📷 Işıltılı bir Sinéad O’Connor portresi

Sinéad O’Connor’ın kariyerinin erken döneminde fotoğrafçı Andrew Catlin’le gerçekleştirdiği çekimin perde arkasına ışıltılı bir yolculuk.
📷 Işıltılı bir Sinéad O’Connor portresi

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yıl 1988. İlk albümü Lion and the Cobra’nın yayınlanmasının ardından eleştirmenleri memnun eden, meraklı müzik takipçilerinin radarına giren Sinéad O’Connor; fotoğrafçı Andrew Catlin’le bir çekim yapmak için sözleşti. Henüz yirmili yaşlarının başında olan O’Connor, 4 rulo filmden toplam 48 siyah beyaz karenin çıkacağı ilk fotoğraf çekimlerinden birini gerçekleştirmek için Catlin’in Maida Vale’deki evinin kapısını çaldı. 

35 yıl önceki o günü Catlin “Fotoğraflar, Maida Vale’deki dairemin mutfak masasında doğal ışık altında, Sinéad pencereye dönük otururken tam karşıdan çekildi” cümleleriyle geri çağırdı ve devam etti: “İlk kez o gün tanıştık ancak benden birkaç sokak ötedeki bir daireye yeni taşındığını öğrendim. Çay eşliğinde sohbet ettik ve çekimler boyunca konuşmaya devam ettik. Sinéad’e çok az yönlendirmede bulundum.”

Sinéad O’Connor, daha ikinci teklisi Mandinka ile ilk hit şarkısını arşivine eklemişti. Tabii ki iki yıl sonra Nothing Compares 2 U’nun piyasaya sürülmesinin ardından gelecek baş döndürücü küresel şöhreti henüz deneyimlememişti. Çoktan bir pop yıldızının kamera önünde nasıl davranması gerektiğini biliyordu. Bu fotoğraf çekimi sadece hatırlamasını sağladı. O’Connor, sadece karşı konulamaz albenisiyle değil, aynı zamanda karakteri ve irade gücüyle de kendine has bir ışıltıya sahipti. Vizörden Sinéad’i izleyen Andrew Catlin’in yakalamayı umduğu şey de bu ışıltıydı.

Sinéad O’Connor| Fotoğraf: Andrew Catlin

Catlin, o günkü çekimden elinde kalan dört rulo filmini büyük bir kâğıda bastırdığında her karenin bir mücevher değerinde olduğunu fark etti: “Olağanüstüydü çünkü biraz bulanık portreler ve bazı kadraj taşmaları da dâhil olmak üzere her bir kare onun kim olduğuna dair gerçek bir duyguya sahipti.”

O zamanlar National Portrait Gallery’de fotoğraf küratörü olan Terence Pepper, Catlin’i hayrete düşüren portrelerden ikisini görür görmez satın aldı: “O zamanlar bir fotoğrafın alınması için sanatçının kariyerinin belli seviyeye gelmesi gerekiyordu. Ama o fotoğraflarda farklı bir şey gördü.”

48 kareden oluşan fotoğraflar yıllar boyunca çeşitli sergilerde yan yana gösterilmiş olsa da Catlin, fotoğraf kitabı Sinéad O’Connor – 48’i  hazırlarken fotoğrafları çekildiği kronolojik sıraya göre basmaya karar verdi. Ortaya çıkan sonuç; uzun, samimi ve bilinçsiz bir anın gözler önüne serilmesi oldu. 

Andrew Catlin o günden sonra O’Connor’ı sadece birkaç konserinde fotoğraflasa da bu olağanüstü kompozit portre, yüz yüze işbirliği yaptıkları tek zamanın kanıtı oldu aynı zamanda. Onun eşsiz ruhu, doğal cazibesi ve büyüleyici ışıltısı hakkında çok şey anlatan bir kanıt. Bugünden bakınca yürek burkucu olsa da Sinéad O’Connor’ı nasıl hatırlamamız gerektiğine dair bir ipucu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi