Faiz indirimi beklentilerine dair iki ayrı kamp


Yeşil bir gelecek için enerji verimliliği ve dijitalleşme: Schneider Electric Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü . 1973’ten bu yana Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yönetilen Dünya Çevre Günü, iklim değişikliğinden kimyasal kirliliğe kadar kritik çevre sorunları hakkında farkındalık yaratıyor. Enerji yönetimi ve otomasyonun dijital dönüşümüne liderlik eden Schneider Electric , bu özel günde, sürdürülebilir bir dünyanın mümkün olduğunu ortaya koyduğu çalışmalarla kanıtlıyor. İş dünyası için örnek teşkil eden hedeflerle ilerleyen Schneider Electric , 2025 yılında tüm operasyonlarını karbon nötr kılmayı, 2040 yılında uçtan uca karbon nötr bir değer zinciri oluşturmayı ve 2050 yılında da tedarik zincirinde net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyor. Bu kapsamda Schneider Electric , Sürdürülebilirlik Etki (SSI) programıyla 2024'ün ilk çeyreğinde dünyaya değer katmayı sürdürdü. Sürdürülebilirlik performansını paylaşan şirket, sürdürülebilirlik odaklı çözümlerinden elde ettiği payı %74'e çıkardı . 2021’den bu yana 48,2 milyon insanın temiz ve güvenilir elektriğe erişimini sağladı. Sürdürülebilir ambalajlama ve tedarik zinciri programlarında önemli ilerlemeler kaydeden şirket, en büyük tedarikçilerin operasyonlarından kaynaklanan karbon emisyonlarını %28 oranında azalttı, ayrıca enerjiye erişim ve enerji yönetiminde eğitim alanında küresel çapta çalışmalarını sürdürdü. Başka neler var? Enerji verimliliği ve dijitalleşme ile sürdürülebilirliğe katkı sağlayan Schneider Electric, Uluabat ve Manyas Kuşgölü ’nün yanı başında bulunan Mustafakemalpaşa OSB'deki havai hatları yer altına alarak hem kuşların göç yollarını korudu hem de OSB içerisindeki fabrikaların enerji sürekliliğini sağladı. Su kaynaklarını korumak üzere dijital çözümler sunan şirket, modern şehirlerin merkezi kontrol ve kayıplarının izlenmesine katkıda bulunuyor. Enerji maliyetlerini ve karbon ayak izini azaltmak ve sürdürülebilir bir kayıp-kaçak mücadele yöntemi oluşturmak için sağladığı dijital çözümler ile şehir altyapılarını daha etkin kılıyor. Örneğin su tedariği için çekilen suyu azaltarak pompalarda ve arıtma tesislerinde enerji tüketimini ve karbon salımını azaltırken şehirlerde enerji verimliliğini artırıyor. Şirket, bu doğrultuda çeşitli ürün ve projeleriyle sürdürülebilir bir şehir planlaması için su kaynaklarımızın korunmasını ve uzun yıllar kullanılabilmesine destek oluyor . Etki şirketi Schneider Electric ’in sürdürülebilirlik çalışmalarını incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
6 Haziran Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Haziran ayı faiz kararını karşılacayacağız. ECB üyelerinden gelen sinyaller sonucunda piyasa, bankanın 25 bp’lik faiz indirimine giderek faiz oranını %4’den %3.75’e düşürmesini bekliyor.
Perşembe günü gözler asıl Lagarde’ın basın konferansında yapacağı ileriye dönük sözlü yönlendirmelerde olacak. Çünkü Haziran ayında faiz indirimi konusunda netlik olsa da asıl belirsizlik Haziran sonrasına dair. Kimilerine göre Haziran sorasında ardı ardına faiz indirimleri gerekli olsa da, kimilerine göre veri bağımlı süreçte otomatik pilota bağlanmış sıralı faiz indirimleri doğru bir karar olmayabilir. İşte tam da bu noktada Lagarde’ın Perşembe günü faiz indirimlerinin hızı ve zamanı konusundaki iletişimi, söz konusu belirsizlik ve haliyle piyasa fiyatlamaları açısından oldukça kritik görünüyor. Şu anki fiyatlamalara baktığımızda ise piyasa, ECB’nin ilki Haziran toplantısında olmak üzere bu yıl üç faiz indirimi yapacağını fiyatlıyor.

