Olağan şüpheliler ve sürpