Lanet olası ayrıcalıklarımız: The Curse


Paribu destekleriyle: Noise_Media Art Kültür sanat alanında sorumluluk alan ve değerli iş birlikleri kurmaya devam eden Paribu , Türkiye’nin ilk yeni medya sanatı fuarı Noise_Media Art ’ın destekçisi oldu. Nedir? Dominique Moulon’un baş küratörlüğünde; Arda Yalkın’ın yaratıcı direktörlüğünü, Hande Şekerciler’in ise sanat direktörlüğünü üstlendiği Noise_Media Art , 18-21 Ocak tarihlerinde medya sanatı alanında faaliyet gösteren uluslararası ve ulusal galerileri, İstanbullu sanatseverlerle buluşturuyor. Neler oluyor? OI_Media Art , OI_Music , OI_Talks , OI_Emerge ve OI_Education gibi başlıklar sahiplenen fuarda Paribu , birbirinden değerli isimlerin yer aldığı konuşma programı OI_Talks ’un ana destekçisi oldu. Paribu ’nun destekleriyle hazırlanan OI_Talks ’ta; fuara katkı sunan sanatçılar ve küratörler ile Türkiye’den önemli sanat profesyonellerinin yer aldığı konuşmalar ve paneller düzenleniyor. Ayrıca, Paribu’nun çağdaş sanat koleksiyonu Paribu Art Memory ’den seçili dijital eserler de fuar boyunca Kadıköy Kent Müzesi ’nde ziyaretçilerle buluşacak. Gelecekte: Türkiye'de bir ilk olan, dünyada ise sayılı örnekler arasında yer alan yeni medya sanatı fuarı Noise_Media Art’ın destekçisi olarak kültür sanat alanında yeni bir iş birliğine daha imza atan Paribu , ilerleyen dönemlerde de bu iş birliklerini zenginleştirerek sürdürmeyi planlıyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Dizi: The Curse
Yaratıcılar: Nathan Fielder ve Benny Safdie
Süre: 10 bölüm, toplam 591 dakika
Yapım yılı: 2023
Kanadalı komedyen, oyuncu, yazar, yönetmen ve yapımcı Nathan Fielder’ın tanınmasını sağlayan iki televizyon yapımı Nathan for You ve The Rehearsal ile ilgili yazılarda iki alt-tür tanımlaması dikkatimi çekiyor: docu-reality ve cringe-comedy. İki yapımı da henüz izlemediğim için bunlarla tam olarak ne ifade edilmek istendiğini anlayamıyorum ama bir fikrim var. Öte yandan çok sevdiğim How to with John Wilson’ın da yaratıcılarından olan Fielder’ın yeni işini yapım aşamasındaki haberlerini duyduğumdan beri merakla bekliyorum. The Curse, Nathan Fielder ve Safdie Kardeşler’in yarısı Benny Safdie’nin ortak projesi. Başrolde ise onlara neslimizin en yetenekli oyuncularından Emma Stone eşlik ediyor. The Curse’ün 10 bölümünü birkaç gün içinde tükettikten sonra, docu-reality ve cringe-comedy ile ne ifade edilmek istendiğini çok iyi anlıyorum. Mini-dizi, başkası adına utanma duygusunu zirvede yaşatırken tuhaf bir şekilde bu duyguya bağımlılık yaratıyor. Her bölüm rahatsız edici ve sinir bozucu olaylarla dolu. Ellerimi sık sık şaşkınlığımdan ağzıma, utancımdan yüzüme götürürken buluyorum kendimi. Bunun yanı sıra, gündelik yaşamım ve alışkanlıklarımla doğrudan ya da dolaylı yoldan beslediğim bir ayrıcalıklılar fanusunun yanlışlarını, etik dışılığını ve sahteliğini yüzüme vurarak kendimi sorgulamama yol açıyor. Çünkü The Curse, kendini çok iyi ve çok doğru sanan iki insanın aslında ne kadar kötü ve yanlış, mutlu ve tozpembe evliliklerinin aslında ne kadar mutsuz ve karanlık olduğunu anlatıyor.

The Curse | Kaynak: IMDb
Whitney ve Asher Siegel, kendilerini sürdürülebilir yaşama adamış bir çift. Kendini bir mimardan çok sanatçı olarak tanımlayan Whitney (Emma Stone), ideal enerji tasarrufu sağlayan pasif evler yapmayı kendine görev edinmiş. Bir kumarhanedeki işinden yeni ayrılmış eşi Asher (Nathan Fielder) ile New Mexico eyaletindeki, Española adlı kasabadaki birçok konut ve işletmeyi satın alarak bölgeyi iyi yönde dönüştürmeye karar veriyorlar. Hatta yanlarına yapımcı-yönetmen dostları Dougie’yi (Benny Safdie) alarak tüm bu dönüşüm sürecini belgelemeyi ve bir reality-show formatında bir televizyona satmayı da başarıyorlar. Whitney ve Asher bu dönüşüm sürecinde daima yerli halka (hem kasabanın komşusundaki özerk Amerikan yerlisi bölgenin halkına hem de Española nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Latin Amerikalı halka) fayda sağlamayı, onlara yeni iş imkanları sağlamayı, sanatlarını ve zanaatlarını tanıtmayı amaçladıklarını, onları yerlerinden etmek gibi bir amaçları olmadıklarını ve bölgeye yeni gelecek kişilerle uyum içinde yaşamalarını arzuladıklarını söylüyor, dahası buna olağanüstü derecede inanıyorlar. Oysa henüz ilk sahneden itibaren yerli halka ne kadar üstten baktıklarını, sahip oldukları ayrıcalıkların hiç farkında olmadıklarını ve her fırsatta herkesi (birbirleri dahil) sömürdüklerini görüyoruz. Española, dünyanın tüm büyük kentlerinde örneklerini gördüğümüz soylulaştırma projelerinin, yardımseverlik süsü verilmiş vicdan rahatlama sömürülerinin bir sembolüne dönüşüyor.
Mini-dizi, adını sözde lanetten alıyor: Asher bir süpermarket otoparkında içecek satan küçük bir kıza kameralar önünde kendini iyi göstermek için 100$ uzatıyor ve kayıt bitince parayı geri istiyor. Küçük kız da ona “Seni lanetliyorum!” diyor. Asher ve Whitney’nin bu lanete inanmayı seçmesinin altında dahi sınıfsal ve etnik önyargılar yatıyor. Lanetten kurtulmak için dizi boyunca küçük kız ve ailesine yapmadıkları iyiliği (!) bırakmıyor ama tüm hamlelerinde önce ve sadece kendilerini düşünüyorlar. Her hareketlerinin kökünde, yarattıkları televizyon şovunun ve görev edindikleri dönüşüm projesinin arkasında, sorunlu bir beyaz-kurtarıcı kompleksi var. Sözde lanetin çiftin kötülüklerini ve komplekslerini fark etmelerini sağlayacağını düşünüyor, yanılıyoruz. Laneti bozmak için, yardımseverlik süsü verdikleri bencilliklerin ve vicdan rahatlatıcı rüşvetlerin dozunu arttırıyorlar. Biz onlar adına utanıyoruz, onlar hiçbir şeyin farkına varmıyorlar. Öte yandan her şeyin kayda alındığı bir şovun yapım aşaması (manipülatif Dougie’nin de katkılarıyla) evliliklerindeki ve ilişkilerindeki sorunları, birbirlerine karşı olan tutumlarını görünür kılınca bir anlamda kendi lanetlerini kendileri yaratıyorlar. Sürprizi bozmamak adına sadece tersine-deus-ex-machina diyebileceğim final bölümünde gördüğümüz de bir anlamda bu lanetin gerçekleşmesi oluyor.

The Curse | Kaynak: IMDb
Nathan Fielder’ın cringe-comedy ile beslediği The Curse, biçimsel olarak Safdieler’in sinemasından izler taşıyor. Good Time ve Uncut Gems ile gergin, rahatsız edici, yüksek tempolu ve geveze bir sinema dilini izlenebilir kılmış ikilinin Benny Safdie’sinin diziye bu dili enjekte ettiğini görebiliyoruz. Söz konusu filmlerin de müziklerinde imzası bulunan Daniel Lopatin’ın müzikleri de bunun en değerli parçalarından. Emma Stone’un parladığı oyuncu kadrosunda, dizinin en iyi yazılmış yan karakteri olan yerli sanatçı Cara’yı canlandıran Nizhonniya Luxi Austin’a ise özellikle dikkat etmeni öneririm. Şimdilik bir mini-dizi olarak planlanan The Curse’ün son bölümü 14 Ocak’ta yayınlandı.
Nerede izleyebilirsin? ABD’de Paramount+ platformunda yayınlanan The Curse, Türkiye’de tüm bölümleriyle bluTV’de yayında.
Benzer işler:
- The Last Black Man in San Francisco (2019, Joe Talbot)
- Vivarium (2019, Lorcan Finnegan)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Nathan Fielder ve Benny Safdie imzalı mini-dizi The Curse, dünden bugüne Oscar kampanyaları ve bu yılın olası Oscar sürprizleri.
19 Oca 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Her gün fark ettiğimiz küçük sevinçler, yalnızca o anı güzelleştirmekle kalmaz, beynimizin gelecekte de sevinci fark etme kapasitesini yavaş yavaş artırır. Mizahi edebiyat ise sadece dikkatimizi dağıtmaz bize hayata yeni bir bakış açısı kazandırır. İnsanların ne kadar da harika bir şekilde ne kadar da harika olmadıklarını gösterir.

İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.