ECB için faiz indirim olasılıkları
ECB’nin faiz indirim patikasına dair iki farklı görüşü daha yakından incelemek isterim. İlk olarak her ne kadar yukarıda piyasa hâkim beklentisinin 25 bp’lik faiz indirimi olduğunu belirtsem de, bir kısım bu Perşembe ECB’den faiz indirimi gelmeme ihtimalini çok da göz ardı etmiyor. Bu kesimin en büyük gerekçesi geçen hafta açıklanan Mayıs ayı enflasyonu. Mayıs ayında Euro Bölgesi'nde manşet TÜFE yıllık olarak %2.4’ten %2.6’ya beklentilerin üzerinde bir artış gösterirken, çekirdek TÜFE’de %2.7’den %2.9’a yükseldi. Öte yandan Mayıs ayında Almanya, Fransa ve İspanya’da enflasyon yeniden yükselişe geçti. Bu da demektir ki ECB’nin hedef enflasyona giden yolu kuvvetle muhtemel dengesiz ve tümsekli bir yol olacak. İşte bu nedenledir ki, bu kesime göre bu Perşembe geleneksel faiz indirim döngüsünün başladığı tarih olmaya da bilir.
Aslına bakılırsa ECB ile ilgili asıl belirsizlik Haziran toplantısında bir faiz indirimi gelip gelmemesi değil. Bu konudaki en önemli belirsizlik ECB’den bu toplantıda bir faiz indirimi gelse bile bundan sonraki sürede hangi hız ve montanda faiz indirimlerine devam edebileceği konusu. Bu konuda ECB üyeleri de dâhil olmak üzere iki kamp olduğunu görüyoruz. Daha şahin olarak nitelendirebileceğimiz kampa göre Haziran ayında bir faiz indirimi gelse bile, bundan sonraki sürede ECB’den ardı ardına sıralı faiz indirimi beklememek gerekli, çünkü bu kesime göre faiz indirimleri sınırlı ve kademeli olmalı. Temel gerekçeleri de enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde %2’ye dönüp dönmeyeceğine ilişkin hala belirsizliklerin olması. Onlara göre Mayıs ayında yönünü yeniden yukarı çeviren enflasyon da bu durumun en önemli kanıtı niteliğinde.
Faiz indirimleri konusundaki şahin kampın bir diğer önemli gerekçesi de ücret artışları. Son yayınlanan verilere göre işçi sendikaları tarafından müzakere edilen ücret artışları bu yılın ilk çeyreğinde 2023 yılının son çeyreğine göre daha hızlı arttı. Haliyle ücretlerin yükselmesi nedeniyle özellikle emek yoğun olan hizmet sektöründeki enflasyonun yüksekliği ve katılığının devam etme olasılığı da erken gevşemenin önündeki en önemli risk gibi görünüyor. Örneğin Euro bölgesinde Mayıs ayında ücret artışlarının güçlü etkisi ile hizmet enflasyonu %3.7’den %4.1’e yükseldi. Dolayısıyla bu kesime göre faiz oranlarının bu toplantıdan sonraki akıbetini ücretler haliyle hizmet enflasyonundaki fiyat baskılarının hafifleyip hafiflemediği belirleyecek.
Şahin kesimin bir diğer gerekçesi de faiz indirimleri ile daha da zayıflayacak olan avronun enflasyon için yukarı yönlü risk teşkil etmesi. Faiz indirimlerine ECB’den daha geç başlama ihtimali oldukça güçlü olan FED ile güçlenecek dolar endeksi zaten hâlihazırda avro üzerinde bir baskı yaratacakken, ECB’nin hızlı faiz indirimleri ile avro ikinci kez daha da baskılanabilir. Böylesi bir konjonktürde de zayıflayan avro ve güçlenen dolar, Avro bölgesi için yeni bir enflasyon kaynağı oluşturabilir. Azalan ihracat gelirleri riskine hiç değinmiyorum bile. Haliyle şahin kesim her ne kadar Avro Bölgesi'nin ABD’nin bir eyaleti olmadığını düşünse de, FED’in de ne yapıp ettiğini mecburen de olsa izlemek zorunda olan bir ECB olduğuna inanıyor.
Faiz indirimlerinin kademeli olması gerektiğine inanan kesime göre hâlihazırda var olan ve daha da alevlenme riski hiçte az olmayan jeopolitik riskler de enflasyon için önemli yukarı yönlü risklerden bir diğeri. Bu risklerin beklenmedik şekilde yeniden güçlenmesi enerji maliyetlerini yukarı çekerek, hâihazırda maliyet kaynağı güçlü olan Avro Bölgesi'nde enflasyon için yine ve yeniden önemli bir risk oluşturabilir, bu nedenle tetikte olmakta fayda var. Tüm bu gerekçelerle bazı şahin kamp temsilcilerine göre bu yıl ve gelecek yılda dâhil olmak üzere ECB’nin her çeyrekte bir kez 25 bp’lik faiz indirimi yapması en doğru karar gibi görünüyor.
Faiz indirimleri konusunda daha güvercin olarak nitelendirebileceğimiz ikinci kamp temsilcilerinin en temel savunusu ise enflasyonun 2022 yılının sonlarında gördüğü tepesi olan %10,6’dan %2.9’a çok hızlı düşüş gerçekleştirmiş olması. Bu gruba göre bu düşüşün arkasındaki itici güç ekonomik büyümedeki zayıflık kaynaklı iç talepte güçlü daralma. Bu grup temsilcileri ekonomik büyüme zayıfken ve enflasyon da gerilemeye devam ettiğinden, bu yıl 3 ya da 4 faiz indirimi için çok rahat bir alan olduğunu düşünüyor. Enflasyonda son dönemdeki yukarı yönlü ivmelenmeyi ise geçici nedenlere bağlıyorlar. Örneğin Mayıs ayında enflasyondaki yükselmenin ana nedeni Alman toplu taşıma ücretlerindeki 2023 yılında yapılan değişiklik, bu nedenle enflasyondaki bu aylık yükselişi kalıcı bir hızlanma olarak görmemek gerek. Bu nedenledir ki güvercin kampa göre sadece bu ay değil gelecek toplantılarda da faiz indirimlerini beklemek gerek. Ezcümle bu kesim Mayıs ayı enflasyonundaki artışın tek seferlik geçici etkilerden kaynaklandığını, bunun da Avro Bölgesi'nde inişli çıkışlı olsa da kademeli olarak düşüş gösteren enflasyon ana eğilimini önemli ölçüde değiştirmediğini düşünüyor ve ardı ardına faiz indirimlerini zayıf ekonomik büyüme nedeniyle gerekli görüyor.
Ben de faiz indirimleri konusunda genel olarak şahin kampa daha yakın olduğumu söyleyebilirim. Bu nedenle Perşembe günü ECB’den 25 bp’lik bir faiz indirimi geleceğini fakat Lagarde’ın bundan sonraki sürede yapılacak olan faiz indirimlerinin zamanlaması, hızı ve ölçeğinin verilere bağlı süreçle belirleneceği sözel iletişimiyle karşımıza çıkma olasılığını güçlü görüyorum. Eğer böyle olursa piyasanın Lagarde’ı şahin algılama ve bu yönde fiyatlama yapma olasılığı oldukça güçlü olur.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
TCMB, Mayıs ayında TÜFE bazlı reel efektif döviz kurunun 1,65 puan artışla 61,46'ya yükselerek Eylül 2021'den bu yana en yüksek seviyeyi kaydettiğini açıkladı.
05 Haz 2024

YAZARLAR

Doç. Dr. Filiz Eryılmaz
ALB Yatırım Başekonomisti. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed, üç yılı aşkın aranın ardından politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75-4,00 aralığına yükseltti. Yeni projeksiyonlar, 2026 sonuna kadar bir faiz artışının daha gündemde olduğunu, 2027’de ise faizin mevcut seviyesinde kalabileceğini gösteriyor. Yükselen tahvil getirileri ve enflasyon baskısı, Fed’i piyasaların beklediği daha sıkı para politikalarına doğru ittyor.

Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi. Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?

Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?




