Kalkınmanın jeoekonomisi: Küresel ticarette yeni dönem

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2026 yılı, ABD-İran savaşının etkisiyle yükselen enerji fiyatları, artan hammadde maliyetleri, hammadde teminindeki aksaklıklar ve girdi maliyetlerindeki artışla birlikte yeniden yüksek enflasyon endişelerinin gölgesinde seyrediyor.
ABD Başkanı Trump’ın dünyanın birçok ülkesine uyguladığı tarifeler, küresel ticaretin önünde engel oluşturuyor. Ancak dünyada üretimin ve ticaretin yapılış biçimi de değişiyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan UNCTAD Ticaret ve Kalkınma Raporu 2026’nın başlığı “Kalkınmanın Jeoekonomisi”. Rapor geçen hafta yayımlandı. İçerisinde son derece önemli bilgiler var.
Rapora göre;
Geleneksel “küreselleşme” dönemindeki temel amaç, üretimi en ucuz, en hızlı ve en verimli lokasyonda gerçekleştirmekti. Bu sistem, tüm paydaşların kazanç sağladığı pozitif toplamlı bir oyun anlayışına dayanıyordu. Ancak günümüzde küresel ekonomi, devletlerin stratejik ve jeopolitik hedeflerine ulaşmak için iktisadi ve finansal araçları doğrudan sahaya sürdüğü jeoekonomi çağına doğru evrildi. Yeni düzende (jeoekonomik düzende), piyasa verimliliğinin yerini ulusal güvenlik ve stratejik üstünlük arayışına dayanan sıfır toplamlı oyun aldı.
Rapor, küreselleşme dönemini herkesin en kaliteli ve en ucuz ürünü serbestçe alıp satabildiği devasa bir açık mahalle pazarına benzetiyor. Yeni jeoekonomik düzen için ise pazar yerinin dağıldığı, kuralların güvenlik gerekçesiyle sınırlandığı, girişlerin katı şartlara bağlandığı ve sadece belirli müttefiklerin kabul edildiği özel ve korumalı bir kulüp metaforunu kullanıyor.
Yine rapora göre jeoekonomik düzenin üç temel özelliği var. Bunlar;
- Ekonomik ve Ulusal Güvenlik Sınırlarının Bulanıklaşması: Dijital teknolojiler ve yapay zekâ odaklı gelişmeler, ticari ürünler ile ulusal güvenlik teknolojileri arasındaki çizgiyi belirsizleştirdi. Artık sınırlar eskisi kadar keskin değil.
- Jeopolitiğin Ticareti Şekillendirmesi: Ticaret politikaları, tedarik rotaları ve uzun vadeli rekabet yapıları artık şirketlerin kâr hırsından ziyade jeopolitik önceliklere göre şekilleniyor.
- Çok Taraflı Kurumların Zayıflaması: Küresel ticarette kuralları koyan ve anlaşmazlıkları çözen çok taraflı sistemdeki kurumsal dengeleyiciler (örneğin Dünya Ticaret Örgütü), işlevselliğini ve kısıtlayıcı gücünü giderek kaybediyor.
Küreselleşme döneminde maliyetleri düşürmek ve verimliliği artırmak için kurulan küresel tedarik zincirleri ve karşılıklı ekonomik bağımlılık ağları, günümüzde devletler tarafından baskı aracı ve koz olarak kullanılıyor. Üretim zincirindeki tek bir kritik düğüm noktasına (örneğin gelişmiş yarı iletkenler veya kritik mineraller) sahip olan devletler, bu bağımlılığı diğer ülkelere karşı stratejik bir silah olarak kullanıyor.
Bu yeni düzende Asya her zamankinden daha belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Artık rekabette sadece Çin yok.
Asya’nın 2026 yılında küresel büyümenin %59’una katkıda bulunması beklenirken, Hindistan’ın büyüme oranının %7,3 olması tahmin ediliyor. Çin %4,5 ve Endonezya %5,2 ile öne çıkan ülkeler. Bölgedeki diğer yüksek performans gösteren ülkelere baktığımızda, Kırgızistan (%8,8), Moğolistan (%7), Tacikistan (%6,6), Özbekistan (%7,9) ve Vietnam (%7,8) yüksek büyüme beklentilerinin olduğu ülkeler arasında yer alıyor.
Gelişmekte olan Asya ekonomilerinden bazıları gelişmiş ülkelerle aralarındaki gelir farkını kapatmaya devam ederken, dünyanın diğer gelişmekte olan ülkelerinde yakınsama 2010’ların ortalarından beri duraklamış durumda. Asya’nın yükselişinin büyük bir bölümünü sağlayan sanayi yolunu diğerlerinin izlemesi giderek zorlaşıyor. Asya’daki öncü ülkeler dışarıda bırakıldığında, gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğu ile gelişmiş ülkeler arasındaki kişi başına düşen gelir farkının kapanması neredeyse durdu.
Yüksek küresel faiz oranları, dış borç servis maliyetlerinin bütçeleri altüst etmesi, sıkılaşan finansal koşullar ve enerjide dışa bağımlılık nedeniyle bu ülkeler ciddi bir duraklama yaşıyor. Üstelik yapay zekâ teknolojisinin bu kadar ilerlediği, tüm üretim süreçlerinin yeniden şekillendiği, işçilik maliyetlerinin payının giderek düştüğü bu yeni düzende, gelişmekte olan ülkelerin birbirleri arasındaki gelişmişlik farkını kapatabilmeleri de neredeyse imkânsız hâle geliyor. Gelişmekte olan ülkelerden bir kısmı artık daha az gelişmiş ülkelere dönüşüyor.
Raporda yer alan üç ülke bu açıdan oldukça dikkat çekici.
- Demokratik Kongo Cumhuriyeti, küresel kobalt madenciliği üretiminin ezici çoğunluğunu elinde tutmasına rağmen, çıkarılan madenin işlenmesi ve katma değer yaratılması süreçlerinde uluslararası madencilik şirketlerine bağımlı kalma ikilemini yaşıyor.
- Meksika, ABD ile coğrafi yakınlığını kullanarak imalat ve otomotiv ağlarında “yakın kıyıda üretim” avantajı yakalamasına rağmen, bu avantajını ülke geneline yayılan bir iş gücü verimliliği artışına dönüştürmekte zorlanıyor.
- Malezya, gelişmiş sanayileşme sürecinde imalat sanayi katma değerini artırmasına rağmen yapısal bir verimlilik tavanı ile karşı karşıya.
Doğu Asya, yarı iletkenler ve ileri düzey bilişim teknolojileri üretimindeki hızlı artışın merkezinde yer alıyor. Küresel mal ticaretinin temel itici gücünü artık yapay zekâ ürünleri oluşturuyor. Fakat yapay zekâ bağlantılı ticaretteki büyüme, tüm gelişmekte olan ülkeler için aynı kazanımları sağlamıyor. Küresel değer zincirlerinin sunduğu kazanımlardan yararlanmak için daha fazla uzmanlaşmaya ihtiyaç var.
2020-2025 dönemi verilerine göre, yarı iletkenler, enerji dönüşümü teknolojileri ve yapay zekâ altyapısı gibi yüksek katma değerli stratejik sektörlerde duyurulan yeni yatırım projelerinin (greenfield yatırımların) değerinin yaklaşık %70’i gelişmiş ekonomilere gidiyor.
Küresel şirketler ve devletler artık üretim zincirlerini kurgularken yalnızca “en düşük maliyet” peşinde koşmuyor. Bunun yerine jeoekonomik uyum, coğrafi yakınlık ve risk azaltma hedefleri öne çıkıyor.
Küreselleşmenin tamamen sona erdiğini söylemek henüz mümkün değil. Dünya ticareti bütünüyle daralmıyor, ancak stratejik bloklar ve katı düzenleyici standartlar doğrultusunda yeniden yönlendiriliyor. Geleneksel anlamdaki küreselleşme, verimlilik odaklı serbest pazar anlayışından stratejik, güvenlik odaklı ve parçalanmış bir jeoekonomik modele doğru dönüşüyor. Bu dönüşümde ayakta kalmak için teknolojik yeterlilik ve dönüşüm kabiliyeti, yenilenebilir enerjiye dayalı dirençli ekonomik yapı ve güçlü bölgesel iş birlikleri gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İş Bankası’nın ana destekçiliğinde 2017'den bu yana süren Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemi, çevrimiçi düzenlenen Demo Day etkinliğiyle tamamlandı. Yapay Zekâ Fabrikası’nın yürüttüğü bu dönemde 10 teknoloji girişimi mezun oldu. Dönemi öne çıkaran iki gelişme var: Mezunların 10'da 8'i işini doğrudan yapay zeka üzerine kuruyor ve seçim süreci bu kez bilinçli olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’in dışına açıldı. Yeni mezunlarla birlikte programın toplam mezun sayısı 198'e ulaştı.
05 Kas 2026

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi 29-30 Ekim'de Ankara'da yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT'nin üyesi; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemcisi. Zirvenin sonunda üye devletler 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Bildiri ortak alfabeden küp uyduya, savunma sanayisi kolejinden ulaşım koridorlarına kadar pek çok konuyu kapsıyor.

ABD’de 2026 ara seçimlerinin Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanması, Amerikan ekonomisi ve küresel finansal piyasalar açısından yeni bir siyasi denge oluşturdu. Ancak seçim sonuçlarının ekonomi politikalarında radikal bir yön değişikliğinden ziyade, yürütme ve yasama organları arasındaki anlaşmazlıkları artırması bekleniyor.

ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?




