Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Jade’in veya yalnızca içinden söylediği asıl ismiyle Ceyda’nın mükemmel bir hayatı vardır. Hukuk fakültesinden mezun olmuş, iyi bir firmada iş bulmuş; büyük bir projede, saygı duyduğu insanlarla birlikte çalışmaya başlamıştır. Uzun yıllardır birlikte olduğu, sevdiği ve sevildiği bir ilişkisi, yakın arkadaşlarıyla eğlenmeye çıktığı geceler, Londra’nın güzel muhitlerinden birinde tatlı bir apartman dairesi…
- Jade, yıllar evvel Londra’ya göç eden, orada tesadüfen tanışıp birbirlerine âşık olan ve evlenen anne ve babasının, onu mücadele içinde büyütürken hayal ettiği her şeyi başarmıştır. Fakat bir gece Jade’in elindeki kıymetli vazo unufak olur. Jade, parçaları yeniden birleştirmeye çalışırken bütün hayatını yeniden sorgulamaya başlar.
Ela Lee, kendi hayatından pek çok iz bulabileceğimiz ilk romanı Ceyda’da rıza kavramı, cinsel taciz ve manipülasyon gibi zor meseleleri tartışıyor. Artık tecavüze uğramış kadınların tarafına geçtiğini kabullendiği o an, kendiyle yüzleşmekten daha zoru, ne yazık ki yakınlarının bu gerçekle yüzleştiklerinde verdikleri tepkiler oluyor. Annesine ve babasına karşı duyduğu merhamet, asla bastıramadığı suçluluk hissi, erkek arkadaşının iyi niyetli görünen kırıcı tepkilerini artık tolere edemeyeceği, etmek istemediği bir duygu durumunda oluşu, en yakın arkadaşlarının verdiği iki ayrı uç tepkiyi kendi zihin dünyasında yoğurup kendi yolunu bulma çabası, bir noktada Jade’i tamamen mağarasına saklanıp kendi kaygılarında kaybolmaya itiyor.
Lee, bu ilk kitabında başkarakterin, başına gelenlerden sonra yıllardır kaçtığı veya görmezden geldiği her şeyi yeni bir gözle değerlendirmeye başlamasını hikayenin kendisinden daha etkileyici bir şekilde yazmayı başarmış. Ailesinin istediği ideal evlat, erkek arkadaşına “layık” bir sevgili, işyerinde sevilen bir avukat ve toplumda kabul gören biri olmak için bilerek veya fark etmeden verdiği tavizlerin artık onu gerçekten rahatsız etmeye başlaması, hikayenin kırılma noktalarından biri. Geceleri uykusuz kaldığı, acıktığını bile hissetmeden çalıştığı işi; aslında kim olduğunu unutacak kadar hayatına uyum sağlamaya çalıştığı sevgilisi ve sık sık ihmal ettiğini düşündüğü için vicdan azabı duyduğu annesi, işler biraz onların kontrolünden çıkmaya başladığında Jade’i yapayalnız bırakıyor.
- Jade, ilk “hatasında” aksini kaldıramayacağı için inanmayı seçtiği, ancak başına geldiğinde gerçek olmadığına ikna olduğu “adaletin er geç yerini bulacağı” yalanıyla dayanılmaz bir çaresizlik hissine hapsoluyor.
Ne yapacağını bilemez hâldeyken kendiyle benzer durumlardan muzdarip diğer kadınları ve haberlere yansıyan vakaları araştırdığında kalbi bir kez daha kırılıyor. Pek çok vakada, tıpkı kendi durumunda olduğu gibi, herkes olaydan sonra kadına ne olduğundan, onun neler yaşadığından ve hissettiğinden ziyade failin kendisine ve olayın nasıl yaşandığının ayrıntılarına odaklanıyor.
- Hikayenin geçtiği İngiltere de dahil olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde tecavüz faillerinin çok büyük bir bölümü cezalandırılmıyor. Aksine, tecavüze uğrayan kadın yasal ve toplumsal olarak yalnızlaştırılıyor, izole ediliyor ve hatta suçlanıyor. Daha dikkatli olmadığı için, “uygun” giyinmediği için, işe gittiği için, gülümsediği için…
Nitekim Jade’in başına gelenlerden sonra, işyerinde tanışıp yakın olduğu arkadaşlarından biri durumu mutlaka insan kaynaklarına bildirmesi ve yasal bir aksiyon alması için onu desteklerken diğer arkadaşı, dostça bir şekilde, Jade ne yaparsa yapsın faile hiçbir şey olmayacağını, sürecin sadece Jade’i üzeceğini ve yoracağını, günün sonunda asla hiçbir şey elde edemeyeceğini söylüyor. Acı olan şu ki kitabı okuyan kadınlar olarak biz de böyle bir durumda yapılması gerekenin hangisi olduğunu bilsek de içten içe işlerin diğer şekilde sonuçlanacağının farkındayız.
Böyle ağır meselelerle mücadele eden karakterlerin hikayesi, ister istemez mutlu bir son beklentisi yaratıyor. Hepimiz okuduğumuz kitaplarda da gerçek hayatta etrafımızda da sistemin dayattığı baskıya boyun eğmeyen, ayağa kalkıp bu düzeni yerle bir eden bir kadın kahraman görmek istiyoruz. Ne var ki gerçek hayat her zaman böyle değil. Jade ne kadar dirençli olursa olsun bazen işler istediği gibi gitmiyor ve hikayenin sonunda verdiği karar da ondan beklendiği gibi olmuyor. Benim için Ela Lee’nin kitabını benzer konuda yazılmış diğer pek çok kitaptan ayıran da bu umulmadık derecede gerçekçi, içimi burkan ama kesinlikle haksız bulamadığım son oldu.

Kendisi de göçmen bir ailede büyüyen ve avukat olan genç yazar Ela Lee, bu kitabı pandemi döneminde, herkesin eve kapandığı sırada, kendi içine dönüp çok yoğun ve hızlı bir şekilde yazmış. Fakat tamamlayıp gün yüzüne çıkarma cesaretini göstermesi bir yılını almış. Lee romanında, ana olayın dışında, kendisinin de çalışma hayatında deneyimlediği yıpratıcı çalışma kültürünü, “başarı” için yapılan fedakarlıkları ve verilen büyük tavizleri, hem işyerinde hem de sosyal hayatta farklı olanın maruz kaldığı haksız muameleyi eleştirel bir yerden ele alıyor.
Birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin yaşadığı deneyimler ve iki kültür arasında şekillenen kimlikler de Jade’in hikayesini ve tabii hikayenin sonunda aldığı kararı şekillendiren temel meselelerden. Başta da söylediğim gibi, Ceyda, Lee’nin kendi hayatından da pek çok iz taşıyor. Bunların başında, romanın başkarakteri Jade ile paylaştığı Türk-Koreli kimliği geliyor. Bir röportajında söylediğine göre Lee, bu ortak etnik köken meselesine romanda yer verip vermemek konusunda uzun süre düşünüyor. Fakat sonra romanı duygusal açıdan daha gerçekçi kılmak için kendi etnik kimliğini ve etrafında şekillenen deneyimlerini de Jade’in hikayesinin bir parçası hâline getirmeye karar veriyor.
Ceyda, çok gerçek bir hikaye. Okurken Jade’le birlikte kafamız karışıyor, kalbimiz kırılıyor, uzaklaşmak istiyoruz, geri dönüyoruz, dönüşüyoruz ve onunla birlikte iyileşiyoruz. Günün sonunda Jade de hikayesini okuduğumuz, dinlediğimiz, inandığımız ve anlamaya çalıştığımız pek çok kadın gibi kalbimizin bir köşesine yerleşiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.






