Moda’nın muhteşem dalgası: Kafeler

Üçüncü dalga kafeler, bir manzaranın tıpkıbasımları gibi birbirinden farksız ama zevkli.
Moda’nın muhteşem dalgası: Kafeler

Molino Cucina #n
Molino Cucina ile birlikte

Makarnada restoran kalitesiyle ev konforu bir arada: Molino Cucina

Uluslararası Makarna Organizasyonu'nun paylaştığı; İtalya, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve ABD'deki 5 bini aşkın kullanıcıyla yürütülen bir araştırma, pandemi döneminde dört tüketiciden birinin daha fazla makarna tükettiğini ortaya…

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

19'uncu yüzyılda Japonya'da yaşayan sanatçı Hokusai’ın meşhur dalgası bana hep üçüncü dalga kahve akımını hatırlatır. Adı Kanagawa'nın Büyük Dalgası olan, herkesin aklına kazınmış, köpükleri belirgin meşhur dalga eseri, aslında Fuji Dağı’nın 36 Manzarası isimli, arka planında Fuji yanardağı bulunan 36 farklı eserlik serinin teknik olarak en beceri barındıranı. Hokusai’ın bu eserleri, dönemin sanat akımına uygun şekilde orijinal çizimi tahta bloklara oyularak patates baskı tekniğiyle üretiliyor. Bu yüzden bir eserin tıpatıp aynı şekilde çoğaltılması pek basit; minik renk tonları ve tahtalardan aşınma hataları meclisten dışarı. 

Serinin en güzel tarafı ise ne Kanagawa dalgası ne de başka bir baskı (şahsi favorim Kajikazawa Balıkçısı olsa da). Aksine serinin güzelliği; çeşitliliğinde. Batan güneşin Fuji yamaçlarına vuruşu da çay bahçesinde göl manzarası kesenler de evin çatısında uçurtma uçuranlar da atını bağlayan gezginler de hamallık yapan emektarlar da değirmenden su çeken hanımlar da Fuji manzarasının önünde, manzaranın anlamını ve bakanın hissiyatını değiştiriyor. Hatta Japonya’nın yüzyıllardır dirayetle sembolü kalmış yanardağ, bazı baskıların ana öğesi bile değil. Her farklı detay, bambaşka bir hissin kapısını açıyor.

Üçüncü dalga kahvecilik bu hissin tam tersi yamacında. Çeşitliliğin güzelliğinden ziyade başarı formülünün peşinde. Bu akıma biat eden kafeler, çok beğenilip yüzlercesi basılan Kagenagawa dalgası gibi, seri bir tıpkıbasım üretiminden ibaret. Ne biri öbüründen daha değerli ne de biri öbüründen yeterince farklı. Bu akıma üçüncü "dalga" denmesi ise ironiye aşina bir nesil için orta kavrulmuş ve yumuşak içimli bir tesadüf.

Üçüncü dalga kahve, aslında feminizmin 90'larda üçüncü dalgasını yaşaması esnasında ismini almış. Başka düşün akımları ve kimliksel alanlarla kesişimselliğin karmaşasındaki feminizmden farklı olarak, üçüncü kahve dalgası basit bir çekirdek kökeni ve işlenmesine dikkatten ibaret. Birinci dalga kahvenin endüstriyelleşip evlere girmesi, ikinci dalga Starbucks-vari küresel yaygınlaşma ve çekirdek menşeleri arasındaki farkın algılanması, üçüncü dalga ise 2000'lerin başında peydah olan mikrokaynak anlayışı ve kahve aromasının maksimize edilmesi çabasına tekabül ediyor. Fakat ben kahve severlerin lezzette özenlerinde artıştan ziyade, bu dalganın üstünde sörf yapan kafe kültürüne meydan okuyorum.

Moda, İstanbul’da bu tarz kafelerin hakkını vererek metrekare başı en sık görüldüğüz yer muhtemelen. Uzun sakalına, kafasında minnacık bere değil takke eşlik etse politik bir eylem gerçekleştiriyor sanacağımız barista'ların, kolu rengârenk dövmeli, kimi kaş ve dudaklarından tıbbi koşulları meçhul şekilde metal bileşenleri sarkan garsonların ve minimum bir adet pişkin ve arsız kedinin içinde bulunduğu bu kafelerin bir başka ortak özellikleri, kolayca hepimizin gözü önünde belirebilmeleri. Döşemesiz taş yerler, ahşap masalar, geniş yapraklı büyük bitkiler, tebeşirle tahtaya yazılmış bir menü, belki bir de küçük şaka, cinsiyetsiz tuvaletler (ki beklemediği bir cinsiyetle karşılaşınca alınan klozet olmadığına göre tuvaletlere şapka ve topuklu ayakkabı tabelası asmaya gerek olmayan bir devre geçebiliriz), cam kek fanusunda pörsümüş kruvasanlar ve içinde inşaat varmışçasına ses çıkaran bir makine. Etrafa bakınca bilgisayarına gömülmüş; alnında freelance yazan bir yaratıcı kişi, umumi alanda cilveleşmenin rahatlığını doya doya yaşayan bir çift, aylak dedikoducular, rahatsız oturaklı vitrin önünde sigara saran mekân sahibinin dostu... Ucuz seramik kupalarında yulaf sütlü latte'yi getiren çalışanın “senli” ve ahbapça hitabı, işletmecinin tanıdığı influencer arkadaşlarına hesap ödetmeyip geri kalan tebaadan küçük harflerle yazılmış karton menüde "TL" ibaresi olmayan yüksek fiyatları almaları hangimize yabancı? 

Moda kafelerinde cirit atan biri olarak bana da j’accuse dendiğini duyar gibiyim. Her bulduğum aralık ve hatta daha dün gidip story paylaştığım, yazılarımda atıf bulunan bir yer, bir mekânı böyle eleştirmek mübah mı? Niyetim mekânların kendilerinden ziyade bir konseptin üstüne değer eklemeksizin reprodüksiyonda bulunulmasını eleştirmek. Az önce sorduğum soruda yedi Moda kafesi ismi bulunuyor. Çünkü kısa, tek kelimelik isimler de bu dalganın içinde, “tıpkıbasım akımı"nın bir parçası. Bu kafeler, bir eski sevgili gibi tanıdıklığıyla rahatlık veren; fakat aslında tatsız ve yeniliksiz bir tekrarın kafeinde vücut bulmuş hâli.

Dalga benzetmemi fazla ileri götürecek olursam, kıyıya çarpmasının yakın olduğunu düşündüğüm üçüncü dalga kafe akımının peşinden yeni gelecek modanın eli kulağında olduğunu düşünüyorum. Dördüncü dalganın kahve kimyasını içerecek, Japonya doğumlu bilimsellik olacağı öngörülüyor. Ben ise sürdürülebilirliğin ön planda olduğu bir anlayışın yakında bilinçli kesim olmayı seven kafe müdavimlerine hükmedeceğini düşünüyorum. Kahvenin minimum seyahat ettiği, mümkünse yerel üretim veya dikey/kentsel tarım ürünü olarak, hatta biyoteknolojiyle farklı iklimlere uygunluğu sağlanan bir ürün olduğu bir dönem bekliyorum. Kafelerin de aynı şekilde tek kullanımlık kavramını; bir bardağı bir kere kullanmaktan, asla başka bir bardağı kullanmama şeklinde yeniden oluşturacak kadar sürdürülebilirlik odaklı, atığın sıfıra yaklaşacağı yerlere dönüşeceğini tahayyül ediyorum. Belki de öngörülerim sonradan yalan olan dip dalgalarındandır ve üçüncü dalga, içinde kalacağımız son su birikintisidir.

O hâlde de 36 tarafının hâlâ en güzeli olan manzaranın tıpkıbasımlarına kendimi emanet etmeye devam edeceğim. Bu haftaki mekân tavsiyem: "Moda’da bir kafe".

İllüstrasyon: Burak Ayaz

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🥡 İkinci dalga karantina, üçüncü dalga kahveciler

Haftanın menüsü evde: Sipariş tavsiyeleri, az pişmiş uygulamalar, ağızla değil gözle tüketilecekler.

09 Ara 2020

Molino Cucina ile birlikte
Yasemin

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?