"Heyecanla beklenen filmleri önceden seyretmenin keyfi"

İstanbul Film Festivali direktörü Kerem Ayan'la bir Filmekimi sohbeti.
"Heyecanla beklenen filmleri önceden seyretmenin keyfi"

5 Ekim - Meşher - Duende
Meşher ile birlikte

Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? grup sergisi Meşher ’de Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? Nedir? Sergi . Ekho ve Narkissos’un karşılıksız aşkı mitinden yola çıkan, Selen Ansen küratörlüğündeki Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? sergisi yurt içi ve yurt dışından toplam 44 sanatçının 120’ye yakın eserinden oluşuyor. Nerede? İstiklâl Caddesi’nin önemli sanat durakları arasında yer alan Meşher ’de. Ne zaman? 12 Şubat 2023’e kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Kimler var? Serginin kapsamlı seçkisinde aralarında Koray Ariş, Defne Tesal, Laurence Demaison, Erol Akyavaş, Fabrice Samyn, VOID, Necla Rüzgar, Mehtap Baydu, Gizem Karakaş, Yaşam Şaşmazer, Ayça Telgeren, Claude Cahun, Betty Bui, Elina Brotherus ve Stéphanie Saadé’nin de yer aldığı birbirinden değerli sanatçıya ait eserler bulunuyor. Dahası: Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? ’e eşlik eden ve Meşher ’den ulaşılabilen kitap, alışıldık sergi kataloğu formatından uzaklaşarak serginin odaklandığı yansıma, yankılanma, ben, kimse ve öteki temalarını geçmiş ve günümüz arasında köprüler yaratarak irdeliyor. Ben Kimse. Sen de mi Kimsesin? hakkında daha fazla bilgi almak için bu bağlantıya gidebilir, sergiyi ise Meşher ’de ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2015'ten beri İstanbul Film Festivali'nin direktörlüğünü üstlenen Kerem Ayan'la yıllardır İKSV'nin evi olan Nejat Eczacıbaşı Binası, namıdiğer Deniz Palas'ta, duvarlarında önceki yıllara ait İstanbul Film Festivali ve Filmekimi afişlerinin asılı olduğu ofisinde buluşuyoruz. İlki 2002'de düzenlenen Filmekimi'nin yirmi birinci yılı bu. İlk sorumu sormaya "21 sene..." diye başladığım anda araya giriyor: "Dile kolay!"

2002'de tek bir salonda gösterilen 10-12 filmle başlayan Filmekimi'nin programında bu yıl 50'den fazla film var. Gösterimler İstanbul'un iki yakasında, dört ayrı salonda yapılıyor. "Film sayısı, salon sayısı değişti." diyor Kerem ve ekliyor: "Şaka değil, fiyatlar değişti çünkü ülke çok pahalı bir yer oldu şu anda." Ama Filmekimi yine aynı bir yandan da: "Festivallerin ödüllü filmleri, çok beklenen filmleri, çok konuşulan filmleri, hepsi Filmekimi'ne geliyor. Bir şekilde her sene de bunları almayı başarıyoruz."

Emre ve Kerem'in Filmekimi sohbeti, Nejat Eczacıbaşı Binası'nın merdivenlerinde başlıyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Filmekimi ve İstanbul Film Festivali'nin (İFF) farkını, Filmekimi'nin neden bir festival olmadığını soruyorum. "Festival değil çünkü festival dediğimiz, uluslararası konukların da geldiği, film gösterimlerinin yanında başka birçok etkinliğin olduğu bir şey. İFF bir festival çünkü konukları var, filmlerin sonrasında soru-cevap kısımları var, söyleşi ve etkinlikler var. Filmekimi ise daha çok showcase gibi bir şey. Önümüzdeki sezon, sonbahar ve kış aylarında çıkacak filmlerin ön gösterimini yapıyoruz. İsterseniz filmleri iki-üç ay öncesinde Filmekimi'nde seyredin veya bekleyin. Hepsi değil ama %80-%90'ı gösterime girecek filmler. Filmekimi, heyecanla beklenen filmleri önceden seyretmenin keyfi. Bir de Cannes'a gitmeyenler için Cannes filmlerini ayağınıza getiriyoruz gibi bir durum da var tabii.

Filmekimi ve İFF'nin hazırlık süreçlerininse oldukça benzeştiğini söylüyor Kerem: "Biz Cannes Film Festivali'ne gittiğimizde, Cannes'ın ana yarışmasındaki tüm ödüllü filmleri Filmekimi için alıyoruz. Yan bölümlerdeki, daha fazla bekleyebilecek filmleri de İFF'ye. Örneğin şu an İFF için eklenmiş birçok film var Cannes'dan. Bu kadar havalı 50'den fazla film arasında kaybolacakları için onları İFF'ye saklıyoruz. Festivalde bölümler var; ilk filmler bölümü, Mayınlı Bölge, Dünya Festivallerinden... Oralara yerleştiriyoruz. Filmekimi'ne [izleyici] genellikle "Cannes'dan beri duyuyoruz, haydi seyredelim." gibi bir mantıkla gittiği için hiç duymadıkları filme gitmeleri biraz daha zor oluyor. Ama kısacası hazırlık süreçleri aşağı yukarı aynı."

Filmekimi'nin reklam kampanyaları bundan önce de daima ilgimi çekti. Bu yılki "Aylardan Filmekimi" temalı afişi ve filmini de çok sevdim. Kerem'e bu sene reklam ajansına geçtikleri brief'in ne olduğunu soruyorum: "Biz aslında her seferinde aynı şeyi söylüyoruz, aynı brief'i veriyoruz. Filmekimi senenin beklenen filmlerini getiren, havalı ve heyecanla beklenen filmlerin olduğu bir etkinlik. Filmekimi festival gibi olmadığı için reklam ajansını biraz serbest bırakıyoruz, siz uçun diyoruz. Her türlü çılgınlığa da varız. Çok uçuk kaçık [reklam kampanyalarımız] da oldu Filmekimi'nde. Bu sene de "Aylardan Filmekimi" diye birkaç fikirle geldiler, biz de hastaneli fikri beğendik."

Ekim ayı = Filmekimi mesajını veren bu reklam kampanyası bir yana, benim için Filmekimi = Cannes Film Festivali gibi bir denklem de var. Fakat bu yıl programda Altın Palmiye ödüllü Ruben Östlund filmi The Triangle of Sadness'ı programda görememek beni üzüyor ve şaşırtıyor. Eski kitapçıkları kontrol ediyorum, Altın Palmiyeli filmin Filmekimi programında yer almadığı yalnızca iki yıl olmuş geçmişte. The Tree of Life'ın doğrudan vizyona girdiği 2011 ve Kış Uykusu'nu yaz aylarında izlediğimiz 2014. Şöyle açıklıyor Kerem: "Palmiyenin akıbeti gerçekten üzücü oldu. TRT ortak yapımı bir film ama filmi hangi festivale verip vermeyecekleri Türkiye dağıtımcısının seçimine kalmış bir şey. Filmi festivallere vermemeye karar verdiler, biz de o yüzden [programa] alamadık."

Emre ve Kerem, Filmekimi programındaki izlediklerinden favorilerini, izlemediklerinden merak ettiklerini konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Filmekimi programını yaparken herkesin farklı bir önceliği olduğunu biliyorum. Kimi vizyon tarihi yakın olanları eliyor, kimi sevdiği yönetmenlere ve oyunculara öncelik veriyor, kimi gösterildiği festival ve kazandığı ödülleri önemsiyor, kimiyse yeni yönetmenler keşfetme peşine düşüyor. Kerem'e ona göre önceliğin ne olduğunu soruyorum. "Filmin görseli!" diyor, "Bir tane resmi oluyor ya filmlerin, o çok önemli. [Film dediğin] görüntü çünkü her şeyden önce. İlgini o çekiyor. Ama tabii ki yönetmen de. Senin sevdiğin ve beklediğin yönetmenler en son ne yapmışlar bakıyorsun, onları ekliyorsun listene. Sonra da konu. Ama konu gerçekten en başta gelmiyor benim için."

Son olarak, hepimizin dertli olduğu o konuya gelip "Ekonomik kriz nasıl etkiledi Filmekimi'ni?" diye soruyorum. "Kriz herkesi olduğu gibi bizi de etkiledi." diyor. "Bir kere fiyatlar arttı her şeyden önce. Bizim bilet fiyatlarımız dışında filmlerin de fiyatları arttı. Çoğunlukla avro ve dolar üzerinden alınıyor bu filmler. Türkiye dağıtımcıları olsa bile onlar da bu filmleri yurt dışından alıyorlar, bu yüzden bize gelişleri de çok pahalı oluyor. Ve tabii ki kriz bizi etkiliyor. Film fiyatlarını etkiliyor, salon fiyatlarını etkiliyor, altyazı çeviri fiyatlarını etkiliyor, ülkedeki her şeyi etkiliyor. Biz yine de uğraşıp makul bir yerlere oturtmaya çalışıyoruz fiyatları. Bir de Eczacıbaşı'nın bu seneye özel olarak öğrenciler için uyguladığı 10₺'lık biletler var. En azından öğrenciler mağdur durumda kalmıyorlar. Geri kalansa maalesef böyle. Şu anda nereye çıksan, nereye gitsen, ne alsan fiyatlar belli zaten. Umarım ülke genelinde durum düzelir. Yoksa zaten sinemalar tehlikede, tiyatrolar tehlikede, her şey tehlikede."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎟 Filmekimi: Film önerileri ve Kerem Ayan söyleşisi

Filmekimi programından öne çıkanlar, İstanbul Film Festivali direktörü Kerem Ayan'la söyleşi ve keşif niteliğinde öneriler.

05 Eki 2022

Meşher ile birlikte
Kaynak: İKSV

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Soner Can

·

04 Eyl 2026

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz
DuendeDuende

HİKAYE

'Annie Bot': Kusursuz bir sevgilinin isyanı

Uzun ve yıpratıcı bir boşanma sürecinin ardından bir boşluğa düşen Doug, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak bir robot satın alıyor. Ödüllü yazar Sierra Greer’in kurguladığı korkutucu derecede gerçekçi bilimkurgu hikayesi burada başlıyor. Sierra Greer, Annie’nin hikayesi üzerinden itaat, rıza ve özgürlük gibi meseleleri kurcalıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eyl 2026

'Annie Bot': Kusursuz bir sevgilinin isyanı
DuendeDuende

HİKAYE

'İçimdeki Kalabalık'ın yazarı Gamze Güller: İç içe matruşkalar gibi kadınlar

Gamze Güller, uzun bir aradan sonra yeniden basılan ödüllü ilk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık"ta yalnızlık, korku ve tıkanmışlıklara vurgu yapıyor. Her kadın kendi içinde birçok kadını barındırıyor. Her birinin farklı yüzleri var; iç içe geçmiş matruşkalar gibi. Acı, sevinç, korku, yalnızlık ve tıkanmışlıkları hep bir bedenin içinde. Yani hepsinin içinde bir kalabalık var.

Soner Can

·

31 Ağu 2026

'İçimdeki Kalabalık'ın yazarı Gamze Güller: İç içe matruşkalar gibi kadınlar
DuendeDuende

HİKAYE

Garth Jennings: "Umarım bu belgeseli izleyen herkes Pulp’a âşık olur"

Garth Jennings’ın yönettiği "Pulp: Son Bir Şarkı Daha" (Pulp: What Do You Do for an Encore?), 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker. Yönetmen Garth Jennings ile Zoom’da biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

31 Ağu 2026

Garth Jennings: "Umarım bu belgeseli izleyen herkes Pulp’a âşık olur"
DuendeDuende

HİKAYE

'The Dog Stars': Post-apokaliptik dünyada yası kişiselleştirmeye hakkımız var mı?

Ridley Scott, "The Dog Stars"ta salgın sonrası bir dünyada yas, yalnızlık ve umuda dair güçlü fikirlerin peşine düşüyor; fakat bu fikirleri taşıyabilecek inandırıcı bir dünya yaratmakta zorlanıyor.

Emre Eminoğlu

·

31 Ağu 2026

'The Dog Stars': Post-apokaliptik dünyada yası kişiselleştirmeye hakkımız var mı?