Bir şarkının hatırlattıkları, bir öykünün şarkıları

Bilirsiniz; bir şarkı, bir öyküyü hatırlatır bazen. Ya da tam tersi.
Bir şarkının hatırlattıkları, bir öykünün şarkıları

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Her şey ve herkes birbirine bağlı. Dünyalılar olarak bunu en iyi anladığımız dönemde, biz de birbirimizin düşünce akışları içine dalıp zihnimizde iz bırakan şarkıları, içinde kaybolduğumuz öyküleri yakalayıp çıkardık. Her şarkı bir öyküyü, her öykü bir şarkıyı çağırdı.

Artemis Günebakanlı & Muhammed Atalay

Grandaddy - The Crystal Lake (Piano Version)
Artemis: Hayatın değişim hızı kaygı verici noktaya geldiğinde, rahatlamak için kişiliğimizin, zevklerimizin oluştuğu yıllarda dinlediğimiz müziklere dönmek evrensel bir korunma mekanizması. Grandaddy’nin 2000 yılında çıkardığı indie mücevheri The Sophtware Slump albümü de benim için öyle bir güvenlik ağı. Bu güvenlik ağı, geçtiğimiz günlerde albümün 20'nci yaşı vesilesiyle yayımlanan piyano versiyonuyla hem yeni bir kimlik kazandı hem de ergenliğimin gece yarılarında, evdeki herkes uyuduktan sonra televizyonun sesini en kısıkta tutarak izlediğim MTV’de duyup bir daha hiç unutmadığım The Crystal Lake’in bu sakin hâliyle sanki bir döngüyü tamamladı.

Cenk Hikâyeleri, Yaz Bitti...
Muhammed: Uzun gelen öğleden sonraları, pencereden dışarıya bakarken içerideki güvenli alanımda okuduğum Murathan Mungan öykülerini, şiirlerini hatırladım. Çok güzel ifade ettiğin “evrensel bir korunma mekanizması”, kendi okur dünyamdaki saf-düşünceli ayrımını da getirdi aklıma. Bir yanım o dünyanın içine kendimi tamamen bırakmak isterken diğer yanım, okuduğumun bir kurmaca olduğunu hatırlatıyordu bana. "Burdan çıkmalı" diye düşünürken yolu kaybetmek unutulmaz manzaralar anlamına geliyordu.

Massive Attack - Daydreaming
Artemis: Pencereden dışarı bakmayı da başkalarının pencerelerinden içeri göz atmayı da seviyorum. Zamanımın azımsanmayacak bir kısmını pencere kenarında, gündüz düşlerine dalarak geçiriyorum. Bahsettiğin kendini bırakma isteğiyle gerçekliğe dönüş arasındaki çatışma tanıdık. Yolu kaybettiğinde bulacakların, beklemediğin kadar güzel olabiliyor. Shara Nelson’ın “Kendi alanımda durup sessizce gözlemliyorum.” diyen vokaliyle Daydreaming, 30 yıl öncesinin kaosu içinde kendine müzikle bir alan yaratabilmeyi anlatıyor. Herhâlde bu yüzden hâlâ güncel tınlıyor.

Kırmızı Kazak, Okumanın Hâlleri ve Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Muhammed: Durup sessizce gözlemlemek, kendi alanını oluşturmak ve Massive Attack, aklıma okuduğum güzel deneme kitaplarını getirdi. Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak'ı, Sırma Köksal’ın Okumanın Hâlleri ve tabii ki en sevdiğim Bilge Karasu’nun Ne Kitapsız Ne Kedisiz'ı kaosun içinde hep kendi sözcüklerimi bulmamı sağladı. Bazen ne kadar unutsam da bu sözcükleri, ara ara hatırlatmak için bana ses ettiklerini düşünürüm. Hatırladığım kadar unuttuğum -belki de tekrar okumak için unutmak istediğim- yazarlar ve kitapların bu yüzden hep ayrı ve özel bir yeri oldu. Ne Kitapsız Ne Kedisiz’in arka kapağında yazan “Baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor." cümlesini belki de bu sebepten çok iyi anladığımı düşünürüm. 

Rodriguez - This Is Not a Song, It’s an Outburst: Or, the Establishment Blues
Artemis: Unutuluştan geri dönme düşüncesi bana Sixto Rodriguez’i hatırlattı. Detroitli müzisyen 70’lerin başında çıkardığı, Amerikan yaşamını işçi sınıfının gözünden anlatan albümler başarısız olunca, hayatına işçi olarak devam etmiş; şarkılarının 70’ler boyunca Güney Afrika radyolarında çalınarak büyük bir dinleyici kitlesi kazandığından ancak 1997’de, kızı kendisiyle ilgili bir web sitesine rastlayınca haberdar olmuştu. 2012 tarihli, Oscar ödüllü belgesel Searching For Sugar Man'de anlatılan bu hikâyenin devamı, sanatçıyı dünyanın her köşesindeki festivallerin sahnelerine taşıdı. Rodriguez’in “Bu sistem yakında öfkeli, genç bir şarkıya yenilecek.” kehaneti ne zaman gerçekleşecek, hâlâ beklemedeyiz.

John Cheever, Raymond Carver Öyküleri
Muhammed: Rodriguez’in müziği ve söylediklerin Cheever ve Carver öykülerini hatırlattı bana. Nedendir bilmem, sıcak bir yaz günü, konuşulacak olan neyse onun havayı kapladığı bir arabada bu şarkı çalıyor sanki. Anlatılacak olan şeyler kadar uzun bir yol hem de bu. 
Teşekkür ederim Artemis!


İllüstrasyon: Ece Tugay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Çağrışımlar ve birliktelikler üzerine

Bir şarkının izinde bir öykü, bir sahnenin izinde bir şarkı, bir sanatçının izinde bir kitap.

04 Ara 2020

Ece Tugay

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar