JUNIOR: KENDİ BEDENİNİ SEVMEK


Uzun ömürlü moda için Yaşasın Kıyafetler Hareketi
Dünyamızın ekolojik ve ekonomik geleceği için moda endüstrisinin uzun ömürlülüğünü sağlayacak bir dönüşüm şart . Moda endüstrisinin sürdürülebilirliğini mümkün kılmak için; malzemenin doğal kaynaklı olması, geri dönüşüm ürünlerinin…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
bell hooks, kadınların “doğaları gereği” erkeklerden daha sevgi dolu olduğuna dair yanılgının söz konusu kadının kendi bedenini sevmesi olduğunda çürütüldüğünü söylüyor. Eril kalıplara sıkıştırılmış temsilleriyle karşımıza çıkan bedenler, kendi bedenimizle ilişkimizi de etkiliyor. Gerçekçilikten uzak güzellik trendleri; sosyal medyada kullandığımız filtreler; kadınları zayıf, tüysüz ve feminen gösteren reklamlar bize sürekli kadın bedeninin nasıl görünmesi gerektiğini öğütlüyor. Bu kalıplara uymadığımızda da sahip olduğumuz bedenle bize telkin edilen arasındaki fark, kendimize yabancılaşmamıza neden oluyor. Örneğin, ergenlik döneminde değişim geçirmeye başlayan bedenimizden utanmaya başlıyoruz ve beden algımız bozuluyor.
"Bedenin yarattığı dehşet," denince akla gelen ilk isimlerden biri elbette ki son zamanlarda Titane filmiyle adından söz ettiren Julia Ducournau. 2011 yılında çektiği kısa filmi Junior, tam da ergenliğin bedensel değişimlerinin yarattığı utanç ve dehşeti metaforik bir anlatımla gözler önüne seriyor. Filmin açılış sahnesinde baş karakter bedeninin şeklini belli etmemek için kat kat ve bol kıyafetler giyen bir genç olarak karşımıza çıkıyor.
Daha sonra fark ediyoruz ki Junior, oğlanlardan oluşan arkadaş grubuna kendisini kabul ettirmek için cinsiyetçi hatta kadın düşmanı sözler söylemekten ve "sürtük damgası" yapıştırmaya (slut-shaming) başvurmaktan çekinmeyen biri. Fakat arkadaş grubu dinamikleri içinde hiçbir zaman “oğlanlardan biri” olarak algılanmadığını, onun yeteri kadar “kız gibi” olmadığına yapılan vurgulardan anlıyoruz.
Filmin can alıcı noktası: Midesini üşüttükten sonra evde kalması gereken Junior’ın bedeni değişim geçirmeye başlıyor ve tıpkı bir yılanın deri değiştirmesi gibi tüm cildi soyuluyor. Odasının çeşitli yerlerine akışkan bir sıvı eşliğinde dağılan deri parçaları ve bedenini de kaplayan bu sıvı aslında cinsiyet kimliğinin ve bedenin akışkanlığına işaret ediyor.

Junior (2011)
Boyunun uzaması nedeniyle ablasının vücut hatlarını belli eden kıyafetlerini giymek zorunda kalan Junior, okula döndüğünde elbette ki oğlanların şaşkın ve aynı zamanda hayran bakışlarıyla karşılaşıyor. Yüzeysel bir değerlendirme yapacak olsaydık bunun bir çirkin ördek yavrusu kuğuya dönüştü klişesi olduğunu söyleyebilirdik ama bu daha feminen görünüşün dışardaki gözler tarafından ona atfedilen bir etiket olduğunu Junior’ın davranışlarının değişmemesinden anlıyoruz. Hatta oğlanlar ona “Justine,” diye seslenmeye başladığında onları sert bir sesle uyararak tepki gösteriyor — bedeni değişiyor olsa da Junior yine aynı Junior.
Asıl değişim: Kahramanın kendi bedeni ve dolayısıyla çevresindeki kızlarla ilişkisi de metamorfoza uğruyor. Daha önce "sürtük damgası" yapıştırdığı kızlardan birinin arkadaşıyla derisinin soyulmasına dair yaptığı konuşmaya kulak misafiri olduktan sonra işler değişiyor — sonrasında ilk defa oğlanların cinsel şiddetine karşı çıkarak izinsizce ablasını elleyen oğlanlardan birine haddini bildiriyor. Ablasıyla arasında bir duygu yoldaşlığının başladığını gösteren kısa bakışma sahnesi bell hooks’un şu sözlerini hatırlatıyor:
Kadın bedeninin her türlü değersizleştirilmesine ve alçaltılmasına hayır demek sevgi dolu bir pratiktir.
Kısacası: Junior ergenliğin yaşattığı bedensel dehşeti cinsiyetçi kalıpların ötesinde deri değiştirme metaforu üzerinden anlatırken farklı bir temsiliyet alanı açıyor ve hem bedenin hem de cinsiyetin ne kadar akışkan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Oğlanların kadın düşmanlığı ve cinsiyetçiliği üzerinden güzel ve çirkin ya da feminen ve maskülen gibi ikiliklerin daha çocukken toplum ve çevre tarafından bize atfedilen etiketler olduğuna dikkat çekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sevgiye dair anlatılar neden cinsiyetlendirilmiş? bell hooks sevgi edimi hakkında ne düşünüyor? "Sevgi arayışı"nın patriyarkayla ne alakası var?
01 Şub 2022

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
13 Eki 2026

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.



