Müziğin görsel dünyasına kuralsız bir ziyaret: Can Azbazdar

Yaratılan dizisinin müziklerini besteleyen Can Azbazdar ile müziğinin görsel dünyası üzerine bir söyleşi.
Müziğin görsel dünyasına kuralsız bir ziyaret: Can Azbazdar

6 Kasım - Samsung Galaxy - Duende
Samsung Galaxy ile birlikte

Birbirine bağlı, renkli bir evren: Galaxy Z Flip5 ve Galaxy Tab S9 Ultra Hayalleri gerçekleştiren teknolojiler sunan, doğadan ilham alan renkleriyle bir o kadar büyüleyici Galaxy Ecosystem ’indeyiz. Yanımızda Galaxy Z Flip5 ve Galaxy Tab S9 Ultra var. Yeni dünyalar keşfetmek için yeterli. Galaxy Z Flip5 : Her şeyden önce süper şık, büyüleyici ve zamansız. Mint , Graphite , Cream ve Lavender renk seçenekleriyle tarzının yepyeni parçası olmayı bekleyen Galaxy Flip5, tüm ceplere sığan, esnek ve kompakt tasarımıyla; senin kişisel dokunuşunu bekleyen Esnek Ekran; her açıyı, en iyi açıya dönüştüren FlexCam; bugüne kadar Galaxy akıllı telefonların sunduğu en iyi selfie'ye sahip olabileceğin mükemmel kamera; böylesini görmediğin güçte bir işlemci ve kesintisiz bağlantı için uzun ömürlü piliyle, kısacası beklediğinden çok daha fazlasıyla cebinde. Galaxy Tab S9 Ultra: Burada yaratıcılık konuşuyor. Kristal netliğinde, göz yormayan görüntüler ve hayranlık uyandıran canlı renkler, gerçek siyahlar; hepsi anlamlandırılmayı bekliyor. Aydınlık ortamlarda bile ekranını net bir şekilde görebilmen için tasarlanan, suya ve toza karşı dayanıklı ilk Galaxy S harikası, her duruma ve koşula hazırlıklı. Deneyimlemediğin bir oyun macerasıyla buluşurken gücün her zaman seninle olduğunu hissedeceksin. Gelişmiş S Pen ve profesyonel yaratıcılık uygulamalarıyla hayal gücünü konuşturmaya hazırsan Galaxy Tab S9 Ultra çoktan hazır. Kendi galaksilerinin iki parlak yıldızı; Galaxy Z Flip5 ve Galaxy Tab S9 Ultra ile yaratıcılığını ve hayallerini her yere taşıma özgürlüğüne sahipsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Çağan Irmak’ın Netflix’te yayınlanan Yaratılan dizisinin müziklerinde Can Azbazdar’ın imzası var. Azbazdar, ABD’de hukuk okumaya karar verirken bir anda tüm fikirlerini değiştirecek bir yola girdi. Önce Los Angeles’ta Musicians Institute’te gitar performans bölümünde üç yılı geçirdi. Arından tutkusunun film müziği yapmak olduğuna fark edip Scoring For Visual Media’ya geçiş yaptı. Los Angelas’ta profesyonel olarak çalışmalarını sürdüren Can Azbazdar ile müziğinin görsel dünyadaki yansımasını, üretimlerindeki çeşitliliği ve seslerle kurduğu tutkulu bağın izlerini konuştuk.

Çağan Irmak’ın Mary Shelley imzalı ikonik karakter Frankenstein’dan esinlenerek hayata geçirdiği Netflix dizisi Yaratılan’ın müziklerine imza attın. Tam da hayal ettiğin müziği ortaya koyabildin mi? 

Harikaydı. Çağan Irmak zaten muazzam bir insan ve yönetmen! Ben de onunla çalışabilmiş olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Benim için onur verici. Yaratılan’ın film müzikleri süreci bana çok şey öğretti ve ufkumu çok genişletti. Önemli olan bence benim hayalimden çok, yönetmenin hayaline yaklaşabilmiş olmak. Bir film müziği bestecisi olarak bence nihai amacımız bunu gerçekleştirebilmek. Kendi hikâye ve hayalimizden ziyade daha büyük bir hikâyenin aslında küçük ama çok önemli bir parçası olduğumuzun farkında olmak. Bunun da hakkını olabildiğince verdiğime inanıyorum. 

Yaratılan (2023)

Yaratılan (2023)

Korku filmi müziği deyince aklımda hemen ilk beliren isim John Carpenter. Peki sen, korku teması üzerine üretim yaparken kimlerden ilham aldın?

Çağan Irmak’a “Bestecilik gerçekten çok stresli bir iş film sektöründe. Zaman ve para çok kısıtlı, bir sürü oynayan parça var ve bir şeyler muhakkak yanlış gider. Bunlara rağmen yine de imkansızı başarmaktır işimiz. Yönetmenlik bunların belki de on katı. Delirmeden nasıl yapıyorsun?” sorusunu sorduğumda verdiği cevap büyüleyiciydi: “Yapmayınca da deliriyorsun ama.” İçimizdeki o sanatı icra etme dürtüsü gerçekten çok güçlü.

Yaratılan’ı bestelerken en büyük ilhamı Batman serisinden aldım. Hem Danny Elfman hem de Hans Zimmer’ınkiler. Konu olarak çok benzemeseler de aslında renk tonlarıyla beni çok o dünyalara götürdü. Daha korku ağırlıklı yerler için de özellikle Bernard Herrmann’ın müzikleri ilham kaynağı oluşturdu. Eserlerimin bir gün belki de benim yönettiğim bir orkestrayla canlı çalınması da büyük bir hayalim.

Sinematografik olmayan işlerin buluşma alanı: Cazbitto

Can Azbazdar

Müzik kariyerinde profesyonel olarak ilerlemeye karar vermen nasıl oldu?

İlk kez lisede, sahnede gitar çaldığım gün bambaşka bir haz verdi müzik bana. Başka hiçbir hisse benzemiyordu ve o anda dedim ki; “Ben hayatım boyunca bunu yapmak istiyorum”. Bu kararım üzerine MMA’da, başta Hakan Gürpınar olmak üzere birçok değerli hocam ile daha ciddi müzik derslerine ve üniversiteye hazırlanmaya başladım. Tabii ki üniversite zamanlarında ve öncesinde sahnelerde bir süre profesyonel olarak çalmış olsam da fark ettim ki asıl yapmam gereken iş bestecilikti. 

Cazbitto mahlası ile yaptığın işleri dinlediğimde sinematografik izler hemen fark ediliyor. Müzik yapmaya başladığında kafanda hep görseli ifade etmek mi vardı? 

Bu da bence aslında müziğin ne kadar öznel ve kişisel olduğuna dair ayrı bir kanıt. Çünkü bence Cazbitto mahlasıyla yaptığım işler sinematografik işler değiller. Tabii ki uygun bir sahne ve an bulunabilir o müziklerin yerleştirilebileceği bir filmde; ama bu her müzik eseri için söylenebilir ve yazarken hiç o niyetle yazdığım parçalar değiller. 

Müziği de hem çalarken hem de yazarken çok uzun bir süre sinemada kullanılabileceği olasılığını bile düşünmeden, sahnede çalınması ya da dinlenmesi için yazmıştım. Birçoğunun arka hikâyesinde de genellikle kırılmış bir kalp ve melankolik bir aşk hikâyesi gizleniyor. Parçalarımın bazılarını Cazbitto mahlasıyla, bazılarını da Can Azbazdar olarak çıkartmamın amacı da aslında sinematografik işlerimi, olmayanlardan ayrıştırmak.

Apartman bir ay boyunca benden marş dinledi

Can Azbazdar

Los Angeles’ta Musicians Institute’te Scoring For Visual Media bölümünde okumaya başladığın zaman yeteneğini görünür kılmayı nasıl başardın?

İlk başladığımda aslında gitar performansı okuyordum ve film müzikleriyle bir alakam yoktu. Özellikle metal ve rock müzik çok seven birisi olarak orada zorla caz öğrenip çalmak da başlarda büyük bir eziyetti. Saçımı başımı yolarak giriyordum caz sınavlarına. Zaman içinde cazı da sevmeyi öğrendim. Daha çok anladıkça müziği ve enstrümanıma hakimiyetim arttıkça onlar da keyif vermeye başladı. Fakat bence ben ortalama bir gitaristtim. Gitarist hayatını orada profesyonelce yaşadıktan sonra üç senenin sonunda bunu kariyer olarak istemediğim kanısına vardım. Tesadüfler sonucu bölümümü film müziklerine çevirince bir anda gerçekten kendimi bulduğumu hissettim. Bütün derslerden tam puan alıyordum çok ilgiliydim. Hocalarım da bu disiplinimi ve tutkumu fark ettiler. Okulu birincilikle bitirmiş oldum ve sonrasında Amerika’da aldığım işlerin çoğu da okul zamanı işlerimi beğenen Tom Villano ve Jordan Cox gibi büyük Hollywood yapımlarında çalışan hocalarım vasıtasıyla oldu.

İlk profesyonel işin hangisiydi?

İlk işim pandemi döneminde SMG Müzik/Snapmuse için 9 tane Türk Marşı’nı (İzmir Marşı, Cumhuriyet Marşı gibi.) orkestral aranjmanlarını yapıp dijital kayıtlarını vermekti. Bütün apartman bir ay boyunca marş dinlemişti durmaksızın çalışmalarım sırasında. Daha sonra Los Angeles’a dönmemle birlikte Destiny 2, The Lost City gibi büyük prodüksiyonlarda çalışma fırsatım oldu. Los Angeles gerçekten çok komik bir yer bu anlamda. Paul McCartney ile birlikte bir çalışmamız bile oldu.  

Bütün müziklerin matematiği ve mimarisi vardır

Can Azbazdar

Los Angeles’ta yaşayan Pınar Toprak, Marvel’la çalışıp Hollywood’daki birçok büyük yapımların film müziklerine imza attı. Kendisi ile yaptığım bir röportajda en zorlandığı sürecin müzik yapmak değil de networking kısmı olduğunun altını çizmiş ve “Balık yakalamak istiyorsan balıkların olduğu yere gitmelisin” demişti. Sen bu süreci nasıl atlatıyorsun?

Gerçekten dünyanın en iyi müzisyeni bile olsanız doğru insana ulaşamıyorsanız belki de hiç keşfedilemeyebilirsiniz. Üç dört büyük iş yaptıktan ve kendini kanıtladıktan sonra devamının gelişi daha kolay oluyor. Fakat ilk işi almak gerçekten çok zor. İyi müzik yazmak bu işin ufak bir parçası. Bunun dışında bir sürü sorumluluğunuz var besteci olarak. Bunları yapabildiğinize inandırmak çok zor. Eğer önceden hiç yapmadıysanız. Film prodüksiyonları da çok maliyetli ve büyük işler olduğu için kendini kanıtlamış birileriyle çalışıp risk almamak da daha mantıklı bir karar doğal olarak yapım şirketleri için. Hiç iş yapmadığınız için kendinizi kanıtlayamazsınız ve kendinizi kanıtlamadığınız için de hiç iş alamazsınız.

Benim bu döngüden çıkışım da arkadaşım Leyla Tanlar’ın müziklerimi Zeynep Öngen ile paylaşıp daha sonra Zeynep’in de Çağan’a dinletmesiyle başladı. Hepsine ve başta Ayşe Durmaz olmakla birlikte O3 Medya’ya bana inandıkları ve bu projeyi emanet ettikleri için ne kadar teşekkür etsem azdır. Hak ettiğime ve işin hakkını verdiğime tamamen inanıyorum, ama en nihayetinde şanslıydım bana geldikleri ve güvendikleri için.

Sence görsel müzik yaratmanın sahneye duygu katma haricinde matematiksel bir yaklaşımı da var mı?

Bence sadece görsel müzik değil, bütün müziklerin bir matematiği ve mimarisi var. Kendim beste yaparken en çok yardım aldığım unsurlardan biri müzik teorisi bilgim. Çok seviyorum müzikleri analiz edip neyin neden olduğunu anlamayı. Gerçekten açıklanabilir anlamları ve sebepleri var. Tabii ki yüzyıllardır müzik besteleniyor olmasının ve bazı şeylerin hep bazı metotlar üzerinden yapılmış olmasının da büyük bir etkisi var. Özellikle sinema için bazı durumların bazı spesifik müzik dokunuşlarıyla hep ifade edilmiş olması ve seyircide o tarz sahnelerde, o tarz müzikleri duyma ihtiyacı oluşturuyor. Bu noktada besteci olarak kurala uyup uymamayı seçmek de tabii ki hikâyenin ve yönetmenin vizyonuna bağlı bir karar bence. 

Yaratılan’da tüm kuralları çiğnedik

Yaratılan

Kendin için müzik yaptığın zaman nasıl bir tür ortaya çıkıyor? Sözlerin yer aldığı şarkıların var mı?

Çok çeşitli işler çıkıyor gerçekten. Sözleri olan bestelerim de var ama söz yazmayı çok sevmiyorum. Yazmakta olduğum bir senfonim var. Modern bir klasik eser. Onun dışında metalci günlerimden kalan kompozisyonu bitmiş ama kaydedilmemiş bir albümüm var. Geçen aylarda başladığım bir elektronik müzik albümüm var. Cazbitto mahlasıyla çıkarmış olduğum caz piyano albümüm var. Müziğin her türlüsü ilgimi çekiyor ama en çok keyif aldığım orkestral müzik yazmak.

Yaptığın müzikte imza dokunuşların neler oluyor genelde?

Bunu genellemek için yeterince çok iş yaptığımı düşünmüyorum. Yaratılan adına konuşacak olursam “Film müziği nasıl yapılmalıdır, neler yapılmamalıdır” kitabından çok kural çiğnedik. Bunu da sırf farklı bir şey yapalım, kural çiğneyelim diye değil gerçekten Çağan Irmak’ın vizyonu ve hikâyenin gerektirdikleri bu olduğu için böyle yaptık. 

Bir dönem dizisinde belki o dönemde olmayan enstrümanlar tercih edilmemelidir, fakat yeri geldiğinde elektronik synthesizer’lar ve sound design teknikleri kullandık. Enstrüman paletim de hikâye evrimleştikçe değişkenlik gösterdi. Bunların yanı sıra fagot benim çok sevdiğim bir enstrüman. 

Hollywood stüdyoları hayalin var mı yoksa sanatsal üretimlerin başka film dünyalarına mı ait?

Tabii ki var! Sadece Hollywood ile sınırlamak istemem bunu. Dünyanın her yerinden çalışmak isteyeceğim yapımlar çıkıyor. Ancak Hollywood prodüksiyonları bu işin zirvesinde. 

Müzik oyuna göre de şekilleniyor

Can Azbazdar

Oyun müzikleri de yapıyorsun. Ki bu müzisyenler için geleceğin üretimi olarak adlandırılıyor. O dünyayı nasıl tarif edersin?

Ben küçüklüğümden beri oyun oynamayı hep çok severdim. Oyun müziği yaparken de oyun geçmişiniz varsa ve anlıyorsanız oyunlardan büyük bir katkısı oluyor bence. En büyük fark, oyun müziklerinin adaptif oluşu ve linear olmayışları. Yani siz o müziği öyle bir biçimde yazmalısınız ki o müzik oyunda olan olaylara göre şekillensin ve gereken duyguları aktarsın. Bunların da tabii ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği oyuncunun elinde olduğu için zamanlamaları filmin aksine belirsizdir. Bir oyuncu belki bir dakikada gelir o noktaya, başka bir oyuncu 5 dakikada. Filmlerde ise neyin ne zaman olacağı hep sabittir. Sizin yazdığınız müziğin mümkün olan her türlü değişime ayak uydurması gerekir. Şimdi VR teknolojisiyle gelen 360 derece ses sistemleriyle oyuncu kendi etrafında dönünce mesela sağ tarafının artık sol taraf olması işi başka bir boyuta taşıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🔮 Eğlence dünyasının "geleceği": Sphere

Eylül ayında açılan ve tüm dünyanın bakışlarını üzerine çeken performans mekânı Sphere'in ardına geçtik. Yaratılan'ın müziklerini besteleyen Can Azbazdar'dan görsellere eşlik eden sesleri dinledik.

06 Kas 2023

Samsung Galaxy ile birlikte
🔮 Eğlence dünyasının "geleceği": Sphere

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?