
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
"Atık" diye bir şey yoktur. Bir şeyi attığınızda,
bir yere gitmesi gerekir."
Annie Leonard
Var olan sistem ve işletmeler çevre için çalışmıyor. Kullandığımız ürünleri yapmak için kaynakları topraktan, doğadan alıyoruz ve işimiz bittiğine karar verdiğimizde onları çöpe atıyoruz. At-yap-at. Sonuç; döngüsüz bir hayat, döngüsüz bir ekonomi.
Niye çöp alanlarının genişlediğini tartışabiliriz ama bunun için bilimsel açıklamalara harcayacak zamanımız yok. Çünkü insan, doğayı kötü bir sona sürüklerken ancak nasıl yapacağına kafa yormaktan vazgeçtiği ve onarmaya başladığı zaman bazı gerçekleri değiştirmeye başlayabilecek. Öyle durumlar yaratıyoruz ki ihtiyacımız olmayanı tüketmeye başlıyor ve onlarsız yaşayamaz hâle geliyoruz. Eğer bir durup düşünürseniz ve satın almanız "gerekenlerden" uzaklaşırsanız, doğanın ve toprağın geldiği durumun ön koşullarının tamamen gereksiz gerekliliklerimizle başladığını görebilirsiniz. Giysilerimizi bu hızda tüketmeye devam ettikçe nereden başladığını, kimin yaptığını ve en kötüsü de nerede bittiğini hiçbir zaman düşünmeyeceğiz. Çünkü moda tarafından yaratılan hız, bunu düşünmemize fırsat vermeyecek.
Çöp depolama alanları hâihazırda satın alınmış olan giyim, ayakkabı, moda aksesuarları, havlu, yatak takımı ve perdelik gibi ürünleri içeren tüketici sonrası tekstil atıklarıyla dolup taşıyor. Edindiğimiz bilgilere göre tüm tekstillerin %95'i yeniden kullanılma veya geri dönüştürülme potansiyeline sahip; ancak şu anda yalnızca %15'i geri dönüştürülüyor. Bunun en büyük sebebinin, bireyler arasındaki farkındalık eksikliğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Çünkü bu oran, moda endüstrisi de dâhil olmak üzere işletmelerin ürettiği atıkları değil, birey olarak çıkardığımız atıkları ifade ediyor. Yani, bu sorun büyük ölçüde bizden kaynaklanıyor; atığımızın farkına varmak bizim elimizde.

Kullanıldıktan sonra atılan giysiler, değerlendirilmedikleri zaman ya gömülüyorlar ya da yakılıyorlar ve her iki imha yöntemi de çevreye oldukça büyük zarar veriyor. Global Fashion Agenda’ya göre ABD'de atılan tüm tekstil ürünlerinin yaklaşık %85'i ya çöp sahasına atılıyor ya da yakılıyor. Ortalama bir ABD vatandaşının her yıl yaklaşık 37 kilo kıyafet attığı tahmin ediliyor. Küresel olarak, her yıl tahminen 92 milyon ton tekstil atığı üretiliyor ve bu giysiler her saniye çöp sahalarına düşüyor. 2030 yılına kadar, bir bütün olarak yılda 134 milyon tondan fazla tekstil atığı beklendiği ifade ediliyor.
USagain’in araştırmalarına göre her yıl 11 milyon ton tekstil atığı, yaklaşık olarak 126 milyon metreküp çöp sahasını tıkıyor, üstelik bu sadece bir yıllık atığa tekabül ediyor. Öyleyse soru şu: %15'lik geri dönüşüm oranından %100'e nasıl geçeceğiz? İleri gitmek mi geri gitmek mi?
Geri dönüşümle ilgili bazı uyarılar var ve hiç de dikkate alınmayacak gibi durmuyor. Greenpeace'in 2016 basın bülteninde, "teknolojik zorluklar, giysilerin yeni liflere tam olarak geri dönüştürülmesinin ticari olarak uygulanabilir olmaktan çok uzak olduğunu" anlatmıştı. Sadece bir adet kullanılmış giysinin geri kazanımı oldukça zor. Düğmeleri, fermuarları olan bir ürünün içerdiği aksesuarlardan ayrılması ne kadar mümkün? Hepimizin dolabında bir tane olduğuna emin olduğum denim pantolon, genellikle elastanla harmanlanan pamuk ipliğinden, fermuarlar, düğmeler ve polyester dikiş ipliği gibi diğer bileşenlerden, çeşitli boyalar kullanılarak yapılır. Her gün giydiğimiz hayat kurtarıcı bir pantolonun geri dönüştürülmeye çalışıldığını düşünürsek onu oluşturan tüm parçaların ayrışması ve geri dönüşüme katkıda bulunabilmesi için ciddi bir iş gücü gerekirken, işlem kimyasal da açığa çıkarır. Fakat tekstil geri dönüşüm faaliyetlerinin temel faydası, kıyafetlerin yeniden kullanılmasına fırsat yaratmaktır.
Geri dönüşüme fırsat vermeden ileri dönüştürürsen, bağışlarsan, elindeki malzemenin ömrünü uzatırsan, bir yerden başlamış olursun. İleri dönüştüremiyorsan, satın alma miktarını azalt. Bir giysiyle işinin bittiğini düşünüyorsan, önce sahip olduklarını yeniden gözden geçir ve neye ne kadar ihtiyacın olduğu konusunda daha bilinçli adımlar at. Böylece, tekstil ürünlerinin çöp depolama alanlarına gitmesine ve yakılmasına engel olabilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu kadar defileye, şova ve sezona kimin ihtiyacı var? Evde plastik yığınları yaratmadan kişisel bakım mümkün mü? Üzerimizdeki giysiler davranışlarımızı nasıl etkiliyor?
29 Kas 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



