Kubrick'in dünyası İstanbul'da


Salt ’ın yeni gösterim programı: How Buildings Learn (Binalar Nasıl Öğrenir?) Container City, Londra Salt , yapıların insan-çevre etkileşimiyle birlikte nasıl dönüştüğünü irdeleyen How Buildings Learn (Binalar Nasıl Öğrenir?) adlı belgesel dizisini Türkçe altyazılı olarak çevrimiçi erişime açıyor. Nedir? How Buildings Learn (Binalar Nasıl Öğrenir?) , 1994 yılında ABD'li yazar Stewart Brand tarafından kaleme alınan ve 1997’de BBC tarafından bir televizyon dizisine uyarlanan altı bölümlük bir belgesel dizi. Neden önemli? Modernist mimari yaklaşımlara eleştirel bir bakış sunan belgesel, aynı adlı kitabın yazarı Stewart Brand ’in değişime ve gelişime açık, esnek yapılar tasarlama fikrinden yola çıkıyor. Binaların başkalarının kullanımı için tasarlandığı mimarlık anlayışını reddeden Brand, binayı zaman içinde kullanıcıların ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürebileceği bir yaklaşımı benimsiyor. Bu hafta: Serinin bu hafta erişime açılan üçüncü bölümünde uyarlanabilir ve değişime müsait bina örnekleri incelenirken gelecek hafta erişime açılacak bölümdeyse gayrimenkul sektörünün mevcut durumu ele alınıyor. Bölümler haftalık olarak erişime açılıyor, ancak "Ben biriktirip izlemeyi severim!" diyenlerin tüm bölümlerin gösterimde olacağı 7 - 13 Kasım haftasını beklemesini öneriyoruz. Belgesel dizisinin bu hafta erişime açılan Built for Change (Değişime Müsait Binalar) isimli yeni bölümünü buradan izleyebilir, tüm program hakkında detaylı bilgiye ise buradan ulaşabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Stanley Kubrick... Birkaç yıl önce, ölümünün yirminci yılına özel olarak 38. İstanbul Film Festivali kapsamında hazırlanan retrospektif programın başlığına da taşındığı gibi bir “başyapıt fabrikası” Kubrick. Kariyeri boyunca bambaşka türlerde, her birini aynı özenle, mükemmeli arayışla ve tutkuyla çektiği 13 uzun metrajlı filme imza attı. Üstelik geride hiçbir zaman çekemediği iki filmine dair aynı mükemmeliyetçiliğin ürünü izler bıraktı. Bugüne kadar onun hakkında yapılmış en kapsamlı sergi olan, tüm çalışmalarına kronolojik bir bakış sunan ve belgeler, objeler, senaryolar, kamera ve lensler ve orijinal kostümlerle onun sıra dışı dünyasına odaklanan Stanley Kubrick Sergisi, İstanbul Sinema Müzesi’nde seni bekliyor.

Kubrick sinemasının en ünlü cümlelerinden biri: "Hep çalışıp oyun oynamamak, Jack'i sıkıcı bir çocuk yapar." | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
14 Şubat 2013, bizimkisi belki de bir aşk hikâyesi. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde bir gündüz seansında, Rodney Ascher’in belgesel filmi Room 237’i izliyorum. Kubrick’in The Shining filmi üzerine farklı teorileri mercek altına alan bu belgesel, Kubrick’in detaycı, mükemmeliyetçi ve sıra dışı dünyasını da gözler önüne seriyor. O güne kadar çok sevdiğim romanın uyarlaması A Clockwork Orange dışında hiçbir Kubrick filmini izlememiş olmama utanıyor, kendimi hemen karşıdaki kitapçıda buluyor ve Kubrick filmlerinden oluşan bir box set satın alıyorum. 2001: A Space Odyssey, Eyes Wide Shut, Barry Lyndon, Paths of Glory… Her birine hayran kalıyorum.

Spartacus filminin, Stanley Kubrick'in notlarını ve storyboard'unu içeren kopyası, 1959 | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Stanley Kubrick sergisi, yalnızca bir Kubrick hayranı olarak değil, detaylara düşkün biri olarak da heyecanlandırıyor beni. Sevdiğim filmlere dair detaylarla dolu bu sergiyi gezerken kendimi filmleri ilk izlediğim anlarda buluyor, Kubrick’e biraz daha yakın hissediyorum. Sergiyi gezdikten sonra önce Stanley Kubrick’in pek çok projesinde birlikte de çalıştığı üvey kızı Katharina Kubrick, ardından İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması Genel Müdürü Ceyhun Tuzcu sorularımı yanıtlıyor.

Katharina Kubrick, serginin açılışı için İstanbul'daydı. | Fotoğraf:
Sergilenenler arasında eminim ki sizde birçok anıyı canlandırdan parçalar vardır. Bunlardan birinin ardındaki kişisel bir hikâyeyi anlatmanız mümkün mü?
Katharina Kubrick: Evet, serginin tümü birçok anıyı geri getiriyor. Ancak özellikle babamın el yazısını görmek beni çok duygulandırıyor. Ne de olsa her insanın kendine has bir el yazısı var. Senaryoların kenar boşluklarına eklenmiş notlarını, kitaplara açıklama ekleme şeklini ve tasarımcı eskizlerindeki değişiklik önerilerini okumayı seviyorum. Tüm bunlar görselliğe ve hikâyeye dair problemleri nasıl çözdüğüne dair küçük bir pencere gibi. Her zaman tam olarak ne istediğini bilen biri değildi, bu yüzden birlikte çalışmayı seçtiği yetenekli sanatçılara, sonunda onu memnun edecek şeyi bulana dek mümkün olduğunca çok fikir ve varyasyon sağlayacaklarına dair güvenirdi.

Stanley Kubrick'in el yazısı. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
İstanbul’da geçirdiğiniz kısa süre içinde Türkiye’deki sinema izleyicisi hakkında sizi şaşırtan ne oldu?
KK: Dürüst olmak gerekirse, daha önce Stanley’nin filmlerinin Türkiye’de bu kadar popüler olduğundan habersizdim. Filmlerini çok sayıda genç insanın ve öğrencinin bilmesine sevindim.
İstanbul Sinema Müzesi’nin geri kalanını inceleme fırsatı buldunuz mu ve müzede sergilenenler arasında aklınızda kalanlar nelerdi?
KK: İstanbul Sinema Müzesi’nin koleksiyonundaki hazineleri harika bir rehber eşliğinde gezdim. Ziyaretçilerin filmlerle ve oyuncularla etkileşim kurmasını sağlayan son derece interaktif öğeleri takdir ettim. Eski kameralar koleksiyonu ve Haraketli Resim döneminin başlangıcını görmek her zaman ilham verici, hele ki artık fiziksel selüloit film kullanmamıza bile gerek kalmadığı şimdilerde. Telefon ahizelerini kaldırarak filmlerin bölümlerini izleyebildiğimiz kısmı da çok sevdim. Ama belki de favorim büyük Buster Keaton’ın kullandığı gerçek kameralardan birini görmekti. Harika bir müze. Sinema tarihi çok güzel bir binada, kendine bir ev bulmuş.

İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması Genel Müdürü Ceyhun Tuzcu, Overlook Oteli'nin koridorlarından tanıdığımız "o desenlerin" önünde. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Sergiyi İstanbul’a getirmeye karar verdikten sonra ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Ceyhun Tuzcu: Lojistik ve bürokratik aşamalar bir yana sergiyi Türkiye’ye gelmeye ikna etmek ve Kubrick ailesini açılışa getirmek en zor süreçti. Türkiye fikri hiçbir zaman aklında olmayan hak sahibi Kubrick ailesi ve Alman Film Enstitüsü ile serginin Türkiye’de olması için irtibatlar kurduk ve sergiyi Tokyo’dan aldık. Buradaki amacımız Nulook Film Yapımcılık olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da destekleriyle İstanbul Sinema Müzesi’ni sektörün referans noktası yapımcı ve yönetmenlerin buluşma noktası hâline getirmekti.
Sergi daha önce birçok ülkeyi ve kenti dolaşmış. Siz nerelerdeki sergileri gezip incelediniz ve İstanbul Sinema Müzesi’ndeki (İSM) sergi için sizin eklediğiniz yenilikler oldu mu?
CT: Sergiyi Türkiye’ye getirmek için 2 yıldır temas hâlindeyiz. Bu da aşağı yukarı müzenin açılışından önceki döneme denk geliyor. Sergiyi Londra ve son durağı olan Madrid’de canlı gördük. Bir sinema müzesi olmanın farkını çığır açıcı başyapıtların yaratıcısı olan yönetmenle İSM’nin vizyonu olan referans olma noktasını bağdaştırdığımız için daha önceki sergilerden farklı bir kürasyon oluşturma çabasına daha ilk sergi ziyaretimizden girmiştik. Almanya’dan iki küratör ve Türkiye’de proje danışmanı olan sayın Zihni Tümer’le yakından çalışıp sinema müzesi olmanın sorumluluğuyla koleksiyon seçkilerinde Kubrick filmlerinin oluşumundan belge ve yazışmalara, filmin bitişinden bütçelendirmeye kadar olan tüm sürece hakim olunabilecek bir dünya oluşturmak istedik. Böylelikle ziyaretçinin Kubrick’in filmografisine tüm detaylarıyla vakıf olabileceği bir deneyim yarattık.

Stanley Kubrick'in Eyes Wide Shut filminde kullanılan maskeleri de sergide görebilirsin. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Kişisel olarak Kubrick’le ilişkiniz nasıl başladı? İlk izlediğiniz Kubrick filmi hangisiydi ve size neler hissettirmiş, düşündürmüştü?
CT: Kubrick’le tanışmam ‘99 yılında sinemada Eyes Wide Shut’ı izlememle başladı. Sonrasında saatlik kiralanan ve harika bir özel gösterim alanı Cihangir KaFiKa’da 2000’lerin başında arkadaş grubuyla The Shining (Cinnet) filmini ve diğer filmlerini de deneyimledim. Her filminde mutlaka kendi ideallerini detaylara gizlediği sahneler olduğunu öğrenmem filmlerini artan bir merakla tekrar tekrar seyretmeme sebep oldu.
Günümüzde hangi alanda sergiler hazırlanırsa hazırlansın biraz da “instagrammable” köşeler, mekânlar yaratmak gerekiyor sanki. Gördüğüm kadarıyla Kubrick sergisinde de böyle ilgi çekici birçok köşe ve alan var. Sizin serginin ilk haftasında gözlemlediğiniz kadarıyla İstanbul izleyicisi sergide en çok neyle ilgili paylaşımda bulunuyor?
CT: Öncelikle oluşturmak istediğimiz Kubrick havası ve heyecanını ziyaretçilere ulaştırabildiğimizi tekrar tekrar ziyaret edilmesinden ve artan ilgiden fark ediyoruz. Sergiyi oluştururken yönetmenin filmografisine ve mekân algısına bir gönderme yapmak için 2001: A Space Odyssey filmine ait bir kat oluşturduk. Böylelikle her ziyaretçinin Jüpiter seyahatini deneyimlemesini istedik. (Gülüyor.) Bir diğer mekân yaratımı olarak The Shining filminin başında ve sonunda çok önemli mesajlar içeren labirente atıfta bulunup serginin ziyaret alanını ve 16 filmden eserlerin dizilimini labirente uygun olarak tasarladık. Yönetmenin daha iyi algılanmasını sağlamak için yaptığımız koleksiyon seçkisi ve sergi akışı doğal, bir o kadar da farklı bir Kubrick deneyimi oluşturmaya yardımcı oldu. 2001: A Space Odyssey filmine ait “Moon Bus”, The Shining filminde Overlook Hotel’de Danny’nin ikizlerle karşılaştığı koridor, Eyes Wide Shut’ta kullanılan orijinal maskeler, Barry Lyndon’a ait kostümler ve Full Metal Jacket’a ait filmdeki helikopter merak uyandırıp ziyaretçilerin Kubrick evreninde rol aldığı ilginç kareler oluşturuyor.

İstanbul Sinema Müzesi'nin odalarından birinde 2001: A Space Odyssey filmindeki Jüpiter seyahatini deneyimlemen mümkün. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Stanley Kubrick sergisini 1 Mart 2023’e kadar, pazartesi hariç her gün, 11.00-19.00 saatleri arasında İstanbul Sinema Müzesi’nde ziyaret edebilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Katharina Kubrick ve Ceyhun Tuzcu'yla Stanley Kubrick sergisi, Sun Ra Arkestra'nın son albümü Living Sky, Sophie Hyde'nın dört perdelik seks komedisi.
21 Eki 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026




