Bozcaada Caz Festivali: 'Feribotun kapakları kapandığında herkes deneyime odaklanıyor'

Bozcaada Caz Festivali 6-8 Eylül tarihleri arasında sekizinci kez misafirlerini ağırlamaya hazırlanırken festival ekibinden Murat Sezgi'yle yola nasıl çıktıklarından, festivalin Bozcaada'ya etkilerinden ve bu senenin programından konuştuk.
Bozcaada Caz Festivali: 'Feribotun kapakları kapandığında herkes deneyime odaklanıyor'

2 Eylül - Bozcaada Caz Festivali - Duende
Bozcaada Caz Festivali ile birlikte

Caz tutkunları Bozcaada Caz Festivali ’nde buluşuyor Bozcaada Caz Festivali , “Miselyum” temalı sekizinci edisyonu ile 6-7-8 Eylül tarihlerinde katılımcılarını ağırlamaya hazırlanıyor Bu sene, doğanın büyüleyici ağ sistemi olan miselyumun çok katmanlı yapısından ilham alan festival; her sene olduğu gibi katılımcıları adanın özgün ruhunu caz ve disiplinlerarası etkinliklerle keşfetmeye davet ediyor. Festivalin etki raporu: Bozcaada Caz Festivali, biyoçeşitliliğin, sürdürülebilirliğin ve dayanıklılığın doğal bir modeli olan “Miselyum” temasını benimsemekle kalmıyor, festivalin ekonomik, çevresel, kültürel ve sosyal etkisini analiz ediyor. OECD tarafından 2023 yılında yayınlanan “Kültür, Spor ve İş Etkinliklerinin Etkisi Nasıl Ölçülür” başlıklı etki ölçümü rehberi baz alınarak yapılan ilk çalışmalardan biri olan Bozcaada Caz Festivali’nin “ Etki Raporu ,” katılımcılarla paylaşılıyor. Bozcaada Caz Festivali, ilk etkinliğinden günümüze adada yarattığı ekonomik ve sosyal hareketlenme ile de önemli bir etkiye sahip. Festival programı: Festivalin ilk günü, Türkiye, Fransa ve Almanya sahnelerinden isimler sahnede olacak; Deniz Taşar , Léon Phal ve Anika Nilles / Nevell müzik severlerle buluşacak. Öner Karaçuha Quartet , KLEIN , Önder Focan önderliğinde Alper Yılmaz , Monika Bulanda , Adem Gülşen , Anıl Şallıel ve Barış Doğukan Yazıcı ’yı özel bir projeyle bir araya getiren Bozcaada Ensemble ve Kraak Smaak ise, festivalin ikinci gününde müziği Hollanda ve Lüksemburg’dan Bozcaada’ya getirecek. Festivalin son gününde, Girls in Airports , Cenk Erdoğan Trio , ve Alfa Mist sahne alacak, DJ sahnesinde Childplay ’i dinleyeceğiz. Dahası: Festival, sunduğu müzik programının yanı sıra yürüttüğü “ Keşif ” programıyla adaya yayılan atölye çalışmaları, geziler, networking etkinlikleri, paneller ve tartışma oturumları ile toplumsal cinsiyet, ekolojik dönüşüm ve toplumsal kapsayıcılık başlıklarına dikkat çekiyor. Bozcaada Caz Festivali biletlerine buradan ulaşabilir, adaya renk katan bu etkinliğin bir parçası olabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Bu yıl biyoçeşitliliğin, sürdürülebilirliğin ve dayanıklılığın doğal bir modeli olan “Miselyum” temasını merkezine alan Bozcaada Caz Festivali 6-7-8 Eylül tarihlerinde sekizinci kez misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyor. 

Festival ekibinden Murat Sezgi ise 2014’ten bu yana düzenlediği farklı kültür-sanat etkinlikleriyle Türkiye’de kültür girişimciliğinin ilham veren öncülerinden. Murat, ortağı Çağıl’la (Özdemir) birlikte 2015'te plak ve etkinlik şirketleri Kabak & Lin'i kurduğundan beri Türkiye'de ve dünyada pek çok kültür-sanat etkinliği düzenliyor. Bunların en bilinenlerinden biri de 2017'den beri düzenlenen Bozcaada Caz Festivali. 

Aposto'nun kurucu ortağı ve CEO'su Orhun Canca, Murat'ı Aposto'nun yeni podcast kanalı Aposto Kültür'de konuk etti.

2014’ten itibaren Avrupa’da farklı caz festivallerine katılıyorum ve bu festivallerin o bölgeyle, orada yaşayanlarla, yerel ekonomiyle ilişkilerini görme fırsatım oluyor. Şehirlerin neredeyse tüm yıl boyunca o festivali beklediğini, festivalin, bölgenin bir çeşit marka iletişimine dönüştüğünü görüyorum. Avrupa’daki örneklerle de kıyasladığımızda, Türkiye’de coğrafyayla bu şekilde bütünleşen bir kültür-sanat etkinliği başlatmak senin için ne anlam ifade ediyor? Siz Bozcaada'yı nasıl seçtiniz? Her şeyin başlangıç noktasını merak ediyorum.

Cafe Mitanni’yi hatırlar mısın? Çok güzel mücver yiyip, Türkiye’nin en iyi müzisyenlerini dinlediğimiz bir yerdi. Ben 2003 yılından beri bu alandayım. Geçmişimde Pozitif ve İKSV gibi deneyimler de var. Sarp Maden’le tanışırdık o zaman. Bir gün Cafe Mitanni’nin önünde Sarp, Ediz ve ben muhabbet ederken öylesine bir anda Sarp’ın dönüp “Ediz’in plak şirketi var, siz de organizasyon yapıyorsunuz. Birleşsenize” demesiyle olaylar gelişti. 

Ediz’in Lin Records adlı bir şirketi vardı. Biz de o sırada Kabak âşığıydık. Mesela kolumda Kabak Koyu’ndaki bir zeytin ağacının koordinatının dövmesini taşırım. Birleşmek ikimize de mantıklı geldi, neler yapabiliriz diye düşünmeye başladık. 

Biz Rock’n Coke’lardan, One Love’lardan, Babylon'lardan geliyoruz. O dönemde festival ve ekip hissine âşıktık resmen. İstanbul’un da nispeten iyi dönemleriydi. Herkes konuşur işte, o 2010’lar, o “enerjiler”...

Ben gittiğimde 18 yaşındaydım. Zaten Rock’n Coke bir daha yapılmadı, katılıyorum.

Çok güzel zamanlardı, o enerjinin nispeten devamıydı. Ediz ile işe giriştikten sonra Berlin’e taşındık. Çağıl ile birlikte, “Orada da bir şeyler kuralım, iki ülke arasında bir şeyler yapalım” diye düşünüyorduk. Bu esnada Kreuzberg'de yolda yürürken XJAZZ adlı bir festivalin posterini gördük. İçimde müthiş bir kıskançlıkla, “Bu işi kim yapıyordur? Biz yapmalıydık” derken festivali yapan ekibin ofisinin hemen karşıda olduğunu fark ettim. Kapılarını çalıp XJAZZ’la bir ortaklığa başladık. “Biz de İstanbul’da yapmak istiyoruz” dedik, şimdi XJAZZ Berlin’in ortaklığındayız.

Tam olarak böyle mi oldu? Kapılarını çaldın ve açtılar mı?

Tam olarak böyle oldu, çok ilginçti. Bayağı kapıyı çaldık, biri açtı:

“Sen kimsin?”
Ben Murat. Türkiye’de işler yapıyoruz.”

Sanatçıları ve David August’un canlı bir projesini görünce, “Tam böyle bir şey olmalı” hissi oluştu. Tam olarak Berlin’i yansıtan bir festivaldi. Hemen hızlı kararlar alındı. Fermente’nin kurucusu Gizem Gezenoğlu, biz o işlerle uğraşırken üçüncü kurucu ortak olarak projeye dahil oldu. O sırada Bozcaada’da yaşıyordu. Gizem’e bir mesaj attım, Pavli diye bir mekanın işletmecilerindendi. “Bozcaada’da böyle bir şey yapalım mı?” dediğimizde hızlıca harekete geçildi.

Neden Bozcaada? Neden Gökçeada değil? Nasıl aklına geldi?

Gizem o sırada Pavli Bozcaada’dan çok güzel paylaşımlar yapıyordu. Pavli büyülü bir mekan, çam ormanı içinde harika bir taş bina. O sırada özellikle Ediz’le ortaklık sebebiyle caz ve doğaçlamanın dünyasına dalmışız. Bozcaada’da da böyle bir şey yapılmadığını öğrendiğimizde “Haydi yapalım” deyip, aslında hızlıca yola koyulduk. Birimizin oraya taşınmasıyla alakalıydı.

İstanbul’da yapmayı hiç düşünmediniz mi? Örnek veriyorum, Zekeriyaköy de farklı ve İstanbul’un uzak bir köşesinde. Bozcaada daha riskli bir karar. İstanbul’dan kalk, oraya git, insanlar gelecek mi, gidecek mi? Ekonomik olarak bunun altından kalkabilecek miyiz? Altyapı var mı? Bir sürü problem geliyor aklıma.

Türkiye’de cazın “pahalı saatler, arabalar, takım elbiseler”le özdeşleşen daha kopuk bir çağrışımı var. Elbette genelleme yapıyorum. Avrupa’da parmak arası terlikle ve havluyla da gidilebilen işleri gördükçe Sons of Kemet gibi bir grubu çok da kıyafetini ya da makyajını umursamadan görebildiğin formatlara şahitlik edince bizde farklı bir düşünce uyandı. 

Birincisi, caz ve doğaçlama müzik aslında kökenleri gereği hiç de elitist olmaması gereken işler. İkincisi, İstanbul’dan uzak bir yerde ve açık hava formatında bir festival hiç denenmiş mi? Türkiye’de bütün festivalin tek bir açık hava alanına odaklandığı bir caz festivali yoktu. Bozcaada da buna çok müsaitti. Ben adalı değilim, ama o feribotun kapakları kapandığında orada bir an yaşanıyor. İnsanların tamamen festivale ve müziğe odaklandığı bir işi kurgulamak çok ilginç geldi.

Bir de ilk etapta şey çok heyecan vericiydi… Sen müzikle uğraşıyorsun. O yüzden ne dediğimi çok iyi anlayacaksın. Ben senelerce Akbank Caz Festivali’nin de içindeydim. Sevgili Banu Tunç o zaman o projedeydi. O zaman benim işimi raporladığım kişi oydu, festivali neredeyse beraber yapardık. 

Akbank Caz Festivali’nde hep şunu düşünürdüm: Çok iyi festival, harika program, Babylon, Cemal Reşit Rey… Bazı güzel işler oluyor ama insanların yan yana durduğu o festival hissini çok alamıyordun. Son birkaç senedir Akbank Caz Festivali bu durumu bence çok iyi aşıyor.

Bozcaada Caz Festivali perspektifinden hem festivalin adayla ilişkisinden, hem de yıllar içinde festivalin dönüşümünden biraz bahsedebilir misin? Bazen akıllara şu soru da geliyor. Evet, buraya çok büyük bir organizasyon geldi ve adadaki doğal kaynakları, oradaki yerel ekonomiyi ve düzeni etkiledi. Bu konularda olumsuz bir eleştiri aldınız mı?

Biz normalde festivali Pavli Çamlığı’nda yapmak istiyorduk. O sırada Facebook Event’ler çok önemli. 300 kişi katılacağını işaretlemiş. Birkaç arkadaşımızı da ekleriz, o sırada 500 kişi olur diye düşünüyoruz. Etkinliğin açıldığı zaman benim uyumam gereken ama Türkiye’de daha normal bir saatti. Tam rakamı hatırlamıyorum, ama yaklaşık 47.000 kişinin katılacağını söylediği, 60.000 kişinin belki'yi işaretlediği bir sabaha uyandık. Ve biz Pavli Çamlığı’nda yapacağımızı duyurmuştuk. 

Öğleden sonra çok da değer verdiğim insanların “Adada orman yangını çıkacak” gibi söylemlerini gördük. O sırada da ağaçlara sarılan insanlarız. “Bu işten para kazandık, işte çitleri çektik, bilmem ne kadar bilet sattık” diye düşünecek insanlar değiliz, işi hiç öyle görmedik. Ama bir anda bütün medyada “Adayı mahvedecekler, böyle şey olmaz” gibi bir tepkiyle karşılaştık. Festivalin doğuşu böyle bir patlamayla oldu yani.

Sonra belediye başkanı ve adalı bazı insanlarla oturup festivali Ayazma Manastırı’na aldık. Adada barış oldu, herkes sarıldı, ortama romantik ve dramatik bir giriş yapmış olduk. Ondan beridir festival her sene manastırda yapılıyor. Olabildiğince bağ evlerinde konuşmalar ve şehrin meydanındaki çınarın altında ufak konserler yapıyoruz. Genel olarak adayla etki ve ilişki konusunda da son birkaç senede biraz haklı olduğunu düşündüğümüz bir eleştiri duyuyoruz: “İstanbul’da yaptığınız bir iş tipini alıp adada onun küçültülmüş halini yapıyorsunuz, buranın dokusunu tam anlamıyorsunuz.” Bu seneden itibaren bu durumu geri saracağız.

Bu eleştiriyle tam olarak ne demek istiyorlar?

Saatlerinden tut, etkinliğin gürültüsüne, kaç kişi olacağına, kaç kamyon geleceğine kadar pek çok konu. Festival, adanın dokusuna gerçek anlamda uygun bir hâle getirilip, yine de girişimci bir ekibin maaş verebildiği ve ekibini besleyebildiği sürdürülebilir bir hâlde kalabilir mi? Bu çok güzel bir soru. 

Bu seneden itibaren, adada bir danışma kurulu kuruyoruz. İsimlerini şimdi vermeyeyim, adada birkaç yüzyıldır yaşayan aileler ve dernekler işin içerisinde olacak. Oturup hep beraber bu festivali hem küresel anlamda başarılı hem de adanın dokusuna daha uygun bir noktaya nasıl getireceğimizi bulmaya çalışacağız. 

Ancak adada yaklaşımların ikiye ayrıldığını görüyorum. Bir tarafta turizm konusuna çok önem veren, “Adaya insanlar gelsin, hatta güzel bir kitle gelsin, çöpünü bırakmasın, gürültü yapmasın” diyenler var. Onlar adanın yüzde 99’u ve Caz Festivali’nin kitlesini çok beğeniyorlar. Ancak başka bir ekip var ve çok haklılar, orada yaşıyorlar. Ben bu tartışmaya çok hâkim değilim ama İstanbul’un adalarında da benzer bir tartışma olur ya. Bir orada yaşayanlar vardır, bir de “Tamam siz yaşıyorsunuz da hani, biz de gezebilir miyiz lütfen iki dakika burayı?” diyenler.

Evet ama şunu merak ediyorum. Festival her yıl üç gün yapılıyor. Bir aya yayılan bir festival değil. 3-4 gün olmasına rağmen ön hazırlığıyla ve sonrasında toparlama süreciyle mi süreç uzuyor, o yüzden mi böyle bir tepki geliyor?

Bize doğrudan bir tepki olmasa da şunu görüyorum. Adanın kendi iç yapısında turizmden fayda sağlayan adalılar da var, bu kadar büyük bir gürültü ve adanın içerisinde dönüp duran arabalardan rahatsız olan bir insan grubu da... Biz ikisinin arasında şu dengeyi tutmaya çalışıyoruz: İşin sonunda biraraya gelmeye ihtiyacımız var. Kültür-sanat etkinlikleri çok önemli. Birarada üretmek, birarada olmak, yeni müzikler duymak, bir şeylerden etkilenmek, bir panelde birileriyle tanışmak ya da adalı olmayan birine adayı göstermek… Bunlar çok değerli ama adalıları da dinleyerek nasıl bir denge kurabiliriz diye düşünüyoruz.

Buradan şuna bağlayacağım, özellikle son yıllarda caz festivali line-up’ları üzerine bir tartışma konusu var. Rock, metal grupları ve elektronik müzik sanatçıları dahil olabiliyor ve bunu çok eleştiren bir kesim var. Ama bir yandan da cazı çok daha geniş bir çerçeveden alan bir kesim görüyoruz. Bu iki bağlamda Bozcaada Caz Festivali’ni değerlendirebilir misin?

Bence güzel yerlerde geziyoruz, konuşması eğlenceli ve tartışılması da gereken şeyler. Bence burada “Biz oturduk, doğruyu bulduk” gibi bir durum olmuyor. Hatta bir festivalin ya da bir grup insanın üzerine böyle bir yük de binmemeli, çünkü geniş ve ciddi bir tartışma konusu.

Ben tepkileri anlıyorum, bizim neden yaptığımızı açıklamak için bir örnek anlatacağım. Bir arkadaşım, normal şartlarda İlhan Erşahin’i duymayacak bir insan. O sene festivalde olan başka bir sanatçı onun ilgisini çektiği ve “Bir caz festivaline de gidelim” dediği için İlhan Erşahin’in en büyük fanı oldu. Burada bizim yaratmaya çalıştıklarımızdan biri şuydu: Türkiye’de zaten niş bir alan bu, bizim line-up’ta 10 slot var, en azından 1-2 tanesinde bu tip bir adım atarsak başka insanları çekebilir miyiz? Fakat sonra bu yöntem alınıp, dokuz tane grubun caz ve doğaçlama dışı olduğu bir formata gidildiğinde, bence biraz raydan çıkılıyor.

Bence hip hop ve R&B ile birleşilen noktalar, cazı bambaşka yerlere götürdü. Cazın çok daha geniş ve eklektik bir perspektiften ele alınmasının daha fazla insanı caza yaklaştırabileceğini düşünüyorum. Cazın kendisine de katkı... O yüzden Bozcaada Caz Festivali'nin yaptığı birkaç denemeyi çok değerli buluyorum.

Mesela Yeni Dünya diye bir ekip vardır. Trakya’dan bir aile, bence sorunlu bir tanım olsa da "Dünya müziği" alanında müthiş bir müzik yapıyorlar. Kabaca Trakya müzikleri gibi düşünebilirsin. Dünyanın herhangi bir caz festivalinde her slota çok net girebilecek, çok açık ve doğaçlamayla müzik yapan bir ekip. Biz onları koyduğumuzda da çok tepki aldık: “Ben caz festivaline geliyorum, niye böyle bir ses var?” Ben insanların biraz daha kendilerini bırakarak, açık bir kafayla gelmelerinin güzel olabileceğini düşünüyorum.

Bu seneden biraz bahsetmek ister misin? Bizi neler bekliyor, neler değişti? Bu sene anladığım kadarıyla adaya daha fazla yayıldığınız bir program var.

Bu sene program haricinde genel enerjiden bahsedeyim. Bölgedeki fiyatlara, esnafa, bütün bu duruma genel olarak herkesten yoğun bir tepki var. 

Çok mu pahalı buluyor insanlar?

İşin sonunda Avrupa’nın hangi şehrinde bir otelde 250 avroya kaldığını sana soruyorum. Hilton Berlin dediğimizde bile 130-140 avrodan bahsediyoruz. Bu durum belki de kimsenin elinde değil ama adadaki “Ben üç dört ay çalışıyorum. Kalanlarda çalışmam” düşüncesi sebebiyle de finansal durumlar biraz zor. İnsanların bizim festivale katılması ciddi bir maliyet olabiliyor, bu da bu senenin gündemlerinden bir tanesi. Bozcaada her zaman nispeten pahalı bir yerdi, fakat "daha neler" dedirtecek durumlar umuyorum ki biraz dengelenir. 

Biz insanlar yine de güzel vakit geçirebilsin diye özellikle bu sene keşif etkinliklerini olabildiğince adaya yaydık. Geçen senelerden farklı olarak ilk defa Ayazma Beach’te ufak bir sahnemiz olacak. Orada elektronik müzik ağırlıklı, çok yüksek olmayan müziklere yer verdiğimiz bir alanımız olacak.

Onun haricinde en uluslararası yıl bu oldu. Almanya, Lüksemburg, Danimarka, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerden uluslararası sanatçılar geliyor. Birleşmiş Milletler’den UN Women’la beraber konuşmalarımız, panellerimiz ve atölyelerimiz; Hollanda Kraliyeti’nin desteğiyle Türkiye-Hollanda arasındaki müzik işbirliklerini tartışacağımız bir tartışma toplantımız olacak. 

Networking etkinlikleri ve Bozcaadalı bir antropolog olan Ümit Hanım’ın Bozcaada mutfağını ve kültürünü bize tarif edeceği bir yemek atölyesi de olacak. Türkiye'deki genel mali durumun sıkıntısına rağmen, adaya gelen birinin adadan giderken “Ellerinden geleni yapmışlar” diyebilmesini istiyoruz.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🥳 Rock en Seine notları, Oasis kuyruğu

15 yılın ardından biraraya gelen Oasis'in bilet kuyruğuna girdik, Paris'in ikonik festivali Rock en Seine'den izlenimlerimizi aktardık. Bozcaada Caz Festivali'ni Murat Sezgi ile konuştuk.

02 Eyl 2024

YAZARLAR

Orhun Canca

Aposto'nun kurucu ortağı ve CEO'su.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi