Evde, pijamalarla piyanonun başında: Güneş Özgeç

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Müşfik Kenter ve Prokofiev: Güneş Özgeç, müzisyen bir baba ve TRT İstanbul Televizyonu’nda seslendirme yönetmeni olan bir annenin kızı. “Annem etrafındakileri çalıştırmayı severdi,” diyor seslendirme yapmaya nasıl başladığını anlatırken. Şimdi 30’lu yaşlarını sürenlerin çocukluklarında sesiyle iz bırakmış Müşfik Kenter’le aynı koridorlarda geçiyor çocukluğu. Mikrofon ve kayıt stüdyosuyla yedi yaşında tanışıyor.
Küçükken babamın iş yerindeki seslendirme stüdyolarına gidişimi hatırlıyorum. Mikrofonlar, kablolar ve çok karmaşık görünen o ekipmanlar ne kadar etkileyiciydi. Dış dünyadan kaçıp yerin altında küçük, sessiz bir odada olmanın güzelliği — Güneş’in etkilendiği ilk seslerden biri, besteci Sergei Prokofiev’in çocuklar için yazdığı Opus 65.
“Bu yapıda bir bozukluk var”: Kuzenlerinden gelen legolarla dünyalar inşa ederek geçen çocukluğun sonu, aile yönlendirmesiyle konservatuvara bağlanıyor. Hayaller Fame ama gerçekler, bireysel hırsların öne çıktığı, özgürleştirici olmaktan uzak bir ortam. Kemanla başlayan okul hayatı, viyolayla bitiyor. Aradaki yıllarıysa konservatuvar mezunu arkadaşlarımdan sık sık duyduğum psikolojik yıpranma, kırgınlık ve bir şeylerin aslında böyle olmaması gerektiği hissi dolduruyor. Aşağılanmaktan değil teşvik edilmekten hoşlandığını söyleyen Güneş için okul, içindeki yaratıcılığı ve üretme isteğini sıkıştıran bir yer. Güneş Yüzüm şarkısındaki “Koydular beni o küçük salona, rutubet kokulu bakışların arasına,” cümlesi aklımda yanıp sönüyor. “Kör kalpleri, buruşmuş elleriyle seçtiler beni.”
Moda'daki Aya Ekaterina Ayazması
Yaratmak ve paylaşmak arasında: Güneş Özgeç, kendi hâlinde biri. Eskiden beri hayali evde, pijamalarıyla piyanonun başına oturup beste yapmak. Onları kaydedip ve düzenleyip paylaşmak. Legolarla oynadığı günlerdeki gibi kendi başına bir şey oluşturmanın büyüsünü seviyor. Şarkı yazmaya yıllar önce başlasa da şarkıları son hâline getirip yayımlamak konusunda onu durduran bir şeyler var. Önce para kazanma ihtiyacı, hayat gailesi.
TRT Çocuk ve Nickelodeon’da müzik yönetmenliği yaptığı yıllarda tamamen işe gömülüyor. Sonra bunu tek başına yapamayacağını, bir prodüktöre, “işi bilen biri”ne ihtiyacı olduğunu söylenler geliyor. Sonunda da “Her gün milyonlarca şarkı çıkıyor, kim benim şarkımı nereden bulacak? Yayımlasam ne fark eder ki?” diyen iç sesi. Bütün bunları aşması, 2018 yılına denk geliyor. Cem Yılmazer’in cesaretlendirmesi, iskelenin kenarında duran Güneş’i yavaşça suya itiyor. İlk tekli Kahve, onu takip eden Ikaria, Sonbahar, Güneş Yüzüm ve bu yaz çıkan Bence Gerçek Hepsi — yeni şarkısı Düş de yolda. “Bunun da her şeyini ben yaptım,” derken gururlu, haklı da.

Güneş Özgeç, Moda Çay Bahçesi
“Bir an sanki büyüyor da…”: Müziğini paylaşmaya daha önce başlamış olmayı dilese de “keşke” demiyor Güneş Özgeç. Melih Cevdet’in şiirlerini okuduğunda “bir an sanki büyüyor da onun içinde kalıyorsun gibi” hissettiğini söylüyor. Şarkılarda yapmaya çalıştığı şey bu — bir anın uyandırdığı hisleri aktarmak. O yüzden müziğinde kahve kokusu, bir adanın durağan huzuru, rutubetli salonların kapısını çarpıp çıkmanın ferahlığı var.
Bis: Kontrol edemediği şeyler (buna hayat diyoruz) arttıkça kaygı seviyesi de artan biri olarak günün getireceklerini misafirperverlikle kabul eden insanların yanında olmak bana cesaret veriyor. Güneş'le vakit geçirmenin benim için böyle bir tarafı var. Bir müzisyenin kendini gerçekleştirmesine tanık olduğumu hissediyorum yayımladığı her şarkıda. Ne güzel mutluluklar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İnsana zamansızlık hissini tattıran mahalleler, konservatuvarın rutubet kokulu bakışları, şehirden, doğadan ve ikisinin arasından parçalar.
03 Eki 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.



