Ekolojik Kaygı


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
İklim krizi, küresel ısınma, kaynakların tükenmesi, türlerin yok oluşu gibi haber sayfalarında gördüğümüz, gelecek nesillerin tehlike altında olduğunu söyleyen bu kavramlar size ne hissettiriyor? Siz de bir gün suyunuzun olmayabileceğini düşünerek kaygılanıyor musunuz? Ya da bir gün oksijen kaynağı olan ağaçların, yeşilliğin kaybolduğu bir dünya düşüncesi sizi korkutuyor mu? Cevabınız “evet” ise, kesinlikle yalnız değilsiniz.
Eko-anksiyete, türlerin yok olmasından, kaynakların tükenmesinden ve bir gün içinde yaşanılabilir bir dünya bulamamaktan duyulan kaygı anlamına geliyor. Bu kaygıya sahip kişiler;
Doğanın katledilmesinden dolayı öfke, suçluluk, utanç, panik gibi duygular yaşayabiliyor,
İklim hakkında takıntılı düşünceler edinebiliyor, bu konuları ve gelecekte bizi neler beklediğini düşünmekten uyuyamıyor veya odaklanmakta güçlük çekebiliyor,
İştah problemleri yaşayabiliyorlar.
Eğer siz de bu semptomlara sahipseniz aslında yaşadığınız duygu oldukça normal ve birçok kişi tarafından da deneyimleniyor.
Aslına bakılırsa, bu endişelerin kaynağı çok da gerçek dışı değil. Dünyamız günden güne değişiyor. Artık denizler daha sıcak, buzullar daha ince ve suyumuzun bitme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu değişimin insan vücuduna etkileri ise çığ, heyelan, sel gibi afetler sonucu doğrudan görülebilecek fiziksel yaralanmalardan ibaret değil. Kaynakların kirliliği sonucunda sindirim, solunum ve bağışıklık sistemimiz ciddi hasarlar alabiliyor ve astım, alerji, besin yetersizliği, damar tıkanıklıkları gibi birçok sağlık sorunu ortaya çıkabiliyor.
İklim krizinin mental sağlığımızı etkileyen boyutu ise göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, hafıza kaybı iklim krizi sonucu rastlanan durumlardan birkaçı. Stres seviyesinin sürekli yükselişte olması, toplumsal bir soruna dönüşerek ilişkilerimizi de olumsuz etkileyebiliyor. Toplum gitgide daha agresif bir yapıya sahip olurken, ilişkilerde umutsuzluk ve çaresizlik duyguları gözlemlenebiliyor.
Her ne kadar iklim krizi küresel çaplı bir sorun olsa da, bu krizin kişisel bir yönü de bulunuyor; çünkü gezegenimiz bizim tam anlamıyla yuvamız. Haliyle yuvamızın yok olduğunu görmek bizi endişelendiriyor ve elimizden gelebilecek hiçbir şey olmaması hissi, bu endişelerin üzerine eklenebiliyor. Çoğu zaman, koca bir toplum içinde bir birey olarak yapabileceğimiz etkinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünebiliyor ve bu düşüncenin sonucunda bir nevi yas sürecine girebiliyoruz.
Aslında bireyler olarak etkimiz düşündüğümüzden çok daha fazla. Örneğin bir kişi duş süresini 1 dakika kısalttığında, yılda 5 ton su tasarrufu yapılabiliyor. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, işe karbon ayak izinizi, su ayak izinizi ve plastik kullanımınızı ölçerek başlayabilirsiniz.
Karbon ayak izimiz sadece kullandığımız yakıtlardan ibaret olmadığı gibi, su tüketimimiz de direkt olarak musluktan akan su miktarına eş değil. Örneğin 1 kilo yumurta 4 metreküp, 1 kilo peynir 8 metreküp, 1 kilo sığır eti 22 metreküp su harcanarak elde ediliyor. 1 metreküp su ise ortalama bir insanın 6 duşta harcadığı su miktarına eşdeğer.
“Peki ya bunca yıl tükettiğimiz şeyler ne olacak?”, “Bizden önceki nesillerin sorumsuzluğunu mu yaşıyoruz?”, “İnsanlar neden bu konuyu ciddiye almadan yaşamlarına devam ediyor?” Akla gelebilecek bu gibi soruların yol açabileceği bir diğer bir duygu ise öfke. Geleceğimizin elimizden kaydığını düşünürken bir taraftan da geçmiş nesilleri suçlamak, beraber yaşadığımız insanları değiştirmeye çalışmak ve onları yaşam tarzlarından dolayı suçlu hissettirmek gibi davranışlarda bulunabiliyoruz.
Şaşırtıcı olan bulgu ise, bu öfkenin iklim konusunda bir aksiyon almak için aslında güçlü bir temel oluşturduğu. Kaygı duygusu bireyleri daha güçsüz hissetmeye ve eylemsizliğe iterken öfkeye dönüşen kaygı bireyleri eyleme geçmeye motive ediyor. Çünkü sağlıklı bir bireyin duyduğu öfke, konuyla ilgili daha çok bilgi ve farkındalık sahibi olmayı ve durumu değiştirmek için aksiyon almayı ve anlayışı sağlıyor. Yani aslında olumsuz duyguları olumlu bir araca çevirmek, yaşadığımız dünyaya şefkatle yaklaşmak mümkün. Bireysel hareketlilikler zaman içerisinde toplumsal bir aktivizme evrilebiliyor ve ortaya çıkan etki gerçekten de geniş kitlelere ulaşabiliyor.
Dünyamız yuvamız, onun bize, bizim ona ihtiyacımız var. Yuvamız dünyaya sevgi ve saygılarımızla...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Orman Yangınları, Aşırı Sıcak Uyarıları, Ekolojik Kaygı
04 Ağu 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







