Kendi müzik türünde, 40 yıllık bir efsane: The Real Group


Müziğin bir parçası olmaya davetlisiniz: DenizBank VoiceUp A Capella Festival
Festivalin ana grubu: The Real Group Nedir? Şef Başak Doğan ’ın kurucu sanat direktörlüğünü yürüttüğü Vokal Akademi ile kurulduğu günden bu yana “Sanata Evet” diyen DenizBank ana sponsorluğunda düzenlenecek, İstanbul’u sarıp sarmalamaya…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
The Real Group’un web sitesinde hakkında bölümünü açtığınızda karşısınıza ilk olarak “Biz kendi müzik türümüzüz” sözü çıkıyor. 40. yılını doldurmak üzere olan ve dünyanın dört bir yanında sayısız performansa imza atan bir model akapella grubunun bunu kendileri için söylemeye fazlasıyla hakkı var.
The Real Group, 1984 yılında Stockholm’deki Royal Academy of Music’te okuyan; caz, pop ve halk müziği ağırlıklı vokal müziğin sanatsal dünyasını keşfetmeye hevesli beş arkadaş tarafından kuruldu. Kısa sürede uluslararası bir dinleyici kitlesi kazanan ve modern akapellanın öncülerinden biri olan grup, müzikal anlamdaki temsiliyetlerin yanı sıra insanların sesler aracılığıyla birbirleriyle bağ kurmalarını sağladıkları için özel bir alana sahip. DenizBank VoiceUp A Capella Festival’in ikinci gününde Cemal Reşit Rey’de gala konseri için sahne alacak grubun güncel üyeleriyle bir söyleşi gerçekleştirdik.

1984'te birlikte şarkı söylemeye başlayan beş genç. Soldan sağa: Katarina Henryson, Margareta Bengtson, Anders Jalkéus, Anders Edenroth ve Peder Karlsson.
The Real Group müzikal yolculuğunda 40. yılına doğru ilerliyor. Herhangi bir projeyi 40 yıl boyunca sürdürmek ve bunu kendi tarzında, kendi müzik türünde yapmak inanılmaz. 1984’ten 2023’e The Real Group için neler değişti ve neler değişmedi? Böyle bir yolculuğun parçası olmak size nasıl hissettiriyor?
Clara Fornander (Soprano): Seksenli yıllarda grup neredeyse ağırlıklı olarak The Real Book’tan caz standartları söyleyerek başladı — dolayısıyla The Real Group adını aldı. Doksanlı yıllarda repertuvar daha çok grup üyeleri tarafından yazılan özgün eserlere doğru evrildi ve daha çok pop müziğe açıldı. Her zaman pop, caz, folk, klasik ve (giderek daha fazla) soul müzik gibi farklı tarzlarda şarkılar söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz. Yeni fikirlere de asla hayır demiyoruz. Grubun tüm tarihi boyunca akapella çerçevesinde neler yapılabileceğine dair açık bir zihniyet olmuştu. Akapellanın olanaklarını keşfetmek ve bir grup olarak gelişmeye devam etmek inanılmaz eğlenceli.
Her ne kadar politik bir grup olmasak da bizim gibi pek çok harika insanla tanışan topluluk nasıl hümanist olmaz ki?
- Axel Berntzon, The Real Group
2023 yılında modern akapella sizin için ne ifade ediyor? Bugün modern akapelladan ne anlamalı ve ne beklemeliyiz?
Johannes Rückert Becker (Tenor): Akapella son on yılda gerçekten çiçek açtı. Bunun sonucu olarak ilham alınacak pek çok yetenekli grup, harika şarkıcılar ve yenilikçi aranjörler var artık. Modern akapella benim için yeni bölgeleri keşfetmek ve türe daha da fazla dinamizm katmak için sınırları zorlamak anlamına geliyor. Bu da şarkı söyleme biçimimiz, düzenleme şeklimiz ve sahnede kullandığımız teknolojiyle ilgili. Modern akapellanın büyük bir kısmı elbette sesten ibaret. Mikrofonla şarkı söylememizin en önemli nedenlerinden biri amplifikasyonun modern vokal gruplarının sesinin büyük bir parçası olması. Aksi takdirde farklı türlerin vokal tarzlarıyla şarkı söylememiz mümkün olmazdı.

The Real Group
The Real Group’un bugün insan hakları, ekolojik duyarlılık, küresel krizler ve feminizm gibi farklı duyarlılıklarının yanı sıra akademi ve festival gibi temsiliyetleri de var. Sizin bugünkü The Real Group tanımınız nedir?
Axel Berntzon (Bariton): The Real Group elbette öncelikle zengin ve çeşitli bir müzikal geçmişe sahip birçok türde varlık gösteren bir akapella grubudur. Ancak bu turne ve performanslarımızın en ilham verici ve keyifli yönlerinden biri, hatta en önemlisi, dünyanın her yerinden pek çok harika insanla tanışmak. Akademi, bu sosyal kısmın ve insanların müzik aracılığıyla birbirleriyle bağlantı kurmalarına yönelik arzumuzun bir uzantısı. Her ne kadar politik bir grup olmasak da bizim gibi pek çok harika insanla tanışan topluluk nasıl hümanist olmaz ki?
Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan VoiceUp A Capella Festivali’nde sahne alacaksınız. Akapella festivalinde sahne almak size nasıl hissettiriyor? Bu konser için nasıl bir setlist hazırlayacaksınız?
Daniele Dees (Bas): Festivalin bu ilk edisyonunun bir parçası olduğumuz için çok heyecanlıyız. Genellikle yurt dışında konser verdiğimizde bunlar vokal odaklı festivaller oluyor. Bu performanslar bizim için her zaman harika geçiyor çünkü odadaki herkesin müzik ve şarkı söyleme konusundaki coşkumuzu paylaştığını biliyoruz. Bu da orada birlikte olmanın ortak deneyimini otomatik olarak artırıyor. Elbette repertuvarımızdan bazı iyi bilinen eski melodileri seslendirmeyi planlıyoruz ancak aynı zamanda keyfini çıkarmanız için bazı yeni düzenlemeler de ekliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Başak Doğan’la şeflik yolculuğu ve akapella üzerine bir buluşma. The Real Group’la 40 yıllık müzikal yolculukları, modern akapellaya yaklaşımları ve farklı alanlardaki temsiliyetleri üzerine bir söyleşi.
21 Ağu 2023

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Roger Crowley, "Deniz Canavarları" kitabında Portekiz’in küçük bir donanmayla Hint Okyanusu’nda nasıl kalıcı bir imparatorluk kurduğunu, deniz ticaretinin küresel güç ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü ve bu sürecin sömürgecilik tarihindeki yerini anlatıyor. Yazarla küreselleşmenin başlangıç dönemindeki ticaret, askerî güç ve şiddet arasındaki ilişki üzerine konuştuk.

DC’nin yeni filmi "Clayface", bir süper kötünün hikayesinden yola çıkarak beden, kimlik ve bilinç arasındaki sınırları sorguluyor. DC'nin daha karanlık sularda yüzdüğü "Joker" ve "The Batman" ile aynı damarda ilerleyen film, Matt Hagen isimli bir aktörün yüzü parçalandıktan sonra dönüştüğü "Kil Adam"ın izini sürüyor.

Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!



