
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Şovların tüketimle ve hızlı modayla alakası var mı? Aslına bakarsan, tam da moda haftalarından sonra başlıyor tüm o hızlı modaya ait kısır döngü. Sadece moda sevdalıları değil, bütün perakendeciler bu haftaları bekliyor. Çünkü defileler, trendleri yönetiyor ve yeni sezon tasarımlar, moda haftalarından sonra planlanmaya başlanıyor. Bu yüzden hangi mağazaya girersen gir, benzer giysiler görüyorsun. Renk skalalarından, dokulardan, desenlerden tutun kalıplara kadar satın aldığımız neredeyse çoğu ürün moda şovlarından kopyalanıyor ve ucuz üretim yöntemleriyle ayağımıza kadar geliyor. Yani hızlı moda dünyası bir güzel defilelerin ekmeğini yiyor. Tabii günümüzün hızı bunu gerektirdiği için.
Eğer sen de sezon açılışlarında farklı mağazalarda aynı konseptler, renkler ve tarzlarla nasıl karşılaştığını düşünüyorsan, cevap basit. Her sezon değişiminde birbirine yakın ürünleri görmemizin sebebi, hızlı modada var olmanın kuralı, kopyalama sistemi. Genellikle moda şovları sonrası çıkan trendleri hızlı bir şekilde ulaşılabilir olarak müşteriye sunmak piyasa için kurulmuş bir sistem, hatta yarış. Aynı temalar etrafında dönen benzer renk tonları, dokular, kumaşlar ve kalıpları görüyor olmamızın sebebi işte bu. Kısaca moda haftasına tasarlanır, hızlı moda dünyası tarafından kopyalanır.
NASIL? Hızlı moda trend giysi ve aksesuarların tüketicilere erişilebilir fiyat noktalarında sunulması gerektiği fikri üzerine inşa edilmiş durumda. Podyumlarda görülen giysi ve aksesuarların ortalama bir tüketici için biraz daha giyilebilir hâle getirmek en önemli kural. Hızlı moda sektöründe bir tasarımcı ve üretim ekibinde olmak moda şovlarını iyice analiz etmek demektir. Bütün detaylar incelenir. Giysi ve aksesuarların kalıpları, koleksiyonların renk skalaları, baskılar, kumaşlar, dokular, detaylar. Yeni bir koleksiyonu oluşturmak için ihtiyaç duyulan her şey, aslında lüks markalar tarafından sunulur. Hızlı moda markasının en büyük görevi ise iyi bir analizci olmak ve pahalı ürünleri satılabilir hâle getirmektir. Satılabilir ürünleri, çoğu zaman en ucuza yaptırmak ise ikinci kural. Aslında sorun kopyalamanın ötesinde üretim sıkıntılarını beraberinde doğuruyor. "Güzel" ve "trend" olmaları gerektiği gibi ucuzda olmaları gerektiğinden, ürünler çoğu zaman kötü çalışma şartlarında altında ve ucuz malzemelerle yaptırılıyor.
ÇÖZÜM? Moda hukuku, moda endüstrisini etkileyen konuları kapsayan bir hukuk alanı fakat kopyalama sistemine ait bir yasa yok. Christiane Campbell, Business Insider röportajında tasarımcıların isterse ürünlerini koruyabileceğin ama bunun çok maliyetli olduğunu açıklıyor. Sahne arkasında çalışan emekçiler için ise kâr amacı gütmeyen organizasyonlar var.
1) REMAKE OUR WORLD: Benim de elçilerinden biri olduğum Remake Our World, organizasyonların en büyüklerinden. Her ay düzenli toplantılar yapılıyor; farklı ülkeden katılımcıların olduğu ekiple birlikte moda dünyasının emekçilerine destek olunuyor, seslerini duyurmalarını sağlanıyor ve onlar için bağış toplanıyor. Özellikle pandemiden dolayı maaşlarını alamayan işçiler en büyük odak noktası.
2. THE FASHION LAW: The Fashion Law, Julie Zerbo tarafından kurulan ve moda hukukunu uygulayan New York merkezli bir girişim. Yaptıkları uluslararası çalışmalar, moda endüstrisinde hukuk gazeteciliğinin en önemli seslerinden. Ayrıca kâr amacı gütmeyen kuruluşlara moda hukuku, ticaret ve tüketici kültürü konularında danışmanlık veriyor.
3. FASHION REVOLUTION: Amacı çevreyi koruyan, kârdan çok doğaya ve insana değer veren küresel bir moda endüstrisi yaratmak olan Fashion Revolution, 2013 yılında Rana Plaza felaketinin ardından kurulan sosyal bir girişim. Endüstriyi ve politikacıları harekete geçirerek dünyanın en büyük moda aktivizm hareketi hâline gelmiş durumda. Who Made Your Clothes kampanyasıyla duyulmuş, moda endüstrisinin arka planında çalışan işçilerin zorlu şartlarını gözler önüne sermesiyle sesini duyurmuştur.
PEKİ SEN NASIL DESTEK OLABİLİRSİN? Öncelikle Remake Our World ve Fashion Revolution üzerinden kampanyalara bağış yapabilirsin. Yerel markaları takip edebilir ve onları destekleyebilirsin. Böylece kopyalanmış ürünlerden çok özel ürünlere sahip olabilirsin. Hızlı moda sisteminin yarattıklarına daha çok hâkim olmak için araştırabilir bir giysinin gerçek maliyetini öğrenebilirsin. Bu yazıyı paylaşabilir ve sesimize destek olabilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
NEDİR? Fibershed nedir? Rejeneratif tarım nedir? Hızlı modanın en büyük kozu nedir? Ucuz üretime çare nedir?
04 Nis 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?



