
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Değişim ve dönüşüm konfor alanından, rutinden çıkmadan mümkün olmaz. Cesaret ister, pes etmeyi kaldırmaz; ısrarla denemeni ister, sadece kendi ve yakın çevreni de değil dalga dalga büyüyecek daha geniş kapsamda bir etki uyandırmanı bekler. Moda sahnesinde onlarca yıldır süregelen alışkanlıkları değiştirmeye çalışanlar, yola kimileri tarafından önemsiz ve gereksiz görünen küçük adımlarla başladı; ancak şimdi hem endüstrinin üreticilerine hem de tüketicilerine güçlü mesajlar veriyorlar. Geçtiğimiz hafta British Fashion Council tarafından başarıları için ödüllendirilen üç kadın tasarımcıdan bahsediyoruz; Anya Hindmarch, Gabriela Hearst ve Stella McCartney.
British Fashion Council’ın geçtiğimiz haftaki yazımda bahsettiğim, her yıl moda endüstrisinde pozitif etki yaratan marka ve tasarımcılara takdim ettiği ödülleri, The Fashion Awards, 30 dakikayı aşan özenle kurgulanmış bir kısa filmle sahiplerini buldu. Bu yazıda odağımıza aldığımız “Environment Awards” kategorisine gelecek olursak, verilen beş ödülün kazananları arasında, çatısı altında topladığı markalarla modayı doğaya karşı değil doğayla birlikte çalışan bir endüstri hâline getirme amacını taşıyan kuruluş, The Fashion Pact; yukarıda saydığımız gibi "sürdürmeyi" önceliği hâline getirerek yaratıcılıklarını o yönde bir üretime endeksleyen Anya Hindmarch, Stella McCartney ile Gabriela Hearst ve son olarak atık malzemeleri ustaca değerlendiren işleriyle Christopher Raeburn var. Bu üç başarılı kadını buluşturan ödül vesilesiyle onları yakından tanımak ve sektördeki başarılarını masaya yatırmak istiyoruz.

MODA KİMİN TEKELİNDE?
İki yıl önce Glamour’ın Council of Fashion Designers of America (CFDA) ile iş birliği yaparak yürüttüğü araştırma sonucunda yayımladığı rapor, The Glass Runway’e göre, moda endüstrisinin önde gelen markalarının yalnızca %14’ü kadınlar tarafından yönetiliyor. Bunu ayrı bir yazıda detaylıca ele almak şart ancak burada asıl dikkat çekmek istediğimiz; önemli pozisyonlarda, söz sahibi onca erkek tasarımcı, yönetici, kreatif direktör arasında bu kategoride verilen beş ödülden üçünü kadın tasarımcıların almış olması. Bu endüstrinin yarınına dair çok şey anlatıyor mu? Peki bu kadınlar neler yaptı, neler yapmaya niyetli? Gabriela Hearst’ü bu hafta Anya Hindmarch ve Stella McCartney’yi ise önümüzdeki hafta konuşacağım yazı serimize buyurun lütfen.

GABRIELA KİMDİR?
Uruguay’da aile çiftliğinde büyüyen, ilerleyen yıllarda çiftliğin idaresini üstlenen Gabriela Hearst, 2015 yılında kendine has çizgisiyle moda dünyasına atıldı. Prestijli okullarda eğitim almadı, içgüdüleriyle yola çıktı. Adını verdiği markasını zamansızlık, yüksek kalite ve sürdürülebilirlik çalışmaları üzerine kuran tasarımcının kullandığı ham maddeler arasında kendi çiftliğinden temin ettikleri de var. Doğayla kuvvetli bir bağı olan tasarımcı, 2017’den itibaren mümkün olduğu kadar ellerinde olan ve toparlayabildikleri malzemeleri değerlendirerek ve dönüştürerek yeni bir şeyler üretiyor, paketlemelerde ise kompost edilebilir materyaller kullanıyor.
Bu sağduyuyla yol alan tasarımcı, yakın zamanda CFDA Fashion Awards’un Yılın Kadın Giyim Tasarımcısı Ödülü’nü kazandı. Bu yılın başında Paris’te gerçekleştirdiği ilk defilesi ise EcoAct’in de onayladığı üzere ilk karbon nötr defile oldu. Koleksiyon dantel gibi artık kumaşlar ve geri dönüştürülmüş kaşmirden oluşuyordu. Tasarımcı bu koleksiyonuyla birlikte Garment Journey projesini de hayata geçirdi. Proje, ürünün etiketinde yer alan QR kodla ürünün içeriğine dair bilgi vererek tüketicinin ne giydiği, üzerindekilerinin içeriğinin neye göre seçildiği ve doğaya nasıl fayda sağladığına dair bir bilinç oluşturuyor. Örnek vermek gerekirse; bir ürünün içeriğinde daha az suya ihtiyaç duyduğu ve böcek ilacı kullanılmadığı için tercih edilen endüstriyel kenevire dair açıklama veya yenilenebilir enerji kullandığı ve gözetilen tüm sertifikalara sahip olduğu için çalıştıkları üreticiye dair aydınlatıcı bilgiler yer alıyor.
Bu zahmetli süreçleri ve uzun araştırmalar sonucunda yapılan seçimleri, tüketici için erişilebilir kılmak şeffaflık adına son derece önemli. Bu uğurda emek veren bir tasarımcı ve ekibinin, koleksiyonu oluşturmadan önünde uzun bir yol, cevaplanması gereken onlarca soru var. Doğru üreticilerin bulunması, tesislere dair detaylı bilgi edinilmesi, bulunabildiği kadar (kıstaslara uygun) değerlendirilebilir ürün temin edilmesi ve onlarla ortaya neler çıkarılabileceğinin hesaplanması gerekiyor. Ciddi bir emek. Bir röportajında “Kendimize hep 10 yıl sonra su kıtlığı, doğal kaynaklar ve biyolojik çeşitlilik ciddi bir düşüş varken bu işi nasıl yaparız sorusunu soruyoruz; adımlarımızı bugünden ona göre atıyoruz.” demişti. Moda dünyasının yeni vizyonerleri samimi olarak buna inanan ve bu uğurda çaba sarf edenler.
YENİ CHLOÉ
Geçtiğimiz günlerde kendi markasına ek olarak, Chloé’nin kreatif direktörlüğünü de üsteleneceğini duyuran tasarımcının, markaya bu vizyonu yansıtmasını umuyoruz. İlk koleksiyonunu 2021 Mart’ta 2021 Sonbahar/Kış koleksiyonu ile göreceğimiz Hearst’ün amaçları arasında Chloé’yi doğayla dengede, sosyal bilince sahip bir marka hâline getirmek var. Markanın açıkladığı ilk hedefler arasında sürdürülebilirlik çalışmalarının hakim olduğu geleceğin bir parçası olmak, markanın özündeki güçlü kadın figürünü vurgulamak üzere kız çocuklarına eğitim desteği sağlamak ve markanın aldığı kararların doğa, üretici, işçi, tüketici ve toplumlar üzerindeki etkisini hesaba katarak amaç ve kâr arasında denge kurma amacı taşıyan B Corporations sertifikasını almak var. Chloé açığı kapatmaya niyetli.
Yazıyı Gabriela Hearst’ün bir cümlesiyle kapatmak yerinde olacak sanırım; “Lüks bir çöp kutusu hayalimdeki; elimizde olanlarla sıra dışı tasarımlar yaratmak…”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Atık nedir, ne değildir? Doğayla birlikle çalışan bir endüstri mümkün müdür?
13 Ara 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.



