Çin’in kapasite fazlası Avrupa ve Afrika’ya taşınıyor: Türk ihracatı nasıl etkilenecek?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
ABD ve Çin arasındaki ticari anlaşmazlıklar, Çinli üreticiler ve ABD’li tüketicilerin yanı sıra diğer ülkelerin ihracatçılarına da zarar veriyor. Çin’in kapasite fazlasıyla birlikte ABD’ye yapamadığı ihracatı da Avrupa ve Afrika gibi bölgelere yönlendirmesi, bu pazarlarda fiyat rekabetini kızıştırarak bu bölgelere ihracat yapan ülkelerin işini zorlaştırıyor. Çin’in rekabet baskısından en çok etkileneceği tahmin edilen ülkelerden bir tanesi de Türkiye.
Çin’in ABD ihracatı %33 daralırken, ASEAN ihracatı %23, Afrika ihracatı %26 arttı
Çin Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan son verilere göre Ağustos ayında ülkenin ABD’ye yaptığı ihracat, iki ülke arasında bir türlü varılamayan nihai ticari anlaşmanın da etkisiyle %33 oranında daraldı. Aynı dönemde Afrika ülkelerine yapılan ihracat %26 oranında büyürken, ASEAN ülkelerine yapılan ihracat %22,5, Avrupa Birliği’ne (AB) yapılan ihracat ise %10 büyüdü.
Bakanlık verilerinden yola çıkarak yapılan hesaplamaya göre Ocak-Ağustos döneminde de Çin’in ABD’ye yaptığı toplam ihracat %15,5 daralırken, Afrika pazarına yapılan ihracat %24,7, ASEAN ülkelerine yapılan ihracat %14,6, AB pazarına yapılan ihracat ise %7,5 büyüme kaydetti.
- Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Temmuz ayında yayımladığı bir araştırmada, ABD-Çin arasındaki ticari gerilimin Çin’in Avrupa’ya yaptığı ihracatı yoğunlaştırarak AB genelinde fiyatları baskılayabileceği uyarısında bulunulmuştu. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından yapılan projeksiyonda ise bu yıl Çin’in Kuzey Amerika dışındaki bütün bölgelerde ihracatını %4 ile %9 arasında artırabileceği tahmin edilmişti.
Bu noktada özellikle Türkiye’nin bir hedef pazar olarak belirlediği Afrika çok önemli. Çin Ticaret Bakanlığı verilerine göre Çin’in Afrika pazarına ihracatı önceki yıllara kıyasla olağanüstü hızla büyüdü ve yıl sonunda toplam Afrika ihracatının 200 milyar doları aşarak rekor kırabileceğine dair tahminler açıklandı. Türkiye’nin Afrika’ya yaptığı ihracat ise 2022’den bu yana ivme kaybetti.
ABD’ye satılamayan ürünlerin diğer pazarlarda agresif bir şekilde satılarak değerlendirilmesinin yanı sıra Çinli firmaların yaptığı kapasite fazlası üretim de diğer pazarlara yönlendirildi. Özellikle çelik, güneş panelleri ve otomotiv gibi sektörlerde iç pazar zayıflığı nedeniyle kaydedilen aşırı kapasite fazlası, Güneydoğu Asya, Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Afrika gibi pazarlara yöneltilerek bu bölgelerde fiyatların baskılanmasına neden oldu.
Bu duruma karşın Vietnam, Mısır, Güney Afrika, Fas gibi ülkeler Çin menşeli çeşitli ürünlere karşı anti-damping soruşturmaları başlattı. AB ülkeleri ise elektrikli araçlar, demir-çelik ve tekstil ürünlerinde yaşanan güçlü akış karşısında kendi pazarını korumaya çalışıyor.
Bütün bunların yanında Çin, ASEAN ülkelerine yaptığı ihracat yoluyla söz konusu tedbirleri de delmeye çalışabiliyor. Örneğin Avrupa Komisyonu 2023 yılında Çin’den gelen paslanmaz çelik boru bağlantı parçaları için yürürlükte olan anti-damping tedbirlerinin Malezya üzerinden yapılan ihracat yoluyla delindiğini tespit etmiş, ABD yetkilileri ise Çin’de üretilen mutfak dolabı parçalarının Malezya veya Vietnam’a gönderilip burada sadece montajlanarak ABD’ye ihraç edildiğini ortaya çıkarmıştı.
“Çin hegemonyasını artırıyor, Türkiye ihracatı bu durumdan etkilenecek”
AB gibi ana pazarlar ve Afrika gibi hedef pazarlarda Çin ürünlerinin fiyat rekabetini fazlasıyla tırmandırması Türk ihracatçıları da zor duruma sokuyor. Ana ihracat pazarı olan Avrupa’da tekstil, hazır giyim, çelik, ev aletleri ve seramik ürünler gibi kategorilerde Çin’in en büyük rakiplerinden biri tahmin edilebileceği gibi Türkiye. Özellikle Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık gibi pazarlarda, belirtilen sektörlerde Türk ve Çin ürünleri sert bir rekabet içinde.
Bu konuyla ilgili Aposto’ya konuşan Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) eski Başkan Danışmanı Burak Önder, Çin’in son zamanlarda hem Türkiye’de hem de Türkiye’nin ihracat pazarlarında son derece agresif olduğunu söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:
“Aslına bakarsanız Çin’de de işler çok iyi değil. Çin devleti tüm gayretine rağmen iç tüketimi canlandıramıyor. Emlak krizinin izleri devam ediyor. Belediyelerin borçluluk oranları Çin için büyük sıkıntı. Diğer taraftan da ABD ve ABD ile müttefik olan ülkeler Çin ürünlerine karşı farklı tarife dışı engeller uyguluyor. Kapasite fazlası bulunan Çinli üreticiler de bu nedenle ihracatta çok agresif bir politika izliyorlar.”
Çin’in ABD’ye yaptığı ihracattaki düşüş nedeniyle oluşan kapasite fazlasını AB ve Afrika pazarıyla birlikte Orta Doğu ve Türki Cumhuriyetlerde de değerlendirdiğini söyleyen Önder, “Çin hem ticari hem de siyasi olarak Orta Doğu, Türki Cumhuriyetler ve Afrika’da hegemonyasını artırıyor. Sadece bizim sektörümüz değil Türkiye ihracatı da bu durumdan etkileniyor ve etkilenecek. Çin gerek geliştirdiği siyasi ilişkiler gerek geliştirdiği ticari ilişkiler gerekse de Kuşak ve Yol projesiyle bu bölgelerde önümüzdeki dönemde daha da etkili olabilir” ifadelerini kullandı.
Bu durumu tersine çevirmek için Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artırması gerektiğini söyleyen Önder, “Bunun için ne yapılabilir? Mesela Türk sanayisinin dijital dönüşümü desteklenebilir. Türk sanayisi hala endüstri 2,5’te. Şirketlerimizin dijital kasları zayıf. Bu çalışmalar dönüşen dünyada çok önemli” yorumunu yaptı ve “Diğer taraftan Türkiye’nin lojistik imkan ve kabiliyetlerini geliştirmesi ve maliyetlerini düşürmesi gerekiyor. Küresel rekabetçiliğimizi etkileyen konulardan biri de lojistik. İhracatta ödediğimiz lokal liman masrafları çok yüksek. İhracatçılar her geçen yıl yeni maliyetlerle karşı karşıya kalıyor” diye de ekledi.
“Yakın ve güçlü olduğumuz pazarlarda Çin’in hakimiyetini görebiliyoruz”
Aynı konuyla ilgili Aposto’yla görüşlerini paylaşan Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (EVSİD) Başkanı ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkan Yardımcısı Talha Özger, ABD ve Avrupa’nın uyguladığı tedbirler nedeniyle Çinli ihracatçıların daha agresif politikalar izlediğini gördüklerini söyleyerek, “Yakın ve güçlü olduğumuz pazarlarda, örneğin Suudi Arabistan pazarında Çin’in hakimiyetini daha net görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Sektörün Çin’in agresif ihracat politikalarından etkilenip etkilenmediğine dair soruya, “Bugün ev ve mutfak eşyaları sektörünün toplam ihracatının %50’den fazlasını Çin tek başına gerçekleştiriyor. ABD ve Avrupa ise sektör ithalatının yaklaşık %70 gibi büyük bir kısmını oluşturuyor” yanıtını veren Özger, “ABD ve Avrupa pazarındaki daralma sonucunda Çin alternatif pazarlara yönelmeye başladı. Orta Doğu’da ve Afrika’da bunu daha güçlü hissetmeye başladık” diye de ekledi.
Bu duruma karşı ihracat pazarlarında rekabet üstünlüğü yaratacak alanların iyi yönetilmesi gerektiğini söyleyen Özger, “Şu an daha kaliteli, daha esnek ve çevreye daha duyarlı üretim yapıyoruz. Avrupa pazarı bizler için çok önemli ve burada lojistik avantajımız var. Kalitemizi koruyarak, var olan lojistik kabiliyetlerimizi arttırarak Çin ile rekabetimizi geliştirmemiz gerekiyor ve bizler de bu yönde çalışmalar yapıyoruz” dedi.
İç pazarda uygulanması gereken tedbir önerilerini de sıralayan Özger, şu ifadeleri kullandı:
“İç pazar için mutlak suretle ithalatta gözetimlerin sıkılaştırılması gerekiyor. Türk ev ve mutfak eşyaları sektörü olarak bizler Avrupa standartlarında ve sağlığa son derece uygun koşullarda üretim yapıyor ve tüketicimize sunuyoruz. İthal ürünlerde de aynı standartları aramamız gerekiyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed, üç yılı aşkın aranın ardından politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75-4,00 aralığına yükseltti. Yeni projeksiyonlar, 2026 sonuna kadar bir faiz artışının daha gündemde olduğunu, 2027’de ise faizin mevcut seviyesinde kalabileceğini gösteriyor. Yükselen tahvil getirileri ve enflasyon baskısı, Fed’i piyasaların beklediği daha sıkı para politikalarına doğru ittyor.

Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi. Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?

Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?




