Hüzün üçgeni


Temizlik malzemelerinin yeni adresi: tepedenal.com
Bahar temizliğinin güz versiyonu için kolları sıvamak ve evinin, işyerinin havasını sonbahara uygun yenilemek isteyenleri tepedenal.com ile tanıştırmak isteriz; çünkü onunla temizlik artık çok kolay. Nedir? Otel, hastane, okul, restoran,…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Triangle of Sadness
Yönetmen: Ruben Östlund
Süre: 147 dakika
Yapım yılı: 2022
Jenerik: 2017’de The Square filmiyle ilk Altın Palmiye’sini kazanan Ruben Östlund, geçtiğimiz aylarda 75. Cannes Film Festivali’nde bu prestijli ödüle bir kez daha uzandı. Böylece Coppola, Dardenne’ler, Haneke ve Kusturica gibi yönetmenlerin dâhil olduğu, sayısı iki elin parmaklarını geçmeyen iki Altın Palmiye ödüllü yönetmenler arasına ekledi adını. İsveç sinemasının yükselen yeteneklerinden Östlund, kariyerinin başından beri aile ve toplum gibi düzeneklerin içindeki duygusal uçurumları ve ikiyüzlülükleri sivri bir dil ve güçlü bir mizahla filmlerine taşıyor. Üç bölümden oluşan taşlama ve kara komedi Triangle of Sadness, modellik yapan bir çiftin de dâhil olduğu süper lüks bir yolcu gemisinin talihsiz bir gecenin ardından batmasını ve şanslı bir grubun ıssız bir adada mahsur kalmasını konu alıyor.
Neden izleyelim? Başkası adına utanma duygusunu tattıran filmleri bir şeyler hissettirebildiği için severim. Öte yandan kendi yaşamımızdaki ya da kabul edip sorgulamadan bir parçası olduğumuz düzendeki çarpıklıkların farkına varmamızı sağlayarak kendimizden utanmamıza neden olan filmlerin ayrı bir yeri var. Östlund’un önceki filmlerinden Force Majeure bunu aile, evlilik ve erilliği, The Square de sanat piyasası ve kültür-sanat dünyasını kurcalayarak yapıyordu. Triangle of Sadness’ta ise her şey para, güç ve sınıf farklılıklarıyla ilgili. Harris Dickinson’ın canlandırdığı Carl ve (filmin prömiyerinin birkaç ay sonrasında 32 yaşında yaşamını yitiren) Charlbi Dean’in canlandırdığı Yaya’nın ilişkilerindeki güzellikler ve sorunlar da Carl’ın kırılgan erkekliği ve yersiz kıskançlıkları da temelinde parayla ilgili. Seyahate çıktıkları gemideki diğer yolcuların ilişkileri, güç gösterileri, egolarını tatmin biçimleri hatta varlıkları dâhi parayla ilgili. İhtiyacı olduğu için hizmet alan değil, hizmetin parasını verdiği için ihtiyaç yaratan bir güruhun karşısında daima güler yüzle ve “evet” diyerek hazırda bulunmak zorunda olan mürettebatın anlayışı da paradan bağımsız değil.
Triangle of Sadness para ve güç üzerine kurulmuş bir dünya düzenini fırtınalı bir gecede alabora ediyor ve şartları, rolleri değiştiriyor. Para ve gücün hiçbir şey ifade etmediği bir düzende, tek para birimi hayatta kalma becerileri oluyor. Filmin bu üçüncü bölümü, sahip olduğun yeteneklerin farklı bir toplumsal düzende hayatta kalmanı ne kadar mümkün kılabileceğini düşündürüyor ve sadece başkaları adına değil, kendinden de utanmanı sağlıyor. Östlund’un asıl becerisi de bu korkunç gerçeklerin farkına vardırırken, daima güldürmeyi başarmasında yatıyor.
Nerede izleyebilirsin? Altın Palmiye ödüllü Triangle of Sadness, Türkiye’nin dört bir yanındaki sinema salonlarında gösterime giriyor.
Benzer işler:
- Swept Away / Travolti da un insolito destino nell'azzurro mare d'agosto (1974, Lina Wertmüller)
- Sick of Myself (2022, Kristoffer Borgli)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İnci Demirkol'la 33. Ankara Film Festivali söyleşisi, Arctic Monkeys'in orkestral baladları, Ruben Östlund'un kara komedisi.
28 Eki 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




