Dünyada her yeri evin yapabilirsin. İstanbul’daki evin, burası olabilir. EMI.

EMI, Mary ve Maya'nın yollarının kesiştiği, Cihangir’deki o kafe. Moskova'dan İstanbul'a uzanan dostluğun ve karşılaşmaların meyvesi. Moskova-İstanbul arası mesafeden daha uzak bir tarihi olan, bugünle konuşan ve yarına uzanacak bir göç hikayesi.
Dünyada her yeri evin yapabilirsin. İstanbul’daki evin, burası olabilir. EMI.

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Tuvaletin kapısı yerine perdesi olduğu günden beri açık EMI. Açıldığı ilk aydan beri de farklı topluluklara ve işbirliklerine ev sahipliği yapıyor. Tüm gün kahvaltı servis eden bir kafe olarak tasarlansa da tavayı iki göz yumurta pişirmek üzere ısıtmadan önce ortamı ısıtıyor. Pop-up ramen restoranından sanat galerisine, sanat galerisinden vintage markete; her şey oluyor bir "kafe" olmadan önce. 

EMI’nin arkasındaki iki arkadaş: Mary ve Maya, Moskova’da ortak bir arkadaşları aracılığıyla tanışıyor. Mary, Maya’nın evinin paralel caddesinde bir kafe açınca Maya, kafenin müdavimi oluyor. Tanışıklık pekişiyor o zamanlar. Misafir-ev sahibi ilişkisinin 2,409.37 ötede, Avrupa’nın nüfus olarak en kalabalık şehrinde, bir başka kafede öngöremedikleri sebeplerle ortaklığa dönüşeceğinden habersizler. Ben de iki yabancı-komşunun bana mutlu kazaları hatırlatacaklarından. 

EMI’yi açıldığı günden bu yana Cihangir’de, hatta İstanbul’un nice semtinde bilmeyen yok. Hikayesini bilenin çok olduğundan emin değilim. Burası, yaşadığı şehirden sayılı gün içinde ayrılarak sahip olduğu her şeyi İstanbul’a getirenlerin, burada bir ev bulma hikayesi. Ve sadece onlar için değil, ait hissetmeye ihtiyacı olan herkes için. Özellikle ben, bunun için buradayım. 

Sisli bir ocak günü. Akşamüstü. Daha önceki gelişime göre birçok şey değişmiş; tuvaletin kapısı ve kapsamlı bir menü var: artık gün boyu kahvaltı servis eden bir kafe burası. Ci Demi’nin sergisi var o sırada. Sıcak-soğuk bir arada. Buradaki gibi. Maya ve Mary siparişleri alıyor ve servisi yapıyor. Mutfakta Season Seven ekibi var: Umut ve Oğuz. İçeriden güzel kokular geliyor. Mahlep diyesim var. Rusça, Türkçe, İngilizce, Fransızca kelimeler kulağıma geliyor. Boş masa yok gibi, sadece uzun masada birkaç sahipsiz sandalye var. Süresiz bir aralıkta, yeni bir ev inşasının ortasındayız. Toz duman, heyecan, yıkım, birleşme, ayrılık, yenilik, özlem ve arayış bir tabakta. Mary için, Maya için ve dünya için. Şu sıralar ve zannediyorum ki bundan sonra da. 

İnsanın içindeki bir hissi ararken süresiz, süreli ve sürekli, yerleşik ve göçebe halleri. 

Son siparişi de götürdükten sonra Mary kahveleri hazırlarken Maya masaya oturuyor. Yerleşiyor. 

Maya: İki yıl önce Moskova’dan buraya tatil için gelen bir arkadaşım bana SOLİ’den bahsetti. O zaman sadece Türkçe yayımlanmış hikayeleri ve rehberleri Google Translate üzerinden çevirerek okuyordum. Nereden nereye! Bu bir döngü. 

Elif: Kesinlikle, bu bir döngü. SOLİ başından beri karşılaşmalar üzerine kurulu. Aslında komşuyuz, ben de Cihangir’de yaşıyorum. Bir gün mahallede yürürken duvarda yazan yazıyı gördüm: "You can make anywhere in this world your home. In Istanbul, it could be here. EMI". Bir SOLİ karşılaşması olduğunu biliyordum. Ev arayışında birileri burada. Ama ne yapıyorlar burada? 

Mary: EMI, emigration kelimesinden geliyor çünkü bir göç hikayesi. Ev hissini arayan herkesin evi burası. Sadece Maya ve Mary için değil. 


"Ev, sevildiğin ve kabul gördüğün yerdir."


Elif: Ev nedir, neresidir?

Maya: Ev, sevildiğin ve kabul gördüğün yerdir. Kendin olabildiğin. Tanıdık gelen.

Mary: Tanıdığın ve ortak ilgilere sahip olduğun insanlarla uzun bir sofra etrafında bir araya gelebildiğin yerdir ev. Bu uzun sofrayı kurabildiğin yerde evde hissedebilirsin. Sanırım bu yıl artık burada evde hissedebiliyorum. 

Elif: Tanıdık geldi bu tanımlar bana. İstanbul’la ve Cihangir’le nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Burası artık o uzun masaların kurulabildiği bir yer mi? 

Mary: Eğer her gün gittiğin kafedeki garsonun adını biliyor ve onu tanıyorsan, mahallede yürürken kuaförüne selam verip yola devam ediyorsan, günün orta yerinde kendine sakin bir köşe bulabiliyorsan artık oralı sayılırsın. Moskova’da sekiz yıl yaşadım, doğduğum şehir yerine Moskovalı olduğumu söylemeye başlamıştım. Şimdi İstanbulluyum diyorum. Eğer sen de burayı gelip bizimle buraya, mahalleye ve şehre dair konuşmak istediysen bizi buranın bir parçası olarak görüyorsun demektir. Sen görüyorsan, buralıyız demektir. 

Maya: Aslında ben de kendimi buralı olarak görüyorum. Burada evde hissediyorum. Mahalledeki herkesi tanıyorum, onlar da beni. Evde hissetmek için dört duvarı olan bir apartman dairesine ihtiyaç yok. Bu, mahalleye oradan da şehre taşan bir his. 

"Anneme ülkeden ayrılmak istediğime dair bir mesaj yazdım. Aynı gün içinde ikinci mesajım 'Ben İstanbul'dayım.' oldu."


Elif: Her göç hikayesinin arkasında bir kaçış ya da arayış var bence. Kendinden, evden, kabuğundan, insanlardan, duygulardan: duyguları, insanları, özgürlüğü, yaşama hakkını, evi, kendini. Siz nasıl ve neden İstanbul’a yerleşmeye karar verdiniz? 

Maya: Savaş başladığında her şeyimizi bir hafta içinde topladık. O dönem Rusya’da yaşamak ve çalışmak için zor bir zamandı. Özellikle de uluslararası bir şirkette çalışıyorsan. Durum böyle olunca İstanbul’a gelmeye karar verdik çünkü vize almamıza gerek yoktu. Diğer yandan da yarı Türk yarı İngiliz bir arkadaşımız İstanbul’daydı. Bizden bir ay önce buraya gelmişti ve ne yapacağımıza karar verene kadar onda kalabileceğimizi söyledi. Her şey olacağına varır. Vardı. İki yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Oldukça heyecan verici bir macera gibi geliyor bana çünkü her şey spontane bir şekilde ilerledi. Her şey, olması gerektiği gibi. 

Mary: Benim de benzer bir hikayem var. Buraya taşınmadan önce Moskova’da bir kafe işletiyordum. Fakat aslında tıp okudum. Savaş zamanı doktorlara yapılan çağrı üzerine düşündüm ve sonra anneme ülkeden ayrılmak istediğime dair bir mesaj yazdım. O gün anneme gönderdiğim ikinci mesaj "Ben İstanbul’dayım." oldu. 1 Ekim 2022’de buraya geldim. İstanbul’daki bir arkadaşımın yanında kaldım. Eğer Schengen vize randevumu uyuyakalıp kaçırmasaydım Barcelona’ya kardeşimin yanına gidebilirdim. Ne şans ama. 

Buraya geldiğimde İstanbul’da yaşamak istediğim yegane mahallenin Cihangir olduğuna karar vermiştim. Bugüne kadar çok seyahat ettim, kendime en yakın bulduğum Avrupa kültürü. Bu kültürün en baskın olduğu mahalle İstanbul’da Cihangir. Neyse ki bir hafta içinde yakınlarda bir daire buldum ve taşındım. Ev sahibim de Rustu ve Rusya’da doğduğum şehirdendi. 

Elif: Büyük şans. Ev arayışıyla paralel olarak buraya daha da yerleşmek üzere bir yer açmayı düşünüyor muydunuz? 

Mary: Aslında evet. Evim EMI’den iki cadde aşağıda. EMI’nin olduğu dükkanı da taşındıktan sonra mahallede yürüyüş yaparken buldum.

Maya: Buraya yerleştikten sonra ikimizin de aklındaki fikirler bir araya geldi: Kafe ve birçok amaca hizmet eden bir galeriyi bir çatı altında bir araya getirmek. Moskova’da mimar olarak çalışıyordum ve iki yıllık da bir sanat galerisinde çalışma deneyimim vardı. Her zaman kendimi ifade edebileceğim, sanat yönetmenliği becerilerimi geliştirebileceğim ve etkinlik düzenleme konusunda deneyim edinebileceğim, multidisipliner bir yer açmak istiyordum. Diğer yandan dil bariyeri sebebiyle de burada mimarlık yapamayacağımı biliyordum ve üretme iştahım vardı. Sonra bu fikirlerimi Mary ile paylaştım. 

"Bir şehirde kafe açtıktan sonra, orada lokal oluyorsun. Bu romantik bir fikir değil. Bir yerde bir dükkanın olduğunda o ülkenin koşullarını ve her yönünü açıklıkla görmeye başlıyorsun."


Mary: Bir tane kafe açtığınızda, gerisi geliyor. Annem doktor, babamsa şef. Ben de mutfakta büyüdüm ama tıp okudum. Sonra gidip Moskova’da kafe açtım. 

Elif: Evden ayrılıp başka bir şehre gittiğinde "evden" bir şeyler götürerek oraya yerleştiğini söyleyebilir miyiz?

Mary: Kendi kafemi açtığımda kendi alanıma sahip olduğumu hissettim. 

Elif: Maya, senin için bir mekan üzerinden bir yerle ilişki kurmak nasıl bir süreç?

Maya: Yerleşmeye çalıştığın bir şehirde herkese açık bir yerin olunca, köklenmeye başladığını hissediyorsun. İstanbul bir sürü kumaşın üst üste eklendiği bir yer. Her kumaşın kendine özgü bir deseni var. Şehrin her tarafının da öyle. Durum böyle olunca şehirde farklı topluluklar da kendine yer edinmiş. Bu çeşitlilik ve farklılık içinde kendimi bir bütünün bir parçası gibi hissediyorum. EMI de bunu temsil ediyor. İstanbul’da farklı insanların bir araya geldiği bu topluluk sayesinde burada dünyanın merkezinde gibi hissediyoruz.

Elif: Dünya haritasında kendini bir yere işaretlemek gibi. EMI’yle birlikte İstanbul’la ilişkiniz nasıl değişimler geçirdi? 

Mary: EMI bizim için bir üs oluşturuyor. Bir şehirde kafe açtıktan sonra, orada lokal oluyorsun. Bu romantik bir fikir değil. Bir yerde bir dükkanın olduğunda o ülkenin koşullarını ve her yönünü açıklıkla görmeye başlıyorsun. Ekonomi ve siyaset seni ilgilendirmeye başlıyor. Turistken ya da sadece bir yabancıyken gerçeklikten çok uzaksın.

Elif: Bugüne kadar EMI’de işbirliği yaptığınız kişilerle nasıl tanıştığını merak ediyorum. Büyükada’ya kadar uzanıyor yolculuk Cihangir’den. İstanbul’da "tanıdık-yabancı" olarak yeni ilişkiler kurmak nasıl mümkün oldu? 

Mary: İstanbul büyülü bir şehir. Sanırım bu sorunun cevabı burada saklı. Biz sadece hayatımızı yaşamaya devam ettik ve insanlarla tanıştık. 

Maya: Buna mutlu kazalar diyebiliriz.


Elif: Bunu hatırlamak iyi geldi. Peki, mutfağı emanet ettiğiniz Season Seven ekibiyle nasıl tanıştınız?

Mary: Mahallenin samimi şef restoranı Rutin’de Season Seven’ın ilk ramen etkinliklerine katılmıştım. Mekan hınca hınç doluydu, barda oturuyorduk. Season Seven’ın kurucularından Oğuz da tezgahın arkasındaydı. Ramenin tadına baktım ve çok beğendim. Söylemeliyim ki baya zor beğenirim. Sonra Oğuz’a bizim için menü yapıp yapamayacağını sordum. "Olur, neden olmasın!" dedi.

Maya: Mary, Season Seven'ın ramenlerini denedikten sonra bana "Aradığımız şefleri buldum!" diye mesaj attı. O sırada mutfağımız da yoktu, Oğuz ve Umut bize evde tüm menüyü denettiler. Türkiye'de gerçekten "Avrupa usulü" diyebileceğimiz kahvaltılar pek yok. Hem bu sebeple hem de sevdiğimiz için EMI’de tüm gün farklı ülke mutfaklarından kahvaltı servis etmek istiyorduk. Oğuz ve Umut da bu isteğe yanıt verdi ve harika bir iş çıkardılar. Zaten Ramen pop-up'larından belli bence başarıları. Sanırım her etkinlikte tüm ramen bir ya da iki saat içinde bitiyor.

Elif: Evet, oldukça iyiler. Bu sebeple ben daha hiç bir porsiyon rameni kendi başıma yiyemedim. Şimdi, hayalini kurduğunuz menüye sahipsiniz. İlk geldiğimde sadece kurabiye ve filtre kahve servis ediyordunuz. Nereden nereye.

Maya: Evet, Jacqueline’den aldığımız kurabiyeleri üzerine vanilyalı dondurma ve tarçın koyarak servis ediyorduk. EMI’nin spesiyali oldu bu. Herkes bu kurabiyeyi soruyordu. Bazıları hala menüyü bile görmek istemeden kurabiye sipariş ediyor. 


Elif: Bunun yanında o dönemde mutfağınız yokken menüde birçok şeyi civardaki mekanlardan tedarik ettiğini biliyorum. Cihangir’de küçük toplulukların ve işletmelerin birbirini desteklediği bir ortam var mı? 

Maya: Bizim deneyimimize göre, evet. Dükkanın hazır olmadığı süreçte lokal sanatçıları işbirliği yapmaya davet ettik. Birkaçıyla sergi açtık. Bu sırada kahvemiz ya da yemeğimiz, hatta bunları hazırlayabileceğimiz bir mutfağımız bile yoktu. Bu sebeple Cihangir’deki küçük işletmelerden ürünler almaya başladık. Mesela Mayko, Cuppa, Norm, Jacqueline… Jacqueline bunun en iyi örneklerinden biriydi. Hâlâ birlikte çalışıyoruz. 

"Tuvaletin kapısı bile yoktu. İnsanlar burayı neden açtığımızı sorguluyordu."

Elif: EMI’nin doğasındaki spontaneliği ve işbirlikçiliği iyi anlatan bir örnek bu. Mutfağı ve tuvaletinin kapısı bile olmayan bir kafe açtınız, komşudan geleni servis ettiniz. Tabela yerine duvara bir yazı yazdınız: "Burası ev olabilir," dediniz. Bir yerli olmayı yalnızca zaman faktörüyle ölçmek abesle iştigal belki ama yedi göbek İstanbullunun, İstanbul’u evi yapmaktan vazgeçtiği bir dönemde sizi burada tutan, EMI’nin kapılarını açtıran ne oldu? 

Mary: Burada tanıştığımız ve bağ kurduğumuz insanlar. İnsanların yardımseverliği ve açıklığı. Burayı açtığımızda ne bir mobilya ne de mutfak ekipmanı vardı. İnşaat bir buçuk ay kadar ertelendi. Planlar sürekli değişiyordu. Tuvaletin kapısı bile yoktu. İnsanlar burayı neden açtığımızı sorguluyordu ama mesele duvarlar, kapılar, eşyalar değildi.

Elif: "Evi" inşa etme sürecinde kimdi yardıma gelenler? Buradaki topluluğunuz mu, mahalleli mi yoksa tanımadığınız insanlar mı? 

Mary: Önceleri mahalleden insanlar gelmeye başladı. Sonra bizi bir şekilde duyan, daha uzaktan gelenler oldu. Bu sırada lokal sanatçılarla iletişime geçip onlara burada bir alan açmaya çalışıyorduk. Bu sırada mahallelinin bir araya geldiği birçok sergi, tadım etkinliği, vintage market düzenledik.

Maya: Bir mimar olarak EMI benim için o sırada bitmemiş bir projeydi. Menüde kurabiyeden ve kahveden başka bir şey yoktu ve yine de insanlar gelip burayı görmek istiyorlardı. Rusya’dan buraya yerleşen insanlar da geldi tabii civarda yaşayan expat’lar da Kadıköy’de yaşayan ve bizi bir şekilde duyan insanlar da. Kapımız herkese açıktı. Duvarda yazdığı gibi. 

Elif: Belki bir şekilde buranın "boş" ve "bitmemiş" olması insanlara buranın içinde bir hayal ya da fikri filizlendirecek alan bırakıyordu, kim bilir. 

Mary: Bence EMI bu süreçte kendi başına bir karaktere dönüştü, logodaki yüz gibi. 

Elif: Mahallede insanların EMI’yi bu kadar kolaylıkla benimsemesinin arkasında sizce ne var? 

Maya: Biz hayatı yaşıyoruz, bu sırada insanlarla tanışıyoruz, onlar buraya geliyor. Bizimle birlikte EMI de yerleşiyor. 

Fotoğraflar: Deniz Sabuncu

Editörün notu: Mary ve Maya’nın Moskova’dan İstanbul’a gelip burada bir ev bulma hikayesinin tamamı SOLİ'nin ilk sayısında. Baharda.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

#3 Mahallede: Maya ve Mary ile Cihangir’de

Maya ve Mary'nin yollarının kesiştiği EMI’de, Moskova-İstanbul arası mesafeden daha uzak bir tarihi olan, bugünle konuşan ve yarına uzanacak bir göç hikayesi gizli.

09 Şub 2024

EMI Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Elif Bayram

Editor-in-chief, Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı