

Migros’tan Anadolu balıkçılığının öyküsü: Dardanel’in katkılarıyla Anadolu’da Balıkçılık Gıdanın geleceğinin korunmasının yolu, Anadolu coğrafyasının tüm doğal kaynakları ve biyolojik çeşitliliğinin korunmasından geçiyor. Bu bilinçle hareket eden Migros , sosyal sorumluluk projesi olarak kabul edilebilecek bir farkındalık yaratma hedefiyle Bloomberg ekranlarına Anadolu Çiftliği hikâyesini taşıdı. Hikâyenin son bölümü, Anadolu’da Balıkçılık , cumartesi günü Bloomberg HT’de bizlerle buluşacak. Bu bölümde bizi neler bekliyor? Dardanel'in katkılarıyla hazırlanan ve Anadolu Çiftliği serisinin son bölümü olan Anadolu’da Balıkçılık ; Türkiye’nin denizlerinin altında yatan görkemi ve ihtişamı gözler önüne sererken Anadolu Çiftliği serisinin dağlardan ovalara, denizlerden göllere uzanan hikâyesinin belki de en renkli bölümlerinden biri olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Türkiye’de balıkçılık yaparak geçimini sağlayan Anadolu insanına da ev sahipliği yapan bölümde, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e balık avcılığı, sezon ve ürünlerin görkemli hikâyeleriyle tüm dünyada balıkçılık sektöründe yaşanan gelişmeler de ele alınıyor. Anadolu Çiftliği hikâyesi: Su, hava ve toprağın ne olduğu ve neden iyi korunması gerekliliği ile başlayan hikâyede küresel ısınma, denizler ve havada yaşanan ani değişimlerin bugün ve geleceğe etkileri, enerji kaynakları kullanımının dünyada hızlı değişimi; atık yönetimi ve gıdanın büyük bölümünün hâlen farklı sebeplerle atık hâline gelmesi; Anadolu Çiftliği serisi içerisinde yer alan bölümlerde işlenen diğer başlıklardan sadece birkaçı.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2020'de tüm dünya evlerine kapanmadan kısa süre önce gerçekleşmiş, pandemi öncesi dünyanın son film festivali Berlin Film Festivali, 2021'de koşullara uyum sağlayarak çevrim içi olarak düzenlenme kararı almıştı. Bir yıl önceki festivalin tadını Alexanderplatz ve Potsdamer Platz arasında mekik dokuyarak çıkaran beni yatak ve kanepe arasında gidip gelen bir festival haftası bekliyordu bu kez. Festivalin keşiflere en açık bölümlerinden Encounters'ta (Karşılaşmalar) gösterilen İsviçre yapımı Das Mädchen und die Spinne / The Girl and the Spider'ın önce adı, sonra görselleri dikkatimi çekmiş; filmi festival seçkisinden izlemek istediğim filmler arasına not etmiştim. İlk filmleri The Strange Little Cat'in adını duymuş olmama rağmen izlemediğimden Ramon ve Silvan Zürcher'le ilk karşılaşmamız tam bir keşifti benim için.
Ev arkadaşı başka bir eve taşınan Mara’nın bakış açısıyla izlediğimiz film; küçük yaramazlıklar ve kaçamakların tatlı zevklerini, işten kaytarmanın hafifliğini, taşınırken yaşanan talihsizliklerin gerginliğini harmanlıyor. İzleyene suçlu zevklerini hatırlatıyor ve hatta kendisi de bizzat bir suçlu zevke dönüşüyor. Neden beğendiğinizi asla açıklayamadığınız, önerdiğiniz kişiye tarif etmekte zorlandığınız, tuhaf ama pişman etmeyen filmlerden...
Emre Eminoğlu

tick, tick...BOOM!
Meşhur Rent müzikalinin ortaya çıkış öyküsünü anlatan Lin-Manuel Miranda imzalı tick, tick...BOOM! Jonathan Larson'ın 30'lu yaşlarına dokunuyor. Genç bir yetenek, önünde uzun bir yol var. Kariyerinde ivme atlamayı beklese de beklediği gün gelmiyor. En azından bir süre için. İnatçı bir karakter Jon, inançlarının da peşinden koşmaktan korkmayan biri. Neredeyse fütüristik bir hayali andırıyor. Broadway'de kendine ait bir yer edinmek uğruna her türlü savaşa girmeye hazır. Sıcak, duygusu yüksek, heyecanlı.
Andrew Garfield ve Vanessa Hudgens'ın beni şaşırttığını söylemem lazım. Vanessa, Disney yıllarını geride bırakalı uzun zaman oldu, o günden beri farklı roller de üstlendi. Nitekim müzikallere hayran olunası bir hâkimiyeti olduğu açık. Kendisini yeniden keşfetmek, keşfettikçe ekranda olduğu her sahneyi çalmasının da güzelliğine kapıldığım için filme odaklanmakta zaman zaman zorluk çektim. Andrew'un sesini de daha önce duyduğumuzu hatırlamıyorum. Kenarda bırakılmış, Hollywood’un görmezden geldiği bir yetenek Andrew. Jon'un kederini sahipleniş biçimi, beni kendi öyküme de götürdü.
Hayatımın ilk 19 yılını dans ederek geçirdikten sonra sakatlanıp sonsuz bir kedere kapıldığım için Jon'un hüznüne ortak hissettim. Lin-Manuel Miranda'nın elinin değdiği her şey gibi, Jon da eşsiz bir özlemin yansımasını sunuyor. tick, tick...BOOM! kederli ama umut verici bir hikâye.
Janset Atacan
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yıl sonu yaklaşırken bu sayıda 2021'in sinema ve müzik keşiflerine göz atmaya davetlisin. Bir sonraki yolculuğun başlangıcında buluşalım.
24 Ara 2021

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



