Daimi pozitifliğin zehirli doğası

Modern zamanlar buyruğu hâline gelen “pozitiflik” anlatısı bizi yıkıcı bir hayal kırıklığına sürükleyebilir.

Daimi pozitifliğin zehirli doğası

12 Aralık - BMI - Pareto / Quando
BMI Business School ile birlikte

Sorbonne Üniversitesi & BMI Business School İstanbul iş birliği sunar: International Executive MBA Programı

Kariyer hedeflerinizi gerçeğe dönüştürmek sizin katılımınızı bekleyen International Executive MBA Programı , geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmesinin ardından şimdi Eylül 2023 dönemi için kayıtları almaya başladı. Nedir?…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Giderek güvencesiz, yersiz yurtsuz ve geleceksiz kaldığımız bir dönemde, dünya ve sistem karşısındaki savunmasızlığımızı telafi etmek için daha fazla kendimize yöneldik. Daha önce hiç olmadığı kadar dünyaya bireyin ya da benliğin göz hizasından bakıyor ve neredeyse patolojik düzeyde kendimize ihtimam gösteriyoruz. Psikoloji artık sürekli kontrol edilmesi gereken bir şey haline geldi. Savunmasız kaldığımız için kendi küçük dünyamızı tamamen psikolojikleştirerek sürekli tetikte bekliyoruz. Mutluluk artık çeşitli yollardan satılan bir şeye dönüştü ve artık takıntı haline geldi. Bireyin ya da benliğin bencilce merkezde olduğu kültürel kodlar da kendisiyle beraber çeşitli buyrukları getirdi: mutlu ol, kendine güven, kendini sev, negatiflikten uzaklaş ve pozitif ol. Sonuncusu, yani pozitiflik belki de surat asmanın sağlıklı zihin belirtisi sayılması gereken bir çağda Demoklesin kılıcı gibi tepemizde duruyor. 

Söz konusu pozitiflik anlatısı bir dayatmaya da dönüşebiliyor. Hayatı pozitif-negatif gibi sığ ikiliklere sıkıştırıp ilişkilerimizi tek boyutlu değerlendirmelere hapsedebiliyoruz. Bu durum bir çeşit empati yoksunluğuyla da sonuçlanabilir. Etrafımızdaki insanlardan sürekli pozitif olmalarını beklemek, bunu standart bir talep olarak sunmak, bencilce bir ilişkilenmeyi ortaya çıkarıyor. Karşımızdaki kişinin sanki bizden ayrı bir hayatı ya da düzeni yokmuş gibi. Dolayısıyla daimi pozitiflik talebi gerçekçi bir yaşam koşuluna isabet etmediği gibi son tahlilde karşımızdakilere uyguladığımız bir dayatma olarak da işlev görebiliyor.

Biriciklik anlatısı

Son dönemlerin en revaçta pazarlarından kişisel gelişim endüstrisinin başlıca buyruklarından olan pozitiflik, gündelik hayatın en mahrem bölgelerine kadar sirayet etmiş durumda. Kişiye kendini sevmesi, sürekli olumlu düşünmesi ve her türlü sorun karşısında bu formülleri uygulaması dikte ediliyor. Bu perspektifte öznelliğin sınıfsal, cinsiyete ve kimliğe dair nüansları görmezden geliniyor ve neredeyse tamamen kırılgan bir “biriciklik” anlatısı merkeze oturtuluyor. Bu anlayış, öznelliği bütün belirleyenlerden yalıtılmış, yüzer-gezer hislerden ibaret, gerçek dışı bir çerçevede değerlendiriyor. Ancak tüm bunlar insanın ve genel olarak kültürün organizmasına aykırı bir zemine tekabül ediyor. 

Fransız sosyolog Jean Baudrillard Tam Ekran kitabında "Pozitif olma durumunun aralıksız üretimi halinde, ürkütücü bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Çünkü eğer negatif olma durumu kriz ve eleştiriyi doğurursa, mutlak pozitiflik de, krizi damıtma yetisi olmadığından, felaketi doğurur. Negatif ve eleştirel öğeleri denetim altında tutan, dışlayan, başından savan her yapı, her sistem, her kitle, tam bir iç patlamaya maruz kalarak bir felaket tehlikesiyle karşı karşıya kalır” diyor. 

Yani pozitif kalmayı gündelik hayatımızda nihai bir amaç olarak benimsemek sandığımızdan çok daha sakıncalı olabilir. Öncelikle sadece bu çerçevede yaşayabilecek, tamamen steril varlıklar olmadığımızın farkına varmamız gerekir. Kaçmaya çalıştığımız negatif duyguları devamlı sümen altı ederek kurtulmak bir tarafa, muhtemelen onları daha sonra daha şiddetli şekilde ortaya çıkmak üzere besliyor olabiliriz. 

