Gerçek ile imaj arasında kaotik bir karnaval: Çağrı Dizdar'dan 'ARAF'

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Çağrı Dizdar’ın Nelumbo Studios’taki ikinci kişisel sergisi ARAF, geleneksel kitap sanatlarını çağdaş görsel anlatılarla buluşturarak izleyiciyi gerçeklik ile imaj arasındaki tekinsiz eşiğe davet ediyor. Minyatür ve tezhibi güncel estetik tartışmalarla yeniden düşünen sergi, mekanın sanatçı odaklı üretim anlayışıyla güçlü bir diyalog kuruyor.
Yasemin Green’in küratörlüğünü üstlendiği sergi, 8 Şubat’a kadar Kadıköy Nelumbo Studios’ta izlenebilir. Dizdar'la serginin ortaya çıkma sürecini; Nelumbo Studios kurucuları Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan'la stüdyonun kuruluş hikayesini konuştuk.
ARAF kavramı, gerçeklik ile imaj arasındaki tekinsiz eşik üzerinden şekilleniyor. Bu eşiği düşünsel olarak hangi kişisel ya da tarihsel kırılmalar besledi?
Çağrı Dizdar: Bu eşik fikrini sosyal ortamlarda deneyimlediklerim besledi. Her ortamın farklı kuralları farklı davranış kalıpları var. Ortamına göre insanlar şekilden şekle giriyor. Doğrular ve yanlışlar nerede olduğunuza göre sürekli değişiyor. Referans noktalarımızın geçerliliğini yitirdiği, kuralların keyfî olarak eğilip büküldüğü bir dönemden geçiyoruz. Bugün beyaz olanın yarın siyah olabildiği, herkesin sosyal medyada her hafta kendini baştan yarattığı bu "bitmeyen karnaval" bizi birbirimize yabancılaştırıyor. Herkesin her an her şey olabildiği bu düzensizlikte insanlar gerçek bir aidiyet hissetmek için her şeyi uçlarda yaşıyor, radikalize oluyor.

Minyatür ve tezhip gibi geleneksel kitap sanatlarını, çizgi roman estetiği ve dijital arayüzlerle biraraya getiriyorsunuz. Bu disiplinlerarası üretimde çizim, video, yerleştirme ve seramik gibi disiplinleri kullanıyorsunuz. Üretimde pratiğiniz nasıl şekilleniyor?
Geleneksel sanatlarda motif grupları ve üsluplar neredeyse her disiplinde benzer şekilde kullanılır. Kağıt üzerinde gördüğünüz bir motifi çok rahat çini, deri veya kumaş üzerinde de görebilirsiniz. Teknik çok farklı olsa da, diğer disiplinler ile bir bütünün parçası olduğunu görürsünüz. Bu yüzden aynı motifi farklı disiplinlerde takip etmek ve tekniğe göre değişimini gözlemlemek çok yabancı olduğum bir şey değil. Hatta farklı tasarımların hangi disiplin ile kendini daha iyi göstereceğini aramızda tartıştığımız da olur. Bu yüzden pratiğimi disiplinlerarası düşünmek sürecin doğal bir parçası ve zaten yapmam gereken bir şey gibi geliyor bana. Tabii ki bu disiplinlerarası denemeler geleneksel sanatlar disiplinlerinin dışına da çıkıyor. Kitap sanatları olan tezhip ve minyatürü günümüz illüstrasyon ve çizgi romanlarıyla karşılaştırarak incelemek ve birlikte düşünmek kadar doğal bir şey olamaz. Soyutlama-gerçekçilik-tipografi üçgeni arasında bir sürü farklı şekilde icra edilen çizgi romanlar, minyatür ve tezhip sanatının bugünü ile ilgili çok ilham verdi bana.

Sergi metninde yer alan Jacques Rancière’in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” yaklaşımı önemli bir referans. Bu düşünce, üretim sürecinizde sizi kavramsal ya da formal olarak nasıl besledi ve yönlendirdi?
Rancière’in anlayışı, küratörüm Yasemin Green’in sergi hazırlık sürecinde çalışmalarıma getirdiği okumalar ile anlatımıma eşlik eden düşünsel bir alan oldu. Yasemin, benim üretimlerimi bu anlayış üzerinden okuduğunda, aslında minyatürün doğası ve karnaval temasının Rancière’in bahsettiği o “görsel hiyerarşinin reddi” fikri ile ne kadar örtüştüğünü gördüm. Bu süreç benim de kafamda yeni pencereler açılmasını sağladı. Bu okuma, serginin mekansal kurgusuna ve katmanlılığına yön verdi. Yasemin’le yaptığımız tartışmalar sonucunda, izleyiciyi tek bir anlama mahkum etmeyen, her figürün ve her detayının kendi görünürlüğünü talep ettiği ve bunu gerçekleştirebildiği bir dünya kurduk. Özetle Rancière’in anlayışı, benim sezgisel olarak zaten kurmakta olduğum hiyerarşisiz görsel dil ile rezone bir düşünsel alan açtı diyebilirim.
ARAF, farklı yüzeyler ve mecralar arasında yayılan çok katmanlı bir üretim alanı sunuyor. İzleyicinin bu sergiden tek bir anlamla değil, çoğul okuma ihtimalleriyle ayrılması küratör Yasemin Green ile çalışırken sizi nasıl bir akışa taşıdı?
Hazırlık sürecinde Yasemin ile 3-4 toplantı yaptık. Yasemin benim anlattıklarımı daha iyi paketleyerek direkt kullanmak yerine kendi yorumlarını ve bakış açısını geliştirdi. Serginin kavramsal çerçevesi ve kurgusu Yasemin’in yorumları üzerine yaptığımız sohbetler sayesinde ortaya çıktı. Bu diyalog süreci, çalışmalarımın arka planında var olan ama benim o an fark etmediğim katmanları açığa çıkardı. Yasemin’in mekansal kurgusu, izleyiciyi sadece bir gözlemci değil, o kaotik karnavalın bir parçası hâline getirmeyi hedefledi. Bu akış sayesinde sergi, tek bir mesaj veren didaktik bir yapıdan uzaklaşıp, her izleyicinin kendi "maskesiyle" yüzleşebileceği, interaktif ve çok sesli bir deneyim alanına dönüştü.

Nelumbo Studios’u kurarken Kadıköy haritasında, Anadolu bölgesinde nasıl bir galeri kurmayı önceliklendirdiniz?
Nelumbo Studios: Nelumbo Studios’u kurarken Kadıköy’ü ve genel olarak Anadolu Yakası'nı bir alternatif olarak değil, kendi dinamikleri olan bir yer olarak ele aldık. Önceliğimiz, merkezî sanat rotalarını tekrar eden bir galeri modeli kurmak yerine; gündelik yaşamın içinde, sokağa açılan ve karşılaşmalara açık bir yapı oluşturmaktı.
Kadıköy’ün farklı kuşakları ve üretim biçimlerini birarada barındıran yapısı, Nelumbo’nun zaman içinde çok sesli bir izleyici ve sanatçı çevresiyle temas kurmasını mümkün kıldı. Anadolu Yakası'nda konumlanmak, galerinin yalnızca belirli bir sanat çevresine değil, farklı ilgi alanlarına ve izleme biçimlerine açık bir yapı olarak gelişmesine alan açtı. Bu durum, Nelumbo’nun kent yaşamı içinde doğal bir dolaşıma sahip olmasını ve sanatla gündelik hayat arasında geçirgen bir alan kurmasını sağladı.
Sanatçılar ile nasıl işbirlikleri kuruyorsunuz?
Nelumbo Studios’ta sanatçılarla kurulan ilişki, tekil bir sergi üretiminin ötesine uzanıyor. Üretim sürecinin farklı aşamalarında sanatçıyla temas hâlinde olmak, pratiği ve ele aldığı meseleleri dikkatle okumak ve sürecin gerektirdiği koşulları birlikte düşünmek, çalışma biçimimizin temelini oluşturuyor. Sergi, bu anlamda bir sonuçtan çok, zamana yayılan bir üretim sürecinin görünür hâli olarak ele alınıyor.
Görünürlük, Nelumbo’da sayısal karşılıklardan ziyade bağlam üzerinden değerlendirilen bir mesele. İşlerin doğru mecralarda, doğru okuma biçimleriyle karşılık bulması öncelik taşıyor. Bu doğrultuda basılı materyaller, sergi metinleri, kataloglar ve yayınlar önemli bir yer tutuyor; sergiler, yalnızca sunulan değil, süreçleriyle birlikte belgelenen ve arşivlenen üretimler olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, Nelumbo’daki işbirliklerinin kısa vadeli sunumlar yerine süreklilik taşıyan bir üretim hattı içinde düşünülmesini mümkün kılıyor.

Nelumbo Studios, sanatçı öncülüğünde şekillenen bir alan olarak tanımlanıyor. ARAF sergisinde bu yaklaşım, mekansal kurgu ve sergileme dili açısından nasıl karşılık buldu?
ARAF sergisinde mekansal kurgu ve sergileme dili, sanatçının kavramı ve ifade etmek istedikleri doğrultusunda şekillendi. Önceden belirlenmiş bir sergileme modeli ya da ezbere bir yaklaşım söz konusu değildi; işlerin ihtiyaçları ve üretimin kendi akışı belirleyici oldu. Bu süreçte Yasemin Green’in küratöryel yaklaşımı, serginin kavramsal hattının netleşmesinde ve mekansal kararların tutarlı bir bütünlük içinde ele alınmasında önemli bir rol oynadı.
İki sanatçı tarafından kurulan bir galeri olarak, sergi sürecine yaklaşımımızı kendi üretim deneyimlerimiz üzerinden düşünüyoruz. Kendi sergilerimizde ve üretim süreçlerimizde nasıl bir tutumla karşılaşmayı önemsiyorsak, sanatçılarla da aynı yerden ilişki kurmaya çalışıyoruz. Sanatçıyı kendi sınırlarımız içine almak yerine, onun düşünsel alanına dahil olmayı; mekanı ve sergileme dilini bu alanla birlikte, küratörün yönlendirdiği kavramsal çerçeveyle paralel biçimde düşünmeyi esas alıyoruz. ARAF sergisinde ortaya çıkan mekansal kurgu da bu çok katmanlı sürecin doğal bir sonucu olarak oluştu.
Genç sanatçıları uluslararası ölçekte destekleme hedefiniz doğrultusunda, Çağrı Dizdar’ın pratiğini yerel bağlamın ötesinde nasıl bir tartışma alanına yerleştiriyorsunuz?
Çağrı Dizdar’ın üretimi, ilk bakışta yerel referanslarla ilişkilense de odağında belirli coğrafyalardan çok, insan davranışları ve toplumsal refleksler yer alıyor. İşlerinde ele aldığı eleştirel alan, tanımlar ya da başlıklar üzerinden değil; bireyin ve toplumun tekrar eden tutumları, tepkileri ve bu tepkilerin gündelik hayatta nasıl görünür hâle geldiği üzerinden şekilleniyor.
Nelumbo’da birlikte çalıştığımız sanatçıların üretimlerinde de benzer bir düşünme hattı söz konusu. Temel olarak insanın ve toplumsal olanın ortak davranış biçimlerine temas eden bu yaklaşım, farklı okumalara açılmaktan çok, insanın her yerde benzer biçimlerde işleyen hâllerine temas ederek aynı kavramsal zeminde farklı coğrafyalarda karşılık buluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melike Bayık
Bağımsız küratör, sanat yazarı ve akademisyen. Kamusal alan, kentsel adalet, imece, sosyal eşitlik, sürdürülebilirlik ve katılımcı, dayanışma temelli sanat ekosistemleri üzerine çalışmaktadır. AICA Türkiye, CIMAM ve ICOM üyesi olup, sosyo-kültürel ve toplumsal dinamikleri irdeleyen araştırma temelli projelere odaklanmaktadır. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Programı’nda akademisyen olarak görev yapmaktadır. 2018’den bu yana Eldem Sanat Alanı’nın kurucu danışmanı, 2020’den bu yana Hitay Vakfı ve Koleksiyonu’nun sanat danışmanı ve koleksiyon yöneticisidir. Küratöryel projelerinde akademik araştırmaların önemini gözeterek söyleşi ve seminer programları düzenlemiş, farklı yaş gruplarına yönelik çocuk atölyeleri tasarlayarak eğitsel faaliyetler geliştirmiştir. Akademik, küratöryel ve yazınsal çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026




