JUNIOR: KENDİ BEDENİNİ SEVMEK

Ergenliğin yaşattığı bedensel dehşeti cinsiyetçi kalıpların ötesinde deri değiştirme metaforu üzerinden anlatmak.
JUNIOR: KENDİ BEDENİNİ SEVMEK

1 Şubat - Vanish / Yaşasın Kıyafetler - ANGST
Vanish / Yaşasın Kıyafetler ile birlikte

Uzun ömürlü moda için Yaşasın Kıyafetler Hareketi Dünyamızın ekolojik ve ekonomik geleceği için moda endüstrisinin uzun ömürlülüğünü sağlayacak bir dönüşüm şart . Moda endüstrisinin sürdürülebilirliğini mümkün kılmak için; malzemenin doğal kaynaklı olması, geri dönüşüm ürünlerinin üretimlere dâhil edilmesi, kıyafet ömrünün daha uzun süreli olması ve üretim-tüketim aşamalarında geri dönüşümün sağlanabilmesi gerekiyor. Kıyafetlerin ömrünü uzatmak neden önemli? Çünkü sadece bir tişörtün üretiminde 2.7 ton , bir pantolon üretiminde ise 9 ton su harcanıyor. Yılda 100 milyar kıyafet üretildiğini düşünürsek, harcanan su miktarını hayal bile etmek oldukça güç. Su kirliliğinin ikinci büyük sebebi, kıyafet üretiminde kullanılan boyar maddeler. Bir kıyafet ortalama 40 yıkamadan sonra kullanılmıyor. Bağışlanıp toplanan kıyafetlerin sadece %0,1’i geri dönüştürülerek tekstil üretiminde kullanılıyor. Vanish, Türkiye’nin en güvenilir kadını Müge Anlı ile kıyafetlerin üretim sürecinde harcanan tonlarca suya dikkat çekmek ve kıyafetlerimizin ömrünü uzatarak suyumuzu korumak için Vanish ile Yaşasın Kıyafetler Hareketi’ ni başlattı. Tarlada pamuğun üretiminden fabrika kıyafetler üretilene kadar tonlarca su tüketiliyor. Yaşasın Kıyafetler Hareketi ; kıyafetlerimizin ömrünü uzatarak suyumuzu korumamız gerektiğine dikkat çekip, kıyafetlerin eskisi kadar dayanıklı üretilmemesi ve yanlış yıkama alışkanlıklarıyla ömrünün kısalması sorunlarına çözüm sunuyor. Bu hareket, tüketicileri doğru yıkama alışkanlıklarına sahip olarak sorumlu tüketimin parçası olmaya davet ederken, kıyafetlerin ömrünü uzatarak su kaynaklarımızı korumak için de çağrıda bulunuyor. Tam da bu noktada, doğaya ve suya sahip çıkan Vanish Multipower öne çıkıyor. Çünkü Vanish Multipower kıyafetlerin ömrünü uzatıyor. Böylece sevdiğimiz kıyafetlerin keyfini daha çok çıkarmamız ve suyumuza sahip çıkmamız mümkün oluyor. Sıra sizde: Siz de Yaşasın Kıyafetler Hareketi’ne katılarak uzun ömürlü moda akımına dahil olabilir, sorumlu tüketimin bir parçası olarak sürdürülebilir bir dünya inşa etmeye katkı sağlayabilirsiniz. Yaşasın Kıyafetler Hareketi’yle ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için yasasinkiyafetler.com’u ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İmran Gökçe Şahin

bell hooks, kadınların “doğaları gereği” erkeklerden daha sevgi dolu olduğuna dair yanılgının söz konusu kadının kendi bedenini sevmesi olduğunda çürütüldüğünü söylüyor. Eril kalıplara sıkıştırılmış temsilleriyle karşımıza çıkan bedenler, kendi bedenimizle ilişkimizi de etkiliyor. Gerçekçilikten uzak güzellik trendleri; sosyal medyada kullandığımız filtreler; kadınları zayıf, tüysüz ve feminen gösteren reklamlar bize sürekli kadın bedeninin nasıl görünmesi gerektiğini öğütlüyor. Bu kalıplara uymadığımızda da sahip olduğumuz bedenle bize telkin edilen arasındaki fark, kendimize yabancılaşmamıza neden oluyor. Örneğin, ergenlik döneminde değişim geçirmeye başlayan bedenimizden utanmaya başlıyoruz ve beden algımız bozuluyor.