Depresifliği uzatmak

Engin Geçtan yine bu çerçevede önemli bir katkıda bulunur. Geçtan depresif bir ruh haline girdiğinizde, bu durumu hemen kurtulmamız gereken bir şey olarak gördüğümüzde, nasıl olsa sona erecek bir ruh hâlinin süresini uzatmış olabileceğimizi vurguluyor. Yani bizi bu koşullara iten dinamiklerle uğraşmak yerine, onu salt uzaklaşılması gereken bir ruh hali ya da “hastalık” olarak değerlendirmek, bu şeyin hayatımızda daha merkezi bir rol oynamasına sebep olabilir. Üstelik bu tavır yerleşip sürekli bir davranış örüntüsü hâline de gelebilir. Çünkü depresiflik yalnız negatif hissetmek ya da pozitiflikle aşılabilecek basit bir durum olmadığı gibi biz de tek katmanlı varlıklar değiliz. Pozitiflik anlatısının kaçırdıklarından birisi de şu ki insan karmaşık bir varlıktır. Aynı zamanda tamamen tek başına da değildir. 

Bu çerçevede Slavoj Zizek’in meşhur videosunda bahsettiklerine değinmekte fayda var. Mutluluğun konformist bir kategori olduğunu belirten Zizek, insanlığın gerçekten istediği ve aradığı şeyin mutluluk olmadığını belirtiyor. Ona göre, yaratıcı bir gayretin içerisine girip bir şeyler yapmak istediğinizde bu tavırda mutluluğun esamesi okunmaz, çünkü o işi yapmaya karar verdiğinizde, her şeyden önce acı çekmeye hazırsınız demektir. Yani daha verimli, daha yaratıcı olmak istediğimiz çabalar sadece pozitif olmakla sürdürülebilir değil, bilakis kendimizi daha fazla acı çekmeye hazırladığımız bir süreçtir. Gündelik hayattan örnek vermek gerekirse, büyük uğraşlarla sonunda yazma aşamasına geçtiğiniz tezinizi sadece pozitif kalarak bitirmeniz olası değildir. O süreç içerisinde yaşadığınız bütün sıkıntılar daha merkezi bir rol oynuyor.

Pozitiflik fantezisi

New York Üniversitesi Psikoloji bölümünden profesör Gabrielle Oettingen çok önemli bir bulgudan bahsediyor. Pozitif düşüncenin performansı engellediğini çünkü harekete geçmek için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi tükettiğini söylüyor. Yaptıkları bir çalışmada, katılımcıların olumlu hayaller kurduktan sonra enerji seviyesinin standardı olan sistolik kan basıncında düşüş gözlemlediklerini aktarıyor. Oettingen pozitif fantezilerin zihinsel bir kandırmacaya da yol açtığını belirtiyor. Bu fantezilerle beraber hedeflerimize sanal bir şekilde ulaştığımız için gerçek dünyada hareket etme ihtiyacını da daha az hissediyoruz.

Yönetilebilir duygular

Tüm bunlardan yola çıkıp artık dayatma hâline gelmiş pozitifliğin sınırlarını iyi kavramamız gerekiyor. Daha olumlu hisler için benimsediğimiz bu tavır önce bir takıntıya daha sonra en kötüsü kendimize dair yıkıcı bir hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Gündelik hayatımızı tek bir duygunun merkezine yerleştirmek ve gerçek dışı beklentiler etrafında düzenlemek en kötüsü kendi sınırlarımızı görmezden gelmemize yol açabilir. Kirlenmekten ve negatif hislerden kaçmak hikâyemizi de tekdüze bir serüvene indirgiyor. Giderek kırılgan varlıklara dönüşmemizle de sonuçlanabilecek bir süreç söz konusu. 

Bu yüzden kendi sınırlarımızın ötesine uzanan, bir fantezi işlevi gören ve tamamen bizi anlık “mood”ların akışkan yapısına sıkıştıran pozitiflik anlayışını tamamen benimsemeyi bırakmamız gerekiyor. Böylece duyguların üzerimizde yıkıcı bir etkiye sahip olmasını engelleyebilir ve onları daha dengeli bir şekilde yönetebiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

Daimi pozitifliğin zehirli doğası

Pozitiflik bir dayatma hâline geldi ve bunun sakıncalarını anlamamız gerekiyor.

20 Ara 2022

Bedroom, Vilhelm Hammershøi

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.

Şerif Yenen

·

12 Eki 2026

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken