Mutluluğun kuzeyli formülü: Hygge

Dünyanın mutluluk endeksi en yüksek ülkesi Danimarka, gerçekten de son derece çetrefilli bu mevzunun sırrını çözmüş olabilir mi?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Mumları yakın. Evinizdeki, mümkünse iş yerinizdeki tüm lambaları olabilecek en sıcak rengi veren ampullerle donatın. Dokunduğunuzda yumuşaklığını hissedebileceğiniz kazakları, yastıkları, battaniyeleri ve tabii evcil hayvanları elinizin altında bulundurun. En yakın arkadaşlarınızı oturmaya çağırın. Hep beraber mutfağa girin. Sonra alın elinize sıcacık kahve veya çay bardaklarını, muhabbetin dibine vurun. Ama öyle dolar kuruydu, cari açıktı, yaklaşan seçimlerdi, işsizlikti, çevre kirliliğiydi gibi kafanızı şişiren, gönlünüzü daraltan, söz düellosu tehlikesi yaratan mevzularla değil. Sohbetiniz hayallerinizle, karşılaştığınız güzel, en fazla biraz hüzünlü olaylarla, okuduğunuz son romanın bıraktığı tatla, seyrettiğiniz o çok ilginç belgeselin izleriyle dolu olsun. Biraz sonra evi, hep beraber yapıp fırına koyduğunuz havuçlu kekin kokusu dolduracak zaten. Bırakın dünyayı dünyaya. Siz hafta sonu için plan yapmaya bakın. Sahilde uzun bir yürüyüşe mi çıkacaksınız, hep beraber film izlemeye mi gideceksiniz, piknik mi yapacaksınız, takas şenliğini mi gideceksiniz? Neye karar verirseniz verin, keyfini çıkarın. Emin olun mutlu olacaksınız. Koskoca bir ülke, milyonlarca kişi yanılıyor olamaz.

  • Çünkü bütün bu sayıp döktüklerimiz, gözünüzde canlandırmaya çalıştığımız bu ortam, Danimarkalıların icadı. Daha doğrusu yüzyıllar içinde ince ince işleyip geliştirdikleri mutluluk felsefeleri Hygge’nin tezahürü. Evet ortalama Danimarkalılar, haftada en az iki, üç kere insanda içine atlama isteği uyandıran bu atmosferi yaratıyor ve yaşıyorlar. Aslında Hygge’ye “felsefe” demek ne derece doğru tartışılır ama dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında sık sık bir numaraya oturan ve asla ilk beşten düşmeyen Danimarka’nın yarattığı bu kavramın; en az refah düzeyi, okur yazarlık oranı, sosyo ekonomik durum kadar sonuçla ilgisi var gibi görünüyor. Bunu bu kadar kesin söyleyebiliyor olmamızın nedeni de raflardaki bir kitap: Hygge: Danimarkalıların mutluluk sırrı.
     
  • Yazarı Meik Wiking, bizatihi işi mutluluk olan biri. Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nde mutluluğun sebeplerini ve etkilerini araştırıyor, dünya vatandaşlarının yaşam kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Kitabı yazmasının nedeni de tüm nesnel/objektif, sosyal, ekonomik ve siyasi kriterlerin ötesinde mutluluğu belli bir atmosferin, belli kişisel özelliklerin ve davranış biçimlerinin ve hatta belli nesnelerin tetikliyor olduğunun farkına varması. Ona göre bütün bunlar, Danimarkalıların 1800’lerden beri Hygge (tam olarak çevirisi olmasa da Norveççede kelimenin esenlik anlamına gelmesi bir fikir verebilir) ile ifade ettikleri şeyler: “Ne kadar da hyggelig bir oturma odası!”, “Seni görmek çok hyggeligt”, “Hyggelig zaman geçirin!” “Ayağınız üşüdüyse şuradan bir hygge çorap alın!”
     
  • Özetle huzurlu, sıcak ve keyifli ortamlar, anlar yaratmak. Hepimizin ihtiyacı olan da bu değil mi? Meik Wiking, kitabında uzun yıllardır böyle yaşayan bir Danimarkalı olarak Hygge hayatın yol haritasını çizip önümüze koyuyor. Hygge ortam için gereken olmazsa olmaz nesneleri anlatıyor (mumlar, lambalar, çikolatalar vb.), evde ya da işte böyle bir atmosfer yaratmak için yapmanız gereken düzenlemelere dair tüyolar veriyor (odada ışık mağaraları yaratmak vb.), bu kavramı ilişkilerinize nasıl taşıyabileceğinizi gösteriyor, yıl boyunca Hygge’yi nasıl uygulayabileceğinizi anlatıyor, önerilerde bulunuyor, para harcamadan yapabileceğiniz Hygge etkinlikleri sıralıyor. Bununla da yetinmiyor Hygge bir ortam yaratmanıza yardım etmek için sıcak şaraptan mürver çiçeği likörü tarifine kadar pek çok Hygge beceri kazanmanızı da sağlıyor.
     
  • Kitabın en şaşırtıcı yanı, Hygge’nin sadece arkadaşı, eşi dostu çok olanlara göre bir şey olmadığını göstermesi. Pek güzel tek başına Hygge de oluyor, hem de son derece Hyggeligt oluyor. Fazla çabaya gerek yok. Meik Wiking, zaten Hygge’nin kokusunu, sesini, görüntüsünü, dokunuşunu ve tadını tarif ediyor. Gerisi mutlu olmak ve şükretmek…
     
  • Hygge’ye ulaşmanın yolu, kendinizi ve başkalarını şımartmaktan geçer. Bu da anın ve güzel yemekler ile güzel bir ortamın tadını çıkarmakla yakından alakalıdır. (…) Herhangi bir şeyden zevk almak için öncelikle şükran duymalı, birbirimize sık sık bu hayatta hiçbir şeyi olağan saymamak gerektiğini hatırlatmalıyız. Şükran, bir hediyeyi alırken karşılığında “teşekkür ederim” demekten de ötedir. Böyle zamanlarda var olduğumuz için şanslı olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalı; şu ana odaklanmaya ve yaşadığımız hayatı takdir etmeye çalışmalı, sahip olduğumuz her şeye odaklanmalıyız. Peki tüm bunlar klişe mi? Evet bütünüyle.”

Eren Başağan, ASMED'de kurumsal iletişim yöneticisi olarak çalışıyor. Uzun yıllar medya sektöründe çalışan Başağan, Doğan Burda Dergi Grubu'nda haber müdürlüğü görevini üstlendi. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🌿 Hygge, atık kumaşlar, moda ve gastronomi

Bu sayıda lüks yaşam tarzını gastronomi dünyasında da yansıtmaya başlayan lüks moda markaları, Hygge felsefesi, sürdürülebilir ve inovatif markaların hikâyeleri ve çok daha fazlası sizleri bekliyor.

21 Haz 2020

🌿 Hygge, atık kumaşlar, moda ve gastronomi

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?
AngstAngst

HİKAYE

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Pelin Cengiz

·

12 Ağu 2026

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?
AngstAngst

HİKAYE

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Elif Bayram

·

12 Ağu 2026

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?
AngstAngst

HİKAYE

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?

Tuğçe Isıyel

·

09 Ağu 2026

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış
AngstAngst

HİKAYE

Yaşamın öğle vakti geldiğinde yavaşlama cesareti: Hayat mı kısa, biz mi çok meşgulüz?

40’lı yaşlar, insanın hem zamanın ne kadar hızlı geçtiğini daha çok düşündüğü hem de hayatın sorumluluklarını daha ağır hissettiği bir dönem. Bir yandan yavaşlamak, daha seçici olmak ve zihinsel gürültüyü azaltmak isterken diğer yandan sürekli erişilebilir olmaya, karar almaya ve yetişmeye zorlanıyoruz. Psikoloji araştırmaları ise bu gerilimin yalnızca kişisel bir kriz olmadığını; yaş alma, zaman algısı ve modern hayatın bitmeyen uyaranları arasındaki daha büyük bir çatışmanın parçası olduğunu gösteriyor.

Cem Arıdağ

·

08 Ağu 2026

Yaşamın öğle vakti geldiğinde yavaşlama cesareti: Hayat mı kısa, biz mi çok meşgulüz?