Cereyan hâlinde müzik: Hissikablelvuku ile yeni single'ları 'Bir Dalda İki Kiraz' üzerine

Doğaçlama müzik nerede mi biter? Hissikablelvuku’nun müziğinde, bir parçayı çalarken uyanma anında… Müziği bir dil olarak kullanan grup ile yeni single’ları “Bir Dalda İki Kiraz” öncesi buluşup şarkılarını yaratma süreçlerin üzerine sohbet ettik.
Cereyan hâlinde müzik: Hissikablelvuku ile yeni single'ları 'Bir Dalda İki Kiraz' üzerine

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Solo üretimlerinin yanı sıra farklı kolektiflerde de yer alan Berkan Tilavel, Okan Kaya ve Volkan İncüvez, Hissikablelvuku çatısı altında doğaçlamayı merkeze alan bir müzik dili kurdu. 

İlk buluşmalarından itibaren saatler süren kesintisiz üretim, bugün Cereyan albümüne ve 20 Şubat’ta yayımlanacak “Bir Dalda İki Kiraz”a uzandı. Gelenekle kurdukları ilişkiyi “ateşi körüklemek” olarak tanımlayan grupla biraraya geldik; her şeyin yapaylaştığı endüstride ve müzik yapmanın gitgide zorlaştığı bu coğrafyada hâlâ üretebiliyor olmanın heyecanı üzerine konuştuk.

Solo üretimlerinizin yanı sıra farklı müzik kolektifleri ve gruplarla da çalışan müzisyenlersiniz. Hissikablelvuku için biraraya gelme fikri nasıl oluştu?

Okan Kaya: Üçümüz de birbirimizi başka projelerden biliyorduk. Daha tanışmadan iyi anlaşabileceğimizi, iyi müzik yapabileceğimizi düşünüyorduk. İlk kez buluştuğumuz gün bir anda 6-7 saat müzik yaptık. İkinci buluşmada da aynı şekilde bu üretim devam etti.

Volkan İncüvez: Bizim biraraya gelmemizdeki amaç, gerçekten müzik yapmaktı. “Kiminle müzik yapabiliriz?” sorusunun cevabıydık. Beraber bu yolu yürüyebileceğimiz insanları seçtik. Sanki hepimizin buna ihtiyacı vardı. Yaşadığımız çağda bizi çok fazla uyaran şey var ve insanlar kurallara göre oynamak zorunda kalıyor. Biz bunların dışına çıktık. O parka gittiğimizde kiminle oyun oynamaktan hoşlanacağımıza odaklandık. Müziği önemli bir yere koyduğumuz için bence biraraya geldik. Sanırım doğru bir buluşma olmuş ki ortaya iyi bir kimya çıktı. Mesele kimin ne çaldığı bile olmadı. Üçümüz aynı sazı da çalabiliyor olabilirdik… Biz o muhabbeti sevdik ve ona bıraktık kendimizi.

Müzik yapmanızı tetikleyen ne oluyor?

Okan Kaya: Müziğe varoluşsal bir yerden bakıyoruz. Hayatımızın bir parçası. Enstrümanlarımız ise sürekli yanımızda. Üçümüz ilk kez buluştuğumuzda stüdyoya bile girmedik. Bana gelmişlerdi ve evde davul da vardı. Beraber çalmaya başladık.

'Uyandığımızda şarkının bittiğine karar veriyoruz'

Doğaçlama olarak şarkılarınızı üretiyorsunuz. Zaman kavramını sorgulamadan çalıyorsunuz. Peki nerede durup “Evet, bu şarkı bitmiştir” diyorsunuz?

Volkan İncüvez: Kendimizi yaptığımız müziğin bizi nereye götüreceğine dair serbest bıraktık ve doğaçlama çalmaya başladık. Zaten burada teknik olarak herkesin geldiği önemli bir nokta var. Onunla ilgili kaygı yok. Doğaçlama çaldıkça da müzik kendi hikayesini yazmaya başladı. Biz hikayemizin müziğini yaptık ve öyle devam ediyor.

Doğaçlamanın nerede bittiğini, uyandığımızda anlıyoruz. Bazen çalıyorsunuz, seslendirme gibi oluyor. Bazen çalıyorsunuz, “Bir saniye ne oldu az önce?” diye soruyorsunuz. O yaşanılan şeyi ne entelektüel bağlamda tartışabiliyorsunuz ne de ticari… Sadece “Biz bir şey yaşadık” diyorsunuz.

Derken tüm bu duyguların cereyan etmesi meselesi hasıl oluyor. Cereyan zaten icrayla aynı kök ve mecrayla ve macerayla. Kafamızda o zaman yaptığımız müzik maceraya dönüşüyor. Bütün bu kavramlar biraraya gelince de “Bu nasıl oldu?” sorusunun cevabı ortaya çıkıyor. O da Hissikablelvuku oluyor. Bu isme de bunlardan yola çıkarak karar verdik. Sonra şunları düşündük, “Bu isim çok zor. Söylemesi de zor ve uzun. Yabancılar için daha da zor. Acaba Spotify’da nasıl görünür?” Ama nihayet kararı yine gönlümüze bıraktığımızda buna ikna olduk. Çünkü “hikayenin müziği olsun” istedik. Müziğin hikayesinden ziyade.

Soruya dönersek doğaçlama çalarken uyandığımızda şarkının bittiğine karar veriyoruz. Tabii ki bir sürü şey çalıyoruz ve çaldığımız her şeyi de yayımlamıyoruz.

'Meydan'ı doğaçlama olarak 15 dakikada çalıp bitirdik'

Tek seferde çalıp bitirdiğiniz şarkı hangisi oldu?

Berkan Tilavel: Cereyan albümündeki “Meydan” şarkısı. Stüdyoya girdik, çaldık ve bitti. Hayyam Stüdyosu’nda Sinan Sakızlı, “Evet, güzeldi. Şimdi yeniden kayıt için başlayabiliriz” dedi. Ama biz zaten çoktan şarkıyı çalıp bitirmiştik.

Okan Kaya: Şarkının ismini de şu fikirden koyduk: “Meydana gelmesi ya da bir şeyin meydanda ortaya çıkması.” Sistemin; düşünen, üreten, birarada olan ve bunu sevgiyle yapan insanlara karşı bir alerjisi var. Bu alerjiden kaynaklı meydanlar kapatılıyor ve bu tarz üretim alanları gittikçe daralıyor. Sanatın sergileneceği alanların maddi kaynakları da… Şarkı aslında istiklal bir vukunun uvertürü gibi. “Meydan” 15 dakikalık bir şarkı ve içinde Volkan’ın yazdığı bir gazel de var. Düştüğümüz, yükseldiğimiz, dans ettiğimiz yerler de ve tabii tamamen doğaçlama. Fakat her yaptığımız doğaçlama da bir yere varmayabiliyor.

Şarkılar sahnede de değişiyor mu?

Berkan Tilavel: Evet. Çoğu zaman konuşmadan, kendi kendine gelişiyor orada da…

'Bir Dalda İki Kiraz'ın bizim versiyonunda isyan ve özlem var'

20 Şubat’ta yeni single’ınız “Bir Dalda İki Kiraz” yayımlanıyor. Bu şarkıyı seçme nedeniniz neydi?

Volkan İncüvez: Gelenekle bir bağımız var. Zaten yaptığımız müziğin, bir ayağı o tarafta. Bir söz vardır: “Gelenek küllere tapmak değil, ateşin başında durmak ve körüklemektir.” Bunu çok benimsiyoruz. Duygumuzu; geçmişte söylenmiş ve bugün hâlâ geçerliliği olan müziklerde, şiirlerde, metinlerde bulabiliyoruz. Ama bunu kendin gibi yapma konusu da önem kazanıyor. O türküyü bizden dinlediğinizde karakterinden kaybettiği hiçbir şey duymayacaksınız. Ama bir o kadar da Hissikablelvuku müziği dinleyeceksiniz.

Bazen konserlerde başka türküler de söylüyoruz. Hatta Okan’la Berkan’ın bile haberi olmadan bir anda bir türküye girebiliyorum. Bu türkü de böyle oldu. Sonra dönüp baktığımızda zaten bunun ritminde bizi çeken bir şey vardı.

Okan Kaya: Volkan bu şarkıyı getirdi ve apar topar çalmaya başladık. Üçümüz de planlı bir şekilde müziğin tasarımını veya prodüksiyonunu yapıp ona göre çalmıyoruz. Akış içinde bir şekilde o müziği yaşıyoruz ve sonra ne olduğuna dönüp bakıyoruz. İşte o parçanın içindeki bazı sözler, üçümüzün de ayrı ayrı bir yerlerine dokundu. O şarkı hep bir oyun havası tonunda dinlenmiş. Ama bizim yaptığımız versiyonda isyan ve özlem var.

Bir İstanbul türküsü ama Yunanistan, İran, Kırgızistan gibi birçok yerde bu şarkı var. Ayrıca sabâ makamında olması da önemli. 90’larda çok moda olan bu makamı uzun zamandır duymuyorduk. Sabâ makamı da İstanbul’u hatırlatıyor. Biz de kendimizi çok İstanbullu hisseden bir grubuz. İstanbul’un kültürüyle ilgili herhangi bir hikaye duyduğumuzda veya bir görsel gördüğümüzde ilgimizi çekiyor. İstanbul’un kültürel anlamdaki underground dünyasıyla da ilgileniyoruz ve ondan besleniyoruz. Bu şarkı da öyle bir yerden çekiyor.

Volkan İncüvez: Teknik olarak baktığınızda bu şarkıda trance, devinim, tekrar hâli de var. Bizim müziğimizi şöyle tanımlamışlardı; progressive psychedelic rock türünde ayin müziği. Neşeli ya da durağan şarkımızı bir ayin hâlinde icra ettiğimizde mutlu oluyoruz.

O zaman konsere gelenler de ruhen temizleniyor mu?

Volkan İncüvez: Umarım öyle oluyordur. Bizde vuku bulan şey bu. Sahnede de benliklerimizden uzaklaşabilmek önemli. Biraz da şamanik bir şey bu. Yaptığın herhangi bir müziği şaman gibi yaparsan şaman oluyorsun.

Okan Kaya: Siz bize iki soru sordunuz ve şu an konu nereye geldi. İşte biraz müziğimiz de böyle. Üçümüzün arasındaki enerji de...

'Müzik yapmak hiçbir dönemde kolay olmadı'

Yapay zeka üretimleri çoğalırken gerçek müzik daha değerli bir hâle mi geliyor?

Volkan İncüvez: Bir süredir 70’lere veya Türk psychodelik, folk, rock, pop gibi türlere eğilim var. Yapay zekadaki o müzikler ise bir yere varmıyor. Ama bir şekilde insanlar dinliyor. Fakat dinleyici dinlediğinin kalitesinin ve derinliğinin de farkında. Tamamen organik bir bağla biraraya geldiğimiz için sahnedeki müzik de organik oluyor. Müzikten anlayan veya anlamayan sahnede samimi bir şey gördüğü zaman onunla ilişkileniyor.

Ülkede müzisyenlerin müzik yapmamaları adına çok fazla engebe var. Yasaklanan konserler, sahte dinlenmeler, klikleşme, sansürler, vergiler… Tüm bu olumsuzlukların arasında sizin bu ülkede müzik yapmanızı sağlayan motivasyonlarınız neler? 

Okan Kaya: Müzik yapmak hiçbir dönemde kolay olmadı. Bu dönemin bu coğrafyadaki zorlukları ise bunlar. Popüler kültüre hizmet eden şeylerden konuşmadığımızı düşünüyorum. Biz başka bir kulvardan konuşuyoruz. Müzik yapmayı tercih etmek zaten çileli bir yolculuğu seçmektir. Müzisyen olarak motivasyonumuzu etkileyen bir durum yok.

Volkan İncüvez: Bu bizim var olma biçimimiz olduğu için yaşanan sıkıntıların hepsi de zaten müzik yapmamıza sebep. Bunu dolaylı yoldan anlatırız ya da doğrudan anlatırız, bazen söz kullanırız, bazen de kullanmayız.

Okan Kaya: Belli bir zaman sonra asfalttan bile bir bitki çıkabiliyor. İşte biz de o bitkiyi ya da yaşamı kovalıyoruz. “Ne zorluklar oluyor?”dan çok “Nasıl yapabiliriz?”e odaklanıyoruz.

Peki, yeni bir albüm üzerine çalışıyor musunuz? 

Volkan İncüvez: “Bir Dalda İki Kiraz” sonrası cover olmayan yeni bir single’ımız daha çıkacak. O da aynı gün çalınıp hücum kayıt kaydedilmiş bir eser. Hatta o sırada videosu da çekildi. Onun biraz daha soyut anlatımı var. Puslu bir ormanda bir manzaraya bakıyorsunuz ama kesik bir ağacın baktığı yerden. Aslında bir manzaranın derinliğinin müzikal ifadesi. O yüzden müzikal olarak da daha efektif dünyaların, boyutların olduğu, aslında daha psychedelic diyebileceğimiz türde şarkılar duyacaksınız. Konser olarak da 4 Mart’ta Paribu Art, 17 Nisan’da Karga’da sahne alacağız.

Okan Kaya: Kaydettiğimiz bir albüm de var. Onunla ilgili tam tasarımımızı bitirmedik. Hatta bir tane daha albüm çıkarabilecek şarkımız birikti.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti