Gelecek uzun sürer


5 gün, 5 farklı sahne: Brand Week Istanbul Brand Week Istanbul 7 - 11 Kasım tarihleri arasında EMEA bölgesinin en büyük marka ve iş dünyası festivali Brand Week Istanbul , yaratıcı dünyanın liderlerini ve pazarlama duayenlerini bu sene Time to Reset temasında buluşturuyor. Nedir? Yaratıcı endüstrileri ve markalar dünyasını odağına alırken yarına yönelik içgörüleri farklı disiplinlerden uzmanlarla masaya yatıran Brand Week Istanbul, 7 - 11 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM ’de gerçekleşecek. Kimler var? Her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyaca tanınan birçok ismi konuk edecek olan Brand Week Istanbul’un katılımcıları arasında kuantum fizikçisi Prof. Mete Atatüre , ünlü tiyatrocu Demet Akba ğ , reklamcı Serdar Erener , bestelediği Hollywood film müzikleriyle tanınan Pınar Toprak , aktivist sanatçı Laetitia Ky , araştırmacı Bekir Ağırdır ve yazar Daniel H. Pink gibi isimler bulunuyor. Dahası: Onuncu yılında beş farklı sahnede gerçekleşecek olan Brand Week Istanbul, ilham verici hikâyeleri Inspiration Hall ’da, sektörü odağına alan konuları Brands Trends ’te, küresele yön veren başlıkları World Stage ’de, iyileştirmeye dair metotları Time to Heal ’de, kendi alanında uzman isimleri ise Master Hall ’da konuk ediyor. Brand Week Istanbul hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Gelecek kaygısı her dönemde kendisini farklı biçimlerde gösteren, ortaklaşa deneyimlediğimiz bir duygu durumu. Fazlasıyla insana ait olan bu duygu, hızla değişen ve dönüşen bir dünyada daha da yoğunlaşabilir. Hatta atalarının aksine içinde yaşadığı koşulları değiştirmek için daha fazla hareket kabiliyetine sahip olan modern insanın bir krizi veya trajedisi olarak değerlendirilebilir.
Gelecek kaygısı
Gelecek kaygısının sosyal yansımaları da dikkate değer. Arkadaşlarımızla sohbetlerde işsizlik ve bir türlü düzene oturmayan hayat gibi sürekli etrafında döndüğümüz meseleler, kolektif bir mağlubiyet ve çaresizlik hissine kapılmamıza neden olabiliyor. Heyecanını kaybetmiş ve sinsi bir tükenmişliğe yakalanmış kuşağımızın neredeyse tek bir sohbet teması var: Gelecek kaygısı.
Nesil farkı
Sosyal medyada sıklıkla karşımıza çıkan meşhur “meme” bize geleceğe dair umutsuzluk hakkında çok şey söylüyor: “29 yaşında ben ve ebeveynlerim” basitliğinde bir karşılaştırmayı gösteren görselde, ailesi çoktan evlenmiş, çocuk yapmış ve ev almış yani tam anlamıyla bir “düzen” oturtmuş olan ama kendisi hâlâ güvencesizliğin ortasında uzun erimli planlar yapamayan bir genci anlatıyor. Günümüz gençliğinin içinde bulunduğu koşulların da gerçekçi bir temsilini sunuyor.

Araştırmalar da bu meme’in doğruluğunu kanıtlar nitelikte. Örneğin, Britanya merkezli sivil toplum kuruluşu Bernardo’nun yaptığı araştırmaya göre, gençlerin üçte ikisi gelecekte ailesinden daha kötü durumda olacağını düşünüyor. Evet, günümüz gençliği güvencesiz kaldı. Dünya genelinde izlenen neoliberal politikalar ve hemen her yerde hissedilen ekonomik durgunluğun altında ezilen yeni nesil bir tür çıkışsızlığın ortasında çırpınıyor.
Borç ve barınma krizi
Bu küresel koşulların sonuçlarını hemen her yerde görmek mümkün. Örneğin, gençler için artık 1+1 bir eve çıkmak gibi son derece mütevazı bir istek bile büyük bir hayal olarak görülüyor. Ancak herhangi bir ev düzenine sahip olmak bir yana, öğrenciler devlet yurtlarında bile barınamıyor, okul sonrasında da yetişkin hayatlarını kurmakta giderek zorlanıyorlar. Gençler, şimdinin karanlığına sıkışıp geleceğe bakmaya fırsat bile bulamıyorlar.
Daha iyi koşullar için aile evinden ayrılıp üniversiteye giden gençler belki de ömürleri boyunca ödeyecekleri bir borç yükünü sırtlanıyorlar. Üstelik dünyanın her yanında durum aynı. Örneğin, Charlotte Howles’ın The New York Times’taki yazısında konuştuğu bir kişi “Bu dünyadan ayrılmadan öğrencilik borcumu vermek isterim,” diyor. İnsanlar kendi öncelikleri üzerine bir hayat inşa etmek yerine geçmişin yüklerini sırtlanıp bugünün ve geleceğin zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalıyorlar.
Hem dünyada hem de Türkiye’de gençlere yönelik umut vaat eden ancak pek de gerçekçi olmayan siyasi söylemler bitmek bilmese de yeni nesil kendi hayatında somut değişimler göremediği için yalnızca öfkesine tutunmaya mahkum ediliyor.
Umut yoksunluğu
İnternet dünyasının gözde içeriklerinden sokak röportajlarında henüz ilkokul çağındaki çocukların bile sıklıkla hayat pahalılığı, geleceksizlik ve umutsuzluk gibi temaları dile getirdiklerini görüyoruz. Bir taraftan gösterdikleri bilinç bazı şeylerin değiştiğine dair göstergeler sunsa da, aslında bu yaştaki çocukların başka şeylere odaklanması gerektiği gerçeğini de hatırlamak zorundayız.
Bir gelecek inşa etmek için yardıma ihtiyaç duyan çocuklar kendilerini motive edecek umuttan maalesef yoksunlar.
"Lanetlenmiş nesil"
Günümüz nesli geleceksizlik duygusunu uç noktalarda yaşıyor. Yazar Phil Neel bu “lanetlenmiş nesil” için “geleceği olmayanların büyük geçit törenindeki ilk nesil” diyor. Çünkü bu nesil çaresizliğe mahkum edilmesinin yanı sıra dünyaya dair herhangi bir alternatif fikrinden de yoksun bırakıldı.
Son zamanların gözde teması olan kıyamet, dizilerde ve filmlerde de çokça işleniyor. Kültür endüstrisi, umut vadeden alternatif gelecekler yerine bizi görkemli felaketlerle karşılıyor. Artık değişim ve dönüşüm yerine yıkımı düşünmek daha olası geliyor. Sadece gelecek fikrinden değil hayal gücünden de yoksun bırakılıyoruz.
Psikolojik etkiler
Bu çıkışsızlık ve dinmek bilmeyen kriz hâlinin derin psikolojik etkilere sahip olduğu su götürmez bir gerçek. Geleceği olmadığını düşünen kişi, şimdinin bulanık dünyasına sıkışıp kalıyor. Kendisiyle ilgili gerçeklikten uzak ama keskin yargılara varabiliyor. Devamlı rekabette olmanın ve güçlü kalmanın vaaz edildiği bir kültürel ortamda başarısızlık hissiyle yalnız bırakılan yeni nesil, sorunu (doğal olarak) yalnızca kendisiyle ilgili görmeye eğilimli oluyor.
J.M. Coetzee’nin Barbarları Beklerken romanındaki gibi çölde konuşlanmış hayali düşmanı beklerken ne kendi toprağında geleceği kurabilmiş ne de ömrünü yenmeye adadığı düşmanla karşılaşabilmiş karakterlere benzer biçimde bize ait olmayan bir geleceğe doğru sürükleniyoruz.
Böyle devam edemez
Ancak her şey böyle devam edemez, hayatımızı yalnızca kaygılanarak geçiremeyiz. Bizi bu kadar kaygılandıran koşulların bütünüyle sağlıksız olduğunu, geleceğin uzun süreceğini, ancak değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Mağlubiyet ve başarısızlık hissine kapılmadan geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak koşulları yaratmak bizim elimizde. Henüz geç kalmadığımızı kabul etmek ilk adımımız olabilir. Kolektif biçimde yeniden hayal kurabileceğimiz, geleceğimizi ellerimize alacağımız bir dünyayı birlikte inşa edebiliriz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yeniden hayal kurabilmek bizim elimizde.
04 Eki 2022

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



