Caster Semenya'nın kendi olma yarışı


Vicdanlı bilimin meşaleleri YGA’lı gençler Mustafa Kemal Atatürk, en son bilim ve teknolojiye ulaşmaları için öğrencileri yurt dışına “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz” sözleriyle uğurladı. Bu sözlerin üzerinden 100 yıl geçse de; yurt dışındaki en iyi üniversitelerde okuyan YGA gönüllüleri aynı ruhla, bilim meşaleleri olarak çalışıyor. Toplumun sorunlarıyla dertlenen, o sorunlara bilim ve teknolojiyle köklü çözümler getiren; vicdanlı ve donanımlı YGA’lılar, Atatürk'ün hayal ortağı olmaya devam ediyor. YGA’lı gençler, dünyanın en iyi üniversitelerinde teknoloji şirketlerinde öğrendikleri en son bilimi ve teknolojiyi YGA Bilim Seferberliği projesi kapsamında dezavantajlı çocuklarla buluşturuyor. Deprem bölgesi öncelikli olmak üzere, Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerinde okuyan öğrencileri bilim setleriyle buluşturarak yapay zekâ ve robotik kodlama gibi alanlara olan ilgilerini artıyor. Şimdiye kadar 930 binin üzerinde çocuğu vicdanlı bilimle buluşturan YGA’lı gençler, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak için çalışıyor. Future Bright’ın hazırladığı son etki raporu, YGA’nın Bilim Seferberliği'yle ulaştığı bir milyona yakın çocuğun bilime olan ilgisinin atölyeler sonrasında %97 arttığını kaydediyor. YGA’lı gençler neler söylüyor? “Bütünsel bir kalkınma için bilim ve bilgiyi toplumun ortak değeri yapmak, hepimizin görevi. Üniversiteye başlayınca en temel amacım da yurt dışında öğrendiğim en yeni bilgiyi ve donanımı, ilk olarak Türkiye’deki dezavantajlı çocuklarla buluşturmak olacak.” YGA Mezunu Elif Öğrenci, Oxford “Dünyanın en iyi üniversitelerinde öğrendiğimiz, en yeni bilgiyi oyunlaştırarak deprem bölgesindeki çocuklarla paylaştığımız YGA bilim platformu, Türkiye’de değer katmak ve faydalı olmak için çok kıymetli bir imkân sağlıyor.” YGA Mezunu Mert Öğrenci, Stanford “5 yıldır YGA gönüllüsüyüm. Georgia Tech mezunuyum ve şu anda Apple'da çalışıyorum. Türkiye’ye geldiğimde de mutlaka YGA ekibiyle bir araya geliyorum. Öğrendiğim en son bilgiyi ve teknolojiyi ülkeme ve insanlığa faydalı küresel projelerde kullanabilmek için gönüllülük yapıyorum.” YGA Mezunu Lara Mühendis, Apple Siz de 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ’nı kutlarken bu anlamlı hayalin hayal ortağı olmak isterseniz bilimseferberligi.org adresinden destek olabilir ve umudu yayabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Pistlere adım attığından beri esas olarak “kendisiyle” yarıştı. Koşuyordu, kazanıyordu ama birileri kabul etmiyordu. Bazen rakipleri, bazen federasyonlar... 2009’da ilk şampiyonluğu sonrası yükselen çatlak seslerin ardından yapılan testlerde “Cinsiyet gelişim farklılığı” olduğunu tüm dünyayla aynı anda öğrendi! Annesi onu “kızım” diye seviyordu ve İsviçre laboratuvarlarından gelen bu haber 18 yıllık “kızına” nasıl hitap edeceğini değiştiremeyecekti.
Mokgadi Caster Semenya, doğuştan gelen özel koşulları nedeniyle “interseks” olarak tanımlanıyordu. Vajinası vardı ama rahmi yoktu. Adet görmüyordu, vücudu normalden fazla testosteron üretiyordu ve bu ona diğer kadınlardan daha maskülen özellikler veriyordu. “İnterkseks” tanımlamasını kabul etmeyen Semenya, “Ben farklı bir kadınım” diyordu. Doğduğundan beri öyleydi ve bu spor yapmasını engellememeliydi.
'Kızınız kız mı?'
Hakkında acayip iddialar ortaya atıldı. Sporda yükselebilmek için erkek olduğunu gizlediği, madalya kazanabilmek için Güney Afrika yönetimi tarafından penisinin aldırıldığı, politik bir proje olduğu öne sürüldü. Köyüne gidildi, akrabaları, arkadaşları sorgulandı. Gazeteciler annesine “Kızınız kız mı?” diye soruyor, annesi bu saçmalığa ne yanıt vereceğini bilemiyordu.
Caster Semenya hep “Bilim beni öyle kabul etmese de sıradan bir insanım, kadınım. Benim de herkes gibi hislerim var, ben de acı çekiyor, ben de gülüyorum” demek zorunda kaldı çünkü sadece şampiyon bir koşucu olduğu için kariyerinin her anında onun kadar zorbalığa maruz kalan başka kimse yoktu. Anlayacağınız bu konuda da bir şampiyondu!
Medeniyet dediğin...
Limpopo kasabasında geçen çocukluğunu en güzel “Farklı olsam da farklı olduğum hiçbir zaman hissettirilmedi, herkes beni olduğum gibi sevdi” cümlesi özetliyor. Yıllar içinde o küçük kasabaya sığmadı ve adını tüm dünyaya duyurdu ama dünyanın geri kalanı köyü kadar kucaklayıcı değildi. “Medeniyet” böyle bir şey miydi yoksa…
1991’de doğdu. O yıl Güney Afrika’da apartheid rejimi için kritik bir yıldı çünkü ırkçı sistem nihayet çözülmeye başlamıştı. Yine de 1994’te ANC’nin iktidarı ele geçireceği ilk demokratik seçimlere daha 3 yıl vardı ve doğduğu tarihte ırkçı rejim ona uluslararası müsabakalarda ülkesi adına yarışma fırsatı vermiyordu. Hoş, onun çocukluğunda apartheid rejimi artık yoktu ama yine de koşmasını engelleyecek bir başka “rejim” devredeydi.
Caster Semenya, otobiyografisinde, 19. yüzyılda Avrupalı sömürgecilerin “vücut ölçüleri farklı olduğu için” sirk sirk dolaştırdığı Güney Afrikalı bir başka kadından, Sarah Baartman’dan bahseder. Baartman, 1815’te 25 yaşında öldükten sonra 1974’e kadar "garip bulunan" organları vücudundan çıkarılarak bir Fransız müzesinde sergilenmişti. Baartman’ı ülkesine ancak 2002’de Nelson Mandela getirebilmişti.
Caster Semenya, kendi yaşadıklarıyla Baartman’a yaşatılanlar arasında paralellik kuruyorsa haksız mı? “Medeniyet” 19. yüzyılda sömürgeci ve ırkçıydı da 21. yüzyılda neden pek bir şey değişmemişti?
'Artık hedef genç kızları korumak'
2009 Berlin’de, 2011 Daegu’da dünya şampiyonu oldu. 2012 Londra’da, 2016 Rio’da 800 metre kadınlar yarışında olimpiyat altın madalyaları kazandı. 2018’de IAAF, “cinsiyet gelişim farklılığı” olan kadınları ve trans kadınları ilgilendiren bir kural değişikliğine daha gitti.
Buna göre bu sporcuların yarışabilmeleri için testosteron seviyelerinin belli bir kademenin altında olması gerekiyordu. Semenya gibi sporcular için bu, sürekli vücutlarını testosteron baskılayıcı ilaçlarla bir nevi sakatlamaları zorunluluğu demek oluyordu. Semenya zaten 2009’dan itibaren dönem dönem bu baskılayıcıları kullanmak zorunda kalmıştı ve bunun hem vücuduna hem beynine ne kadar zarar verdiğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden “800 metreyi, 1.500 metreyi koşmayı çok özleyeceğim ama bir daha yarışmak adına vücudumu bunlara maruz bırakamam ve umarım hiçbir kız da buna zorunlu kalmaz” diyecekti.
- Bir adım geriden: IAAF, kadın sporcular için testosteron sınırını 2011'de uygulamaya başladı. Semenya, 2012 Londra'da hormon baskılayıcı ilaçlar kullanmasına rağmen şampiyon oldu. 2016 Rio'da ise testosteron sınırı uygulaması geçici olarak kaldırıldığı için ilaç kullanmak zorunda kalmamıştı. 2018'de uygulama yeniden devreye girdiğinden beri Semenya'nın hukuk mücadelesi sürüyor.
O artık 33 yaşında ve bir daha şampiyon olamayacağını biliyor. Koşmayı seviyor, koşmaya takıntılı ama hayali bir altın madalya daha değil; kendisi gibi kadınların, doğuştan getirdikleri özellikleri yüzünden dışlanmaması…
Bu yüzden hukuki mücadelesini sürdürüyor. 15 Mayıs’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) hakim karşısındaydı. AİHM, Temmuz 2023’te CAS’ın Semenya aleyhine verdiği kararın haksız olduğuna kanaat getirmişti. CAS’ın buna itirazı sonrası yeniden sesini duyurma fırsatı buldu:
“Hepimiz bu davanın ne hakkında olduğunu biliyoruz, mesele kadın vücudundaki farklılıklar ve temel hedef genç kızları korumak, onların yarışabilmelerini sağlamak."
Semenya, otobiyografisine “Kendim olma yarışı” adını vermişti, o yarış artık pistlerde olmasa da devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Son yarışını "adalet" için koşan Caster Semenya'nın mücadelesini hatırlatıyoruz, şampiyonu belirleyen Galatasaray-Fenerbahçe derbilerine bakıyoruz.
17 May 2024

YAZARLAR

Mithat Fabian Sözmen
Gazeteci. Sözmen, 10 yıl boyunca, 2008’den beri spor yazıları yazdığı Evrensel gazetesinin internet sitesini de yönetti Çeşitli dergi ve internet mecralarında spor, kültür ve politika konularında yazan Sözmen, #tarih dergisinin çıkardığı #tarih’te bugün bülteninin editörlüğünü yaptı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




