“Kapsayıcı Olimpiyat Ruhu” kimleri kapsamıyor?


Punto'nun 23 Temmuz’da Tokyo’da düzenlenecek Yaz Olimpiyatları için her ayın üçüncü çarşambası yayımlanacak şekilde kurguladığı beş sayılık bülten serisinin üçüncü sayısı; Socrates ve Serbest Atış'ın destekleriyle hazırlandı.
Daha fazlasını öğren →
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Olimpiyatlarda herhangi bir eşitsizliğin yaşanmadığı düşünülse de oyunların yapılandırılması, etkinliği organize edenlerin istekleri üzerine kuruluyor. Bu organizasyon, içerisindeki cinsiyet dinamiklerine ilk bakışta saygılı gibi görünse de “kadın sporunun” tarihine ilişkin dikkatlice düşünülmüş bir bakış açısına ihtiyaç var.
1900'lerin başında, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) kadınların yalnızca birkaç etkinlikte yarışmasına izin verdi ve 20 Mayıs-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen Paris Olimpiyatlarına 22 kadın katıldı. Yelkenci Hélène de Pourtalès Olimpiyat tarihinin ilk kadın şampiyonu; Charlotte Cooper ise tek bayanlar tenis finalini kazandıktan sonra Olimpiyat şampiyonu olan ilk kadın tenisçi oldu. Olimpiyatların mimarı olarak bilinen Pierre Coubertin kadınların Olimpiyatlarda yarışmasını sakıncalı buluyor, kadınlarla yapılacak bir Olimpiyatın "ilgi çekici" ve "uygun" olmayacağına inanıyordu. 1919 yılında Femina Sport üyesi olan Alice Milliat tarafından kadın atletizminin oyunlara katılması için başvuruda bulundu. IOC'nin bu başvuruyu reddetmesinin ardından Milliat, 1921’de Fédération Sportive Féminine Internationale'yi kurdu. Bunun sonucunda ortaya çıkacak Dünya Kadınlar Olimpiyatı, 1922’den itibaren 4 kez düzenlenecekti.

Alice Milliat
Tenis ve golf gibi “kadın etkinliklerinin” de dâhil olduğu olimpiyatlara zamanla daha fazla oyun eklendi. Fakat bu, işin “kadınlar olsun ama o kadar da olmasın” şeklinde ilerleyişi idi. Kadın atletizmi ve jimnastik ise 1928 Olimpiyatlarında yer almaya başladı. 1949'da IOC Başkan Yardımcısı Avery Brundage şunları yazdı: “Bence kadın etkinlikleri onlara uygun olanlarla sınırlandırılmalıdır: yüzme, tenis, artistik patinaj ve eskrim; ama kesinlikle gülle atma değil." Ki Mexico City'deki Olimpiyat Komitesi toplantısının tutanaklarında da "Sporcuların ve görevlilerin sayısının azaltılması" başlığı altında "kadınların oyunlardan dışlanmaması, yalnızca “uygun sporlara katılımı" yazıyordu.
2012 Londra Olimpiyatları’nda kadın boksunun da eklenmesiyle, kadınlar tüm dallarda yarışmaya başladı. Senkronize yüzme ve ritmik jimnastik alanları ise sadece kadınlara yönelik, çünkü hareketlerin zarif ve sanatsal ifadesi sadece kadınlara ait bir özellik değil mi?

Olimpiyat denince akla ilk gelen kapsayıcı “Olimpiyat Ruhu” temasıdır. Fakat bunun tam olarak ne olduğu bilinmiyor. Herkesi kapsadığı iddia edilen olimpiyat ruhu tarihsel olarak başta maalesef kadınları kapsamıyor. Eğer konu rekabetse birçok alanda erkeklerin kadınlardan veya kadınlara karşı daha iyi derece elde edebilecekleri fikri ne kadar eşit bir ortam sağlıyor? Belki birçok spor dalında erkekler kadınlara göre daha iyi dereceler elde edebilir. Ancak, bu durum kadınların olimpiyatlardaki rekabetini daha değersiz hale getirmiyor olsa gerek ki, şuan olimpiyatlarda her dalda kadın ve erkek yarışmaları ayrı ayrı ilgi görüyor. Kadınların olimpiyatlarda yer alması birçok sporsever için vazgeçilmez bir boyut katıyor, bazıları için de politik doğruculuğun ötesinde birşey ifade etmiyor olabilir. Önümüzdeki olimpiyatları bir de bu açıdan izlemekte fayda var. Belki de kalıp olarak sıkça kullanılan “Olimpiyat Ruhu” oralarda bir yerdedir.
Serbest Atış ekibinden Burcu Biçer'in diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Nawal El Moutawakel, Larisa Latynina, Dara Torres, Jackie Joyner-Kersee, Çin Kadın Voleybol Millî Takımı. Punto'nun olimpiyat bülten serisinin üçüncü sayısı hazır.
19 May 2021

YAZARLAR

Burcu Biçer
Editor @ Punto

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




