Maymunlar Cehennemi'nde yeni sayfa


Odea Radyo’da ne çaldıysa şimdi hepsi Spotify’da Yatırımda hem ufkumuzu açan hem bizi yatırımın merkezine koyan içerikler , kaçıranın izleme listesinde eksik olacak film, dizi önerileri ve gönülden bağlı olduğumuz şarkıların renk kattığı çalma listeleriyle bizleri mutlu eden Odea Radyo ; kaçıranlar, yeniden dinlemek isteyenler ve hoop elimin altında dursun diyenler için programlara konuk olan şarkıları Spotify’da bizlerle buluşturuyor. Neler var? Türkiye’nin 24 saat yayın yapan ilk ve tek banka radyosu Odea Radyo’nun sevilen programlarından; Muhtelif , her çarşamba saat 16.00’da Murat Babalık ’ın indie, soul, jazz, funk denizinden muhtelif bir seçkiyle hazırladığı şarkılarla bizlerle. Programda nelere kulak verdik merak edenler için cevap Odeabank’ın Spotify hesabında . Veni Vidi Listen ile her perşembe saat 16.00’da Sena Durmaz Aktaş ’ın gezip gördüğü yerleri bu defa şarkılarla birlikte geziyoruz. Yolumuzu nerelere düşürdük, hangi dünyaları yeniden keşfettik dinlemek için Spotify çalma listesi burada . Ne İzlesem? her cuma saat 16.00’da Teoman Aydınlı ’nın dizi ve önerileriyle kapımızı çalıyor. Sohbete eşlik eden müzikler elbette yine Odeabank’ın Spotify hesabında . Çicek Cora ile Klasik Müzik her pazar saat 11.00’de özel seçkilerle bir klasik müzik dinletisi sunuyor. Zamansız güzelliklerle buluştuğumuz seçkileri Spotify çalma listesinde bulabilirsin. Dahası: Bayıldığımız “Top 50” listelerinin Odea Radyo’daki karşılığını keşfetmek için en çok çalan 50 şarkıyı buradan dilediğiniz zaman dinleyebilirsiniz. Yatırımda aklın yolunu, müzikte kalbinin sesini dinleyenlerin radyosu Odea Radyo , Karnaval uygulaması ile istediğiniz her yerde sizinle. Programlarda çalan şarkıların izini sürenler için hepsi Odeabank’ın Spotify hesabında .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Kingdom of the Planet of the Apes
Yönetmen: Wes Ball
Süre: 145 dakika
Yapım yılı: 2024
Planet of the Apes ya da Türkçe adıyla Maymunlar Cehennemi’nin modern serisi, hikayesi, tekniği ve derinliğiyle günümüz blockbuster serileri arasında favorilerimden biri. Bilimkurgu edebiyatının önemli eserlerinden, Pierre Boulle imzalı La Planète des singes (1963), zamanında Franklin J. Schaffner imzalı Planet of the Apes (1968) filmiyle beyazperdeye taşınmış ve ABD’de bir fenomene dönüşerek 1970’lerde dört film, bir dizi ve bir animasyon diziden oluşan bir evrene genişlemiş.
20th Century Studios’un (o zaman 20th Century Fox’un) 2011’de bu evreni 2011’de yeniden ateşleyen modern serisi, Tim Burton’ın 2001’deki tren enkazını saymazsak 40 yıllık bir bekleyişin ardından gelmişti. Rise of the Planet of the Apes’te (2011, Rupert Wyatt) maymunlar üzerinde yapılan deneyler sırasında ortaya çıkan bir virüsün maymunların zekasını geliştirirken insanlarda ölümcül etkiye yol açmasını ve Caesar adlı şempanzenin öncülüğünde maymunların özgürleşme fikriyle tanışmasını izlemiştik. Dawn of the Planet of the Apes'te (2014, Matt Reeves) virüs nedeniyle yeryüzünden silinme noktasına gelen insanlar ile maymunların kendi hâllerinde eşzamanlı yaşamayı sürdürürken aralarında gerginlikler patlak vermeye başlamış ve bunlar War for the Planet of the Apes’te (2017, Matt Reeves) maymunların insanlığı ciddi bir askerî yenilgiye uğrattığı o savaşa dönüşmüştü.
Caesar’ın etrafında şekillenen üçlemenin ardından şimdi, yönetmen koltuğunu Wes Ball’un devraldığı Kingdom of the Planet of the Apes karşımızda. Film, War for the Planet of the Apes’teki savaşın ve Caesar’ın ölümünün yaklaşık 300 yıl sonrasında (“nesiller sonra...”) geçiyor ve insanların ilkel ve sığıntı bir yaşama zorlandığı, maymunların farklı görüşlerde ve farklı yaşam biçimlerinde kabilelere bölündüğü bir dünyada geçiyor.
Kartallarla iletişimi güçlü, avcı bir şempanze kabilesinde ergen yaşlardaki üç arkadaş Noa, Anaya ve Soona’yı tanıyarak başlıyoruz: Temposunu önceki üç filme kıyasla düşük bulduğum, uzunca bir giriş bölümünde, aradan geçen zamanda maymunların oluşturduğu kendi gelenek ve mitolojilerine, doğayla ve birbirleriyle olan ilişkilerine, geçmişte yaşananlara ya da insan ırkına dair bilgilerinin yetersizliğine dair birçok şey öğreniyoruz. Her şey, insanların başrolde olduğu bir büyüme hikayesinden farksız; düşük temponun ve geniş girizgahın sebebi de izleyiciyi “bu filmde neredeyse hiç insan görmeyeceksiniz” fikrine alıştırmak ve maymunların duygusal, psikolojik ve toplumsal derinliğine inebilmelerini sağlamak zaten bana kalırsa.

Kingdom of the Planet of the Apes | Kaynak: 20th Century Studios Türkiye
Derken filmin kötüsüyle, insan uygarlığından miras kalan teknolojileri ve silahları ele geçirme ve kullanmayı öğrenme niyetindeki agresif lider Proximus Caesar ile tanışıyoruz. Hikayeye bir de insan dahil oluyor: Mae, adım adım ve gizemli bir şekilde olsa da, değişen ve değişmeyen özellikleriyle insanlığın durumuyla ilgili ipuçları veriyor. Noa’nın yolları Mae ile kesişince serinin özündeki insan-maymun ilişkileri ve çatışmaları yeniden filizleniyor - roller değişmiş, oklar ters dönmüş olsa bile…
Noa’nın kabilesi ile Mae, Proximus’un eline düştükten sonra, maymunların hakimiyetindeki gezegeninin tümüyle Noa’nın kabilesindeki gibi barışçıl, pastoral ve huzurlu olmadığını anlıyoruz. Maymunların sadece insan zekasını ve becerilerini kazanmakla kalmadığını, şiddet eğilimini, hırsını, politik manipülasyonlarını da miras aldığını görüyoruz. Caesar’ı mitleştirerek, yüzlerce yıl önceki söylemlerinden sadece kendi çıkarları doğrultusunda olanları kullanarak, onun izinden gittiğini söyleyip kitleleri kontrol altına alan bir lider; geçmişteki ve günümüzdeki liderlerin din, milliyetçilik, ahlak anlayışı ya da gelenekleri kullanarak toplumu manipüle edişinin bir kopyası gibi.
Seri boyunca, halkını özgürleştiren Musa (Rise of the Planet of the Apes) ya da yeniden dirilen İsa gibi (Dawn of the Planet of the Apes) dini figürlerle benzerlikler taşıyan Caesar’ın ölümünden çok sonrasında dahi söylediklerinin, fikirlerinin, eylemlerinin ve öğretilerinin, ölümünden yüzlerce yıl sonra yanlış ya da çıkarsal seçicilikle yorumlanması oldukça tanıdık.
Kingdom of the Planet of the Apes ile seri, gelişimine büyük katkıda bulunduğu ve Andy Serkis’in Caesar yorumuyla zirveye çıkardığı performans yakalama tekniğini en iyi kullanıldığı seri olmayı sürdürüyor. Görsel efektlerdeki başarısının ödül sezonu boyunca sıkça ödüllendirileceği kesin. Owen Teague (Noa), Kevin Durand (Proximus) ve Peter Macon (Raka) başta olmak üzere, maymunları canlandıran oyuncuların performanslarının etkileyiciliği hissediliyor. Film önceki filmlerdeki gibi tüyler ürpertici anları ya da görsel imgeleri de kullanmayı çok iyi başarıyor: Rise of the Planet of the Apes’te Caesar’ın konuştuğu an ya da War for the Planet of the Apes’teki ata binmiş maymun imgesine benzer olarak, Proximus’un gücünü göstermek için kullanılan Eski Roma’yı andıran anlar ya da koluna kartal konmuş maymun imgesi uzun süre zihnimden silinmeyecek.

Kingdom of the Planet of the Apes | Kaynak: 20th Century Studios Türkiye
Serinin başladığı noktaya döndüğünü değil belki ama benzer bir döngüye, bu kez rollerin değiştiği bir senaryoyla gireceğini öngörmek mümkün. İnsanların ve maymunların eşit olarak, barış içinde ve bir arada yaşayıp yaşayamayacağı sorusunu yeniden zihnimize işleyerek biten Kingdom of the Planet of the Apes’in sadece modern serinin dördüncü filmi mi, yoksa ikinci bir modern üçlemenin ilk halkası mı olduğunu yakında öğreneceğiz.
Nerede izleyebilirsin? Kingdom of the Planet of the Apes, bugün gösterime giriyor.
Benzer işler:
- I Am Legend (2007, Francis Lawrence)
- District 9 (2009, Neill Blomkamp)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
27. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali röportajı, Wes Ball’dan Kingdom of the Planet of the Apes...
10 May 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




