu geniş kitleye kısaca “ahali” denir. Ahalisi olmadan Babylon’un varlığından söz etmek imkansız ve manasızdır.

Marangozhaneden şehrin en gözde mekanına

Babylon; Ahmet Uluğ, Mehmet Uluğ ve Cem Yegül ortaklığındaki Pozitif çatısı altında 1999 yılında kapılarını açtığında Asmalımescit henüz şehrin eğlence hayatına dahil olmamıştı. Babylon’un 10. yıl kitabında Mehmet Uluğ, binayı buluş hikâyesini şöyle anlatıyor: 

“1990 yılında Pozitif adıyla konserler organize etmeye başladığımızda, asıl hayalimiz bu konserleri sahneleyecek bir kulübümüzün olmasıydı. New York’tan İstanbul’a döndükten sonra da aynı rüyanın içinde bulduk kendimizi. 1990-98 yılları arasında sayısız yer gezdik. Aradığımız kriterlere uygun mekanların ekonomik açıdan ulaşılmazlığı, piyasa şartlarının uluslararası çapta müzisyenleri İstanbul’a getirebilmek için hiç de elverişli olmadığı gerçeğiyle birleşince, hayaller bir süre sonra suya düştü. 8 yıl boyunca aynı rüyanın peşinde koşmaktan yorulmuştuk. Kulüp projesini unutmaya karar verdik. Bir taraftan da Pozitif’i taşıyabileceğimiz uygun bir ofis arıyorduk. İşte tam o günlerde, bir arkadaşımın tavsiyesiyle Asmalımescit’te ofis binası olarak kullanabileceğimiz bir marangozhaneyi görmeye gittim. Beyoğlu’nun arka sokaklarında, harap vaziyette bir binaydı. İçeri girdiğim anda kendimi yeniden o unuttuk sandığım hayalin ortasında buldum. Burası, o mekandı. Yüksek tavanı, sütunsuz oturumu ve taş duvarları ile tam aradığımız yer. Bu kez ofis taşıma planları suya düştü ve Şehbender Sokak No:3, daha sonra Babylon adını vereceğimiz kulübe ev sahipliği yapmak üzere satın alındı.

Fakat küçük bir sorun vardı. O zamanlar Asmalımescit, kimselerin uğramadığı, yaşamadığı, bilinmeyen bir bölgeydi. Terk edilmiş hissi veren, ıssız ve ışıksız sokaklar... Semtin popüler olmaması, Babylon’un kuruluş sürecini ekonomik açıdan kolaylaştırmıştı, tabii. Peki ama, insanlar buraya gelecek miydi? Cevabı sizde...” 


En yakın arkadaşımız gibiydi

Babylon, açıldığı günden itibaren kültürlerarası bir köprü görevi üstlendi. Farklı müzik tarzlarına yer vermesiyle bize türlerin iç içe geçebileceğini de gösterdi ve şehrin güncel müzik tarihinde önemli izler bıraktı. Dünyanın en prestijli caz dergisi Downbeat tarafından 2002’de “Dünyanın en iyi 100 caz kulübü” listesine girebildi.  

Yine Babylon kitabında Ahmet Uluğ, Babylon’dan şöyle bahsediyordu: 

“Dünyanın merkezinde, coğrafyaların en zorunun ortasında, karmaşıklıklar içinde bir ülkede, şehirlerin en güzelinde, ufku açık, kafası karışık, güzel insanlarla birarada...”

Asmalımescit’in bir cazibe merkezi hâline gelmesi 1990’larda sanatçıların buraya taşınması ile başlamış olsa da Babylon, mahallenin çehresini tamamen değiştirip burayı artık gece dışarı çıktığınızda mutlaka uğradığınız bir yer hâline getirmişti. Kapısı sokağa açıldığı için şehirle iç içe bir kulüp olan Babylon, aradan geçen zamanda müzik ile yakından temas kurduğumuz en yakın arkadaşımıza dönüştü.

2010’dan sonra Asmalımescit’in çehresi yeniden değişmeye başladı. 2011’de büyük masa operasyonu gerçekleşti. Sofyalı Sokak’ta yer alan bütün sandalye ve masalar kaldırılmaya başladı. Ardından 2013 Gezi Parkı protestoları geldi. Asmalımescit’in müdavimleri semti terk etmeye, mekanlar bir bir el değiştirmeye başladı. Mahalle yine başka bir kitlenin kendisini sahiplenmesine hazırlanıyor gibiydi…

Babylon, 2015 yılında eski Bomonti Bira Fabrikası olan bomontiada’ya taşındı. Artık x-ray cihazından geçerek ulaştığımız, kapısı güvenliklerle dolu bir avluya açılan bir mekandaydı. Tabii şunu da söylemek gerek Babylon, Bomonti bölgesinin çehresinin değişimine yine büyük katkı sağladı. Bu dönemde şehrin yeme, içme ve eğlence ritmi yer değiştirdi ve bomontiada’nın çevresine birçok yeni mekan açıldı.

Beyoğlu terk edildikten sonra…

2015 yılında Babylon büyük hayallerle açıldığı Asmalımescit’ten ayrılırken Ahmet Uluğ, gazetecilere buranın 2 yıl sürecek geniş çaplı bir restorasyon sürecinden geçeceğinden bahsediyordu. Belki Babylon’un kardeş caz kulübü olabileceği konuşuluyordu. Hatta Uluğ, 2014’te Hürriyet gazetesine verdiği röportajda şöyle diyordu: 

“Tamamen kapanması söz konusu değil. Bizden çıktı, İstanbul’a ait bir yere dönüştü. Aynı tutmamız konusunda da çok ciddi baskı var.”

2 yıl sonra Uluğ ile Vatan gazetesi adına yaptığım röportajda Asmalımescit’in akıbetini sormuş ve şu yanıtı almıştım: 

“Beyoğlu’nun zayıfladığını ve kendini tükettiğini görmedik, yaşadık. Onun içindeydik. 15 yıldır orada olduğumuz için Babylon’un da artık yenilenmesi gerekiyordu. Yeni mekan ile yüzde 50 kapasite arttı. Beyoğlu’nu özlüyoruz, dönmenin yollarına bakıyoruz. Beyoğlu’ndan vazgeçmedik. Orada bir çalışma da başlamadı. Biraz daha hayal kurmaya izin veren bir ortam olsa başlayacak. Şu an herkes gibi bizde de biraz bekleme ve var olma çabasındayız.”

Bunların hiçbiri olmadı, ülke gündemi her yıl daha da kaotik bir hâl aldı, üzerine pandemi başladı ve Asmalımescit yine dönüşmeye başladı. Babylon ise yeni nesil için artık Bomonti’deki bir mekandı.

Her masalın bir sonu vardır

Satış ilanını görünce Babylon ahalisinden ve kırmızı kapının önünde tanıştığım dostlarımdan müzik yazarı, editör ve DJ Sarp Dakni’ye bu binanın hafızasındaki yerini sordum: 

“2000’lerin tam ortasında Pozitif’te işe başladığımda görev tanımıma Babylon’un basın ve halkla ilişkiler çalışmaları da eklenmişti. Kariyerimin belki de en verimli, en güzel ve en heyecan verici yıllarını Babylon’un çatısı altında geçirdim. Bir performans mekanı olmanın ötesinde, adeta nefes alan, yaşayan bir yerdi. Muazzam bir çekim gücü vardı. İstisnasız herkes oraya gelirdi. Şehbender Sokak’a gizlenmiş modern bir kültürel tapınaktan bahsediyoruz.

O sokaktan ve o kapının önünden resmen hayat fışkırıyordu. Girişindeki kuyruklar bazen diğer sokaklara doğru taşardı. Haftanın en az 5-6 günü açıktı. Mekanın enerjisinin bir gün bile düştüğünü görmedim. EDM’den çağdaş klasik müziğe, THM’den endüstriyel rock’a müziği mümkün olan tüm renkleriyle kucaklayan başka bir mekan gördüğümü/duyduğumu hatırlamıyorum.

Babylon’un içinde herkes eşitlenirdi. İster Jane Birkin gibi bir süperstar olsun, isterse Siya Siyabend gibi sokak müzisyenleri... Seyircisini, müzisyenini, personelini hayranlık uyandıran bir samimiyetle eşitleyebilen bir yerdi. Logosundan iç mekan tasarımına kadar müthiş bir dehânın ürünüydü.

Böyle bir hikayenin parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ancak her masalın bir sonu vardır. Şehbender’deki Babylon’un kapanıp taşınacağını duyduğumda üzülmüş ama şaşırmamıştım. Hayat hep istediğimiz gibi gitmiyor. Hele Türkiye’de... Yıllar sonra binanın satılacağını duyduğumda da yine üzüldüm ve yine şaşırmadım. Binayı kimin alacağı ya da ne amaçla kullanılacağı ilgimi çekmiyor. Şehbender Sokak ve o zamanların Babylon’unu hafızamda kalanlarla yaşamaya devam edeceğim.”

'Keşke Berghain gibi buraya da sahip çıkılsa'

Babylon deyince akla ilk gelen isimlerden ahaliden Elif Cemal, ilanı gördüğünde kelimenin tam anlamıyla midesi ve kalbine bir bebek fil oturduğunu söylüyor: 

Hem hayranlık duyduğum hem neredeyse 25 sene oraya emek vermiş bir çalışanı hem de Babylon’un tüm tarih ve hikayesine tanıklık etmiş bir müzik ve kültür-sanatsever birisi olarak ilk hissiyatım şoke olmaktı. Yine de çok uzun sürmedi mantığın yoluna sapmak. Sosyoekonomik ve politik anlamda istikrarın olmadığı, yarınları göremediğimiz bir coğrafyada yaşarken bu kararın arkasındaki sebepleri de tahmin edebiliyor insan ne yazık ki.

O kırmızı boyalı eski marangozhane uzun bir süredir Babylon olarak nefes almıyordu zaten, vedalaşmıştık bir süredir. Asmalı Mescit’e ziyaretlerimin hiçbirinde o sokağa girmeye zaten cesaretim yoktu uzunca bir süredir. Zira kapısında bir Serbülent, bir Yunus abi, Birol veya Elif Erdost karşılamayacak beni. Dolayısıyla o nostalji çukuruna çok da saplanmamak gerekiyor. Her şey değişiyor, dönüşüyor günün sonunda.”

Elif Cemal, Babylon kapısının önünde.

'O kapının önü bizim için Patti Smith’le sohbet etmekti'

Elif, “Eski Babylon’un kapı önü sana neler hatırlatıyor?” soruma şu yanıtı veriyor: 

“O kapının önü bizim için Patti Smith’le sohbet etmek, Michael Franti soğuk bir aralık ayı akşamında yalınayak binaya girerken ‘Aman cama basmasın’ demek, sektörde veya sektörde olmayan tüm dostlarımızla kavuşmak, uzun sohbetler etmek demek. Kapıların açılmasını nefesini tutarak elinde bir şişe birayla beklemek de demek. Sezonun ilk ve son konserinde heyecan dorukta veya ‘Bu sezonu da bitirdik vay be!’ demek. Bazı konserler çok kalabalık olduğunda ‘Aman kapıya çıkmayalım, içeri girmek isteyen bir tanıdık görürüz’ veya daha az biletin satıldığı akşamlarda çıkıp kapıdan girecek seyircisi duasına çıkmak da... Ama her şeyden önemlisi üniversiteyi bitirip İstanbul’a döndüğümde keşfedip, kışın en karlı gününde üzerimizde paltolarımızla içeride tıkış tıkış konser dinlemek demek. Ahmet, Mehmet ve Cem’in vizyonu, Elif Erdost ve ekibinin tutkuyla çalışması demek.

Elif Erdost’un asistanı olarak 2002 senesinde işe başladığımda ‘Artık senin evin burası, burada yatıp kalkacaksın’ dediğinde duyduğum heyecan da... Çok büyük bir şans oldu her anlamda bu köklü kurumun bir parçası olmak benim için.”

Elif’e ayrıca soruyorum, “Peki, bina korunamaz mıydı?”

“Buradaki üzücü mevzu o binanın sahipleri tarafından alınan satılma kararından ziyade bu kadar köklü bir kültürel kuruma ülkede kimsenin sahip çıkmaması. Bundan sonra sahip çıkacak başka bir kurumun olmaması. Babylon’dan tam 5 sene sonra Berlin’de kurulmuş, eski bir termik santral olan Berghain gece kulübü Alman UNESCO komisyonu tarafından derlenen kültürel miras listesine eklenmiştir. Keşke Berlin örneğinde olduğu gibi buraya da sahip çıkılsa ve yine bir konser mekanı, ‘venue’ olarak işlemeye devam ederken, binanın bir kısmı da Babylon ve İstanbul’daki canlı müzik geçmişine dair bir minik müze yapılsa.”

'Asmalımescit’in karanlık sokaklarına ışık tuttu'

Zorlu PSM’de pazarlama iletişimi yöneticisi olarak görev yapan Onur Yazıcı, Babylon önüyle özdeşmiş nadir insanlardan. “Babylon önü Onur” olarak tanındığı bir dönemi hatırlıyorum. Onur, o kırmızı kapıdan ilk girişini şöyle anlatıyor: 

Onur Yazıcı, Art Brut konseri öncesi grup elemanlarıyla kırmızı kapının önünde.

“Henüz bir lise öğrencisiyken ‘Babylon, dünyanın en iyi 100 caz kulübü arasına girdi’ başlıklı bir haber aracılığıyla tanıştım Babylon’la. İlk gittiğim günü daha dün gibi hatırlıyorum. Sanırım ikinci sezonuydu ve Depeche Mode partisi vardı. Galatasaray civarından başlayıp defalarca insanlara adres sormuştuk. 

Asmalımescit’in karanlık sokaklarında korkuyla dolaştığımı hatırlıyorum. Çoğu kişi mekanın adını da doğru telaffuz edemiyordu. Sonunda Babylon’u bulduğumda içimi başka bir korku sarmıştı. İçeri girebilecek miydim? Henüz 16 yaşındaydım ve ilk kez bir kulübe girecektim. ‘Dik dur ve kapıdaki güvenliğin gözünün içine sakın bakma’ demişlerdi bana. Bana söylenenleri birebir uyguladım ve başardım. İçeri girdiğim anda tıka basa dolu ve Depeche Mode şarkılarıyla bezenmiş bir ortam beni karşıladı. Ve ben bayılmıştım.

DJ’in ardından o dönemlerde gruba yaptığı cover’larla ünlü Türk grup Chantage sahneye çıkmıştı. O dönem etkinlik anlamında ne kadar açlık varsa ülkemizde içerisi kapı duvar yıkılacak kadar doluydu. Bugün Depeche Mode partisi yapsak çok az sayıda katılımcının olacağına eminim. Akşamdan hatırladığım mekanın harikalığının dışında sahnenin bulunduğu inceden bir ışık düşen, tuğlalı duvar ve Babylon logosunun güzelliğiydi. O günden sonra iyi müzikten hiç kopmadım. Babylon, Asmalı Mescit’in o karanlık sokaklarına ışık tuttuğu gibi bana da tuttu ve benim her zaman en sevdiğim yer oldu. Sayısını tahmin bile edemeyeceğim isimi orada izledim, bilet bulamayıp kapısında kaldığım dev konserler oldu. İçeri giremediğimde üzülsem de kapısının önünde takılmaya devam ettim. Çünkü kapı önü de bir ayrı keyifliydi.”

Sokağa açılan bu kapının o dönemin gençlerinde kültürel bir buluşma yarattığı konusunda hepimiz hemfikiriz. Onur da aynı müziği dinlediği, aynı dili konuştuğu İstanbul’un başka semtlerinden gelip orada toplanan kitleden bahsediyor: 

“Zaman içerisinde arkadaşlarla tanışma ve buluşma noktamız o kapı önü oldu. İçerisinde ayak basmadığım bir metrekare olmadığına emin olduğum, gerçek anlamda müdavimi olduğum Babylon’un kurucusundan çalışanlarına herkesle tanışma ve uzun yıllar sahnesinde çalma şansı edindim. İlk görüşte duvarına âşık olduğum o mekanda çalabilmek için büyük bir yol kat etmiştim. İlk kez sahnesine çıktığımda yaşadığım hazzı kelimelerle ifade edebilmem mümkün değil. Hâlâ daha pek alışamadığım, eski ruhundan uzak olan Bomonti’deki yerine gittiğimde birçok eski çalışanla sarılıp hasret gideriyoruz. Duvarlarında izlediğim ve sahne aldığım konserlerin posterlerini görüyorum, içim burkuluyor. Her zaman Asmalımescit’in bir gün geri dönebileceği düşüncesiyle yaşamıma devam etmek istiyorum.” 

Kırmızı kapı ve ardındakiler

Babylon binasının satışıyla ilgilenen emlak danışmanını aradığımda ilanın 10 gün önce yayımlandığını belirtip birkaç alıcının ilgilendiğinden bahsetti. Fakat daha detaylı sorularıma gizlilik nedeniyle cevap vermedi. Şu an Babylon’un yerinde hizmet veren canlı müzik mekanı Blind’dan görüş almak istedim, onlar da ilanın eski olduğunu dile getirdiler sadece. Ahmet Uluğ ise seyahatte olduğundan sorularıma cevap vermek için biraz daha vakit istedi. Cevabını tabii ki ilerleyen günlerde sizinle de paylaşacağım.

Babylon, yeni neslin müzik zevkinin genişlemesine katkı sunmaya Bomonti’de devam ederken o kırmızı kapı ve arkasındaki hayat, hayatımızın en güzel dönemi olarak kalmaya devam edecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

💔 Hey gidi Babylon, Nation of Language

Binası satışa çıkarılan eski Babylon'un akıbetini ahaliden isimlerden dinledik. Bu yaz İstanbul'da konser verecek Nation of Language üyeleriyle son albümün kayıt sürecini ve müzikte kusursuzluğu arama çabasını konuştuk.

29 Nis 2024

Brothers1801 ile birlikte
💔 Hey gidi Babylon, Nation of Language

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'