Daimi pozitifliğin zehirli doğası

Modern zamanlar buyruğu hâline gelen “pozitiflik” anlatısı bizi yıkıcı bir hayal kırıklığına sürükleyebilir.

Daimi pozitifliğin zehirli doğası

12 Aralık - BMI - Pareto / Quando
BMI Business School ile birlikte

Sorbonne Üniversitesi BMI Business School İstanbul iş birliği sunar: International Executive MBA Programı Kariyer hedeflerinizi gerçeğe dönüştürmek sizin katılımınızı bekleyen International Executive MBA Programı , geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmesinin ardından şimdi Eylül 2023 dönemi için kayıtları almaya başladı. Nedir? Dünyanın en köklü ve prestijli üniversitelerinden Paris Sorbonne Üniversitesi 'nin resmî iş okulu olan IAE Paris Sorbonne Business School ve BMI Business School İstanbul iş birliğiyle düzenlenen International Executive MBA Programı , lider yöneticiler geliştirmek için özel olarak hazırlanmış; Université Paris 1 - Pantheon Sorbonne Üniversitesi’nin resmî diplomasına hak kazanmanızı sağlayan; uluslararası geçerliliğe ve tanınırlığa sahip bir İşletme Yüksek Lisans Programı. Neler var? Dijital çağda iş yönetimi ve liderlik becerilerini geliştirmeye odaklanan toplam 14 eğitim modülü + tez / proje çalışmasından oluşan program, Avrupa’dan ve Türkiye’den alanında uzman akademisyenlerin yer alacağı eğitim seanslarının yanı sıra; Türkiye’nin üst düzey yöneticileriyle deneyim paylaşma, yönetim simülasyonları, liderlik / kişisel gelişim koçluk seansları ve takım uygulama çalışmalarıyla güçlendirilmiş bir gelişim yolculuğu sunuyor. Modüllerden ikisinin Paris’te, geri kalanların İstanbul’da gerçekleşeceği program hakkında detaylı bilgi almak ve kayıt yaptıtmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilir; liderlik becerilerini iş dünyasında sergileyebilen biri olmaya başlayabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Giderek güvencesiz, yersiz yurtsuz ve geleceksiz kaldığımız bir dönemde, dünya ve sistem karşısındaki savunmasızlığımızı telafi etmek için daha fazla kendimize yöneldik. Daha önce hiç olmadığı kadar dünyaya bireyin ya da benliğin göz hizasından bakıyor ve neredeyse patolojik düzeyde kendimize ihtimam gösteriyoruz. Psikoloji artık sürekli kontrol edilmesi gereken bir şey haline geldi. Savunmasız kaldığımız için kendi küçük dünyamızı tamamen psikolojikleştirerek sürekli tetikte bekliyoruz. Mutluluk artık çeşitli yollardan satılan bir şeye dönüştü ve artık takıntı haline geldi. Bireyin ya da benliğin bencilce merkezde olduğu kültürel kodlar da kendisiyle beraber çeşitli buyrukları getirdi: mutlu ol, kendine güven, kendini sev, negatiflikten uzaklaş ve pozitif ol. Sonuncusu, yani pozitiflik belki de surat asmanın sağlıklı zihin belirtisi sayılması gereken bir çağda Demoklesin kılıcı gibi tepemizde duruyor. 

Söz konusu pozitiflik anlatısı bir dayatmaya da dönüşebiliyor. Hayatı pozitif-negatif gibi sığ ikiliklere sıkıştırıp ilişkilerimizi tek boyutlu değerlendirmelere hapsedebiliyoruz. Bu durum bir çeşit empati yoksunluğuyla da sonuçlanabilir. Etrafımızdaki insanlardan sürekli pozitif olmalarını beklemek, bunu standart bir talep olarak sunmak, bencilce bir ilişkilenmeyi ortaya çıkarıyor. Karşımızdaki kişinin sanki bizden ayrı bir hayatı ya da düzeni yokmuş gibi. Dolayısıyla daimi pozitiflik talebi gerçekçi bir yaşam koşuluna isabet etmediği gibi son tahlilde karşımızdakilere uyguladığımız bir dayatma olarak da işlev görebiliyor.

Biriciklik anlatısı

Son dönemlerin en revaçta pazarlarından kişisel gelişim endüstrisinin başlıca buyruklarından olan pozitiflik, gündelik hayatın en mahrem bölgelerine kadar sirayet etmiş durumda. Kişiye kendini sevmesi, sürekli olumlu düşünmesi ve her türlü sorun karşısında bu formülleri uygulaması dikte ediliyor. Bu perspektifte öznelliğin sınıfsal, cinsiyete ve kimliğe dair nüansları görmezden geliniyor ve neredeyse tamamen kırılgan bir “biriciklik” anlatısı merkeze oturtuluyor. Bu anlayış, öznelliği bütün belirleyenlerden yalıtılmış, yüzer-gezer hislerden ibaret, gerçek dışı bir çerçevede değerlendiriyor. Ancak tüm bunlar insanın ve genel olarak kültürün organizmasına aykırı bir zemine tekabül ediyor. 

Fransız sosyolog Jean Baudrillard Tam Ekran kitabında "Pozitif olma durumunun aralıksız üretimi halinde, ürkütücü bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Çünkü eğer negatif olma durumu kriz ve eleştiriyi doğurursa, mutlak pozitiflik de, krizi damıtma yetisi olmadığından, felaketi doğurur. Negatif ve eleştirel öğeleri denetim altında tutan, dışlayan, başından savan her yapı, her sistem, her kitle, tam bir iç patlamaya maruz kalarak bir felaket tehlikesiyle karşı karşıya kalır” diyor. 

Yani pozitif kalmayı gündelik hayatımızda nihai bir amaç olarak benimsemek sandığımızdan çok daha sakıncalı olabilir. Öncelikle sadece bu çerçevede yaşayabilecek, tamamen steril varlıklar olmadığımızın farkına varmamız gerekir. Kaçmaya çalıştığımız negatif duyguları devamlı sümen altı ederek kurtulmak bir tarafa, muhtemelen onları daha sonra daha şiddetli şekilde ortaya çıkmak üzere besliyor olabiliriz. 

Depresifliği uzatmak

Engin Geçtan yine bu çerçevede önemli bir katkıda bulunur. Geçtan depresif bir ruh haline girdiğinizde, bu durumu hemen kurtulmamız gereken bir şey olarak gördüğümüzde, nasıl olsa sona erecek bir ruh hâlinin süresini uzatmış olabileceğimizi vurguluyor. Yani bizi bu koşullara iten dinamiklerle uğraşmak yerine, onu salt uzaklaşılması gereken bir ruh hali ya da “hastalık” olarak değerlendirmek, bu şeyin hayatımızda daha merkezi bir rol oynamasına sebep olabilir. Üstelik bu tavır yerleşip sürekli bir davranış örüntüsü hâline de gelebilir. Çünkü depresiflik yalnız negatif hissetmek ya da pozitiflikle aşılabilecek basit bir durum olmadığı gibi biz de tek katmanlı varlıklar değiliz. Pozitiflik anlatısının kaçırdıklarından birisi de şu ki insan karmaşık bir varlıktır. Aynı zamanda tamamen tek başına da değildir. 

Bu çerçevede Slavoj Zizek’in meşhur videosunda bahsettiklerine değinmekte fayda var. Mutluluğun konformist bir kategori olduğunu belirten Zizek, insanlığın gerçekten istediği ve aradığı şeyin mutluluk olmadığını belirtiyor. Ona göre, yaratıcı bir gayretin içerisine girip bir şeyler yapmak istediğinizde bu tavırda mutluluğun esamesi okunmaz, çünkü o işi yapmaya karar verdiğinizde, her şeyden önce acı çekmeye hazırsınız demektir. Yani daha verimli, daha yaratıcı olmak istediğimiz çabalar sadece pozitif olmakla sürdürülebilir değil, bilakis kendimizi daha fazla acı çekmeye hazırladığımız bir süreçtir. Gündelik hayattan örnek vermek gerekirse, büyük uğraşlarla sonunda yazma aşamasına geçtiğiniz tezinizi sadece pozitif kalarak bitirmeniz olası değildir. O süreç içerisinde yaşadığınız bütün sıkıntılar daha merkezi bir rol oynuyor.

Pozitiflik fantezisi

New York Üniversitesi Psikoloji bölümünden profesör Gabrielle Oettingen çok önemli bir bulgudan bahsediyor. Pozitif düşüncenin performansı engellediğini çünkü harekete geçmek için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi tükettiğini söylüyor. Yaptıkları bir çalışmada, katılımcıların olumlu hayaller kurduktan sonra enerji seviyesinin standardı olan sistolik kan basıncında düşüş gözlemlediklerini aktarıyor. Oettingen pozitif fantezilerin zihinsel bir kandırmacaya da yol açtığını belirtiyor. Bu fantezilerle beraber hedeflerimize sanal bir şekilde ulaştığımız için gerçek dünyada hareket etme ihtiyacını da daha az hissediyoruz.

Yönetilebilir duygular

Tüm bunlardan yola çıkıp artık dayatma hâline gelmiş pozitifliğin sınırlarını iyi kavramamız gerekiyor. Daha olumlu hisler için benimsediğimiz bu tavır önce bir takıntıya daha sonra en kötüsü kendimize dair yıkıcı bir hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Gündelik hayatımızı tek bir duygunun merkezine yerleştirmek ve gerçek dışı beklentiler etrafında düzenlemek en kötüsü kendi sınırlarımızı görmezden gelmemize yol açabilir. Kirlenmekten ve negatif hislerden kaçmak hikâyemizi de tekdüze bir serüvene indirgiyor. Giderek kırılgan varlıklara dönüşmemizle de sonuçlanabilecek bir süreç söz konusu. 

Bu yüzden kendi sınırlarımızın ötesine uzanan, bir fantezi işlevi gören ve tamamen bizi anlık “mood”ların akışkan yapısına sıkıştıran pozitiflik anlayışını tamamen benimsemeyi bırakmamız gerekiyor. Böylece duyguların üzerimizde yıkıcı bir etkiye sahip olmasını engelleyebilir ve onları daha dengeli bir şekilde yönetebiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Daimi pozitifliğin zehirli doğası

Pozitiflik bir dayatma hâline geldi ve bunun sakıncalarını anlamamız gerekiyor.

20 Ara 2022

Bedroom, Vilhelm Hammershøi

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?
AngstAngst

HİKAYE

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Elif Bayram

·

16 Eyl 2026

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?
AngstAngst

HİKAYE

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Ayça Örer

·

13 Eyl 2026

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?