"Bedenin yarattığı dehşet," denince akla gelen ilk isimlerden biri elbette ki son zamanlarda Titane filmiyle adından söz ettiren Julia Ducournau. 2011 yılında çektiği kısa filmi Juniortam da ergenliğin bedensel değişimlerinin yarattığı utanç ve dehşeti metaforik bir anlatımla gözler önüne seriyor. Filmin açılış sahnesinde baş karakter bedeninin şeklini belli etmemek için kat kat ve bol kıyafetler giyen bir genç olarak karşımıza çıkıyor. 

Daha sonra fark ediyoruz ki Junior, oğlanlardan oluşan arkadaş grubuna kendisini kabul ettirmek için cinsiyetçi hatta kadın düşmanı sözler söylemekten ve "sürtük damgası" yapıştırmaya (slut-shaming) başvurmaktan çekinmeyen biri. Fakat arkadaş grubu dinamikleri içinde hiçbir zaman “oğlanlardan biri” olarak algılanmadığını, onun yeteri kadar “kız gibi” olmadığına yapılan vurgulardan anlıyoruz. 

Filmin can alıcı noktası: Midesini üşüttükten sonra evde kalması gereken Junior’ın bedeni değişim geçirmeye başlıyor ve tıpkı bir yılanın deri değiştirmesi gibi tüm cildi soyuluyor. Odasının çeşitli yerlerine akışkan bir sıvı eşliğinde dağılan deri parçaları ve bedenini de kaplayan bu sıvı aslında cinsiyet kimliğinin ve bedenin akışkanlığına işaret ediyor.

Junior (2011)


Boyunun uzaması nedeniyle ablasının vücut hatlarını belli eden kıyafetlerini giymek zorunda kalan Junior, okula döndüğünde elbette ki oğlanların şaşkın ve aynı zamanda hayran bakışlarıyla karşılaşıyor. Yüzeysel bir değerlendirme yapacak olsaydık bunun bir çirkin ördek yavrusu kuğuya dönüştü klişesi olduğunu söyleyebilirdik ama bu daha feminen görünüşün dışardaki gözler tarafından ona atfedilen bir etiket olduğunu Junior’ın davranışlarının değişmemesinden anlıyoruz. Hatta oğlanlar ona “Justine,” diye seslenmeye başladığında onları sert bir sesle uyararak tepki gösteriyor — bedeni değişiyor olsa da Junior yine aynı Junior. 

Asıl değişim: Kahramanın kendi bedeni ve dolayısıyla çevresindeki kızlarla ilişkisi de metamorfoza uğruyor. Daha önce "sürtük damgası" yapıştırdığı kızlardan birinin arkadaşıyla derisinin soyulmasına dair yaptığı konuşmaya kulak misafiri olduktan sonra işler değişiyor — sonrasında ilk defa oğlanların cinsel şiddetine karşı çıkarak izinsizce ablasını elleyen oğlanlardan birine haddini bildiriyor. Ablasıyla arasında bir duygu yoldaşlığının başladığını gösteren kısa bakışma sahnesi bell hooks’un şu sözlerini hatırlatıyor: 

Kadın bedeninin her türlü değersizleştirilmesine ve alçaltılmasına hayır demek sevgi dolu bir pratiktir.

Kısacası: Junior ergenliğin yaşattığı bedensel dehşeti cinsiyetçi kalıpların ötesinde deri değiştirme metaforu üzerinden anlatırken farklı bir temsiliyet alanı açıyor ve hem bedenin hem de cinsiyetin ne kadar akışkan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Oğlanların kadın düşmanlığı ve cinsiyetçiliği üzerinden güzel ve çirkin ya da feminen ve maskülen gibi ikiliklerin daha çocukken toplum ve çevre tarafından bize atfedilen etiketler olduğuna dikkat çekiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

❤️ ANGST 22: SEVGİ BİR KADIN MESELESİ Mİ?

Sevgiye dair anlatılar neden cinsiyetlendirilmiş? bell hooks sevgi edimi hakkında ne düşünüyor? "Sevgi arayışı"nın patriyarkayla ne alakası var?

01 Şub 2022

❤️ ANGST 22: SEVGİ BİR KADIN MESELESİ Mİ?

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?
AngstAngst

HİKAYE

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Pelin Cengiz

·

12 Ağu 2026

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?
AngstAngst

HİKAYE

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Elif Bayram

·

12 Ağu 2026

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?
AngstAngst

HİKAYE

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?

Tuğçe Isıyel

·

09 Ağu 2026

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış