"Heyecanla beklenen filmleri önceden seyretmenin keyfi"


Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? grup sergisi Meşher ’de Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? Nedir? Sergi . Ekho ve Narkissos’un karşılıksız aşkı mitinden yola çıkan, Selen Ansen küratörlüğündeki Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? sergisi yurt içi ve yurt dışından toplam 44 sanatçının 120’ye yakın eserinden oluşuyor. Nerede? İstiklâl Caddesi’nin önemli sanat durakları arasında yer alan Meşher ’de. Ne zaman? 12 Şubat 2023’e kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Kimler var? Serginin kapsamlı seçkisinde aralarında Koray Ariş, Defne Tesal, Laurence Demaison, Erol Akyavaş, Fabrice Samyn, VOID, Necla Rüzgar, Mehtap Baydu, Gizem Karakaş, Yaşam Şaşmazer, Ayça Telgeren, Claude Cahun, Betty Bui, Elina Brotherus ve Stéphanie Saadé’nin de yer aldığı birbirinden değerli sanatçıya ait eserler bulunuyor. Dahası: Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? ’e eşlik eden ve Meşher ’den ulaşılabilen kitap, alışıldık sergi kataloğu formatından uzaklaşarak serginin odaklandığı yansıma, yankılanma, ben, kimse ve öteki temalarını geçmiş ve günümüz arasında köprüler yaratarak irdeliyor. Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? hakkında daha fazla bilgi almak için bu bağlantıya gidebilir, sergiyi ise Meşher ’de ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2015'ten beri İstanbul Film Festivali'nin direktörlüğünü üstlenen Kerem Ayan'la yıllardır İKSV'nin evi olan Nejat Eczacıbaşı Binası, namıdiğer Deniz Palas'ta, duvarlarında önceki yıllara ait İstanbul Film Festivali ve Filmekimi afişlerinin asılı olduğu ofisinde buluşuyoruz. İlki 2002'de düzenlenen Filmekimi'nin yirmi birinci yılı bu. İlk sorumu sormaya "21 sene..." diye başladığım anda araya giriyor: "Dile kolay!"
2002'de tek bir salonda gösterilen 10-12 filmle başlayan Filmekimi'nin programında bu yıl 50'den fazla film var. Gösterimler İstanbul'un iki yakasında, dört ayrı salonda yapılıyor. "Film sayısı, salon sayısı değişti." diyor Kerem ve ekliyor: "Şaka değil, fiyatlar değişti çünkü ülke çok pahalı bir yer oldu şu anda." Ama Filmekimi yine aynı bir yandan da: "Festivallerin ödüllü filmleri, çok beklenen filmleri, çok konuşulan filmleri, hepsi Filmekimi'ne geliyor. Bir şekilde her sene de bunları almayı başarıyoruz."

Emre ve Kerem'in Filmekimi sohbeti, Nejat Eczacıbaşı Binası'nın merdivenlerinde başlıyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Filmekimi ve İstanbul Film Festivali'nin (İFF) farkını, Filmekimi'nin neden bir festival olmadığını soruyorum. "Festival değil çünkü festival dediğimiz, uluslararası konukların da geldiği, film gösterimlerinin yanında başka birçok etkinliğin olduğu bir şey. İFF bir festival çünkü konukları var, filmlerin sonrasında soru-cevap kısımları var, söyleşi ve etkinlikler var. Filmekimi ise daha çok showcase gibi bir şey. Önümüzdeki sezon, sonbahar ve kış aylarında çıkacak filmlerin ön gösterimini yapıyoruz. İsterseniz filmleri iki-üç ay öncesinde Filmekimi'nde seyredin veya bekleyin. Hepsi değil ama %80-%90'ı gösterime girecek filmler. Filmekimi, heyecanla beklenen filmleri önceden seyretmenin keyfi. Bir de Cannes'a gitmeyenler için Cannes filmlerini ayağınıza getiriyoruz gibi bir durum da var tabii."
Filmekimi ve İFF'nin hazırlık süreçlerininse oldukça benzeştiğini söylüyor Kerem: "Biz Cannes Film Festivali'ne gittiğimizde, Cannes'ın ana yarışmasındaki tüm ödüllü filmleri Filmekimi için alıyoruz. Yan bölümlerdeki, daha fazla bekleyebilecek filmleri de İFF'ye. Örneğin şu an İFF için eklenmiş birçok film var Cannes'dan. Bu kadar havalı 50'den fazla film arasında kaybolacakları için onları İFF'ye saklıyoruz. Festivalde bölümler var; ilk filmler bölümü, Mayınlı Bölge, Dünya Festivallerinden... Oralara yerleştiriyoruz. Filmekimi'ne [izleyici] genellikle "Cannes'dan beri duyuyoruz, haydi seyredelim." gibi bir mantıkla gittiği için hiç duymadıkları filme gitmeleri biraz daha zor oluyor. Ama kısacası hazırlık süreçleri aşağı yukarı aynı."
Filmekimi'nin reklam kampanyaları bundan önce de daima ilgimi çekti. Bu yılki "Aylardan Filmekimi" temalı afişi ve filmini de çok sevdim. Kerem'e bu sene reklam ajansına geçtikleri brief'in ne olduğunu soruyorum: "Biz aslında her seferinde aynı şeyi söylüyoruz, aynı brief'i veriyoruz. Filmekimi senenin beklenen filmlerini getiren, havalı ve heyecanla beklenen filmlerin olduğu bir etkinlik. Filmekimi festival gibi olmadığı için reklam ajansını biraz serbest bırakıyoruz, siz uçun diyoruz. Her türlü çılgınlığa da varız. Çok uçuk kaçık [reklam kampanyalarımız] da oldu Filmekimi'nde. Bu sene de "Aylardan Filmekimi" diye birkaç fikirle geldiler, biz de hastaneli fikri beğendik."
Ekim ayı = Filmekimi mesajını veren bu reklam kampanyası bir yana, benim için Filmekimi = Cannes Film Festivali gibi bir denklem de var. Fakat bu yıl programda Altın Palmiye ödüllü Ruben Östlund filmi The Triangle of Sadness'ı programda görememek beni üzüyor ve şaşırtıyor. Eski kitapçıkları kontrol ediyorum, Altın Palmiyeli filmin Filmekimi programında yer almadığı yalnızca iki yıl olmuş geçmişte. The Tree of Life'ın doğrudan vizyona girdiği 2011 ve Kış Uykusu'nu yaz aylarında izlediğimiz 2014. Şöyle açıklıyor Kerem: "Palmiyenin akıbeti gerçekten üzücü oldu. TRT ortak yapımı bir film ama filmi hangi festivale verip vermeyecekleri Türkiye dağıtımcısının seçimine kalmış bir şey. Filmi festivallere vermemeye karar verdiler, biz de o yüzden [programa] alamadık."

Emre ve Kerem, Filmekimi programındaki izlediklerinden favorilerini, izlemediklerinden merak ettiklerini konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Filmekimi programını yaparken herkesin farklı bir önceliği olduğunu biliyorum. Kimi vizyon tarihi yakın olanları eliyor, kimi sevdiği yönetmenlere ve oyunculara öncelik veriyor, kimi gösterildiği festival ve kazandığı ödülleri önemsiyor, kimiyse yeni yönetmenler keşfetme peşine düşüyor. Kerem'e ona göre önceliğin ne olduğunu soruyorum. "Filmin görseli!" diyor, "Bir tane resmi oluyor ya filmlerin, o çok önemli. [Film dediğin] görüntü çünkü her şeyden önce. İlgini o çekiyor. Ama tabii ki yönetmen de. Senin sevdiğin ve beklediğin yönetmenler en son ne yapmışlar bakıyorsun, onları ekliyorsun listene. Sonra da konu. Ama konu gerçekten en başta gelmiyor benim için."
Son olarak, hepimizin dertli olduğu o konuya gelip "Ekonomik kriz nasıl etkiledi Filmekimi'ni?" diye soruyorum. "Kriz herkesi olduğu gibi bizi de etkiledi." diyor. "Bir kere fiyatlar arttı her şeyden önce. Bizim bilet fiyatlarımız dışında filmlerin de fiyatları arttı. Çoğunlukla avro ve dolar üzerinden alınıyor bu filmler. Türkiye dağıtımcıları olsa bile onlar da bu filmleri yurt dışından alıyorlar, bu yüzden bize gelişleri de çok pahalı oluyor. Ve tabii ki kriz bizi etkiliyor. Film fiyatlarını etkiliyor, salon fiyatlarını etkiliyor, altyazı çeviri fiyatlarını etkiliyor, ülkedeki her şeyi etkiliyor. Biz yine de uğraşıp makul bir yerlere oturtmaya çalışıyoruz fiyatları. Bir de Eczacıbaşı'nın bu seneye özel olarak öğrenciler için uyguladığı 10₺'lık biletler var. En azından öğrenciler mağdur durumda kalmıyorlar. Geri kalansa maalesef böyle. Şu anda nereye çıksan, nereye gitsen, ne alsan fiyatlar belli zaten. Umarım ülke genelinde durum düzelir. Yoksa zaten sinemalar tehlikede, tiyatrolar tehlikede, her şey tehlikede."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Filmekimi programından öne çıkanlar, İstanbul Film Festivali direktörü Kerem Ayan'la söyleşi ve keşif niteliğinde öneriler.
05 Eki 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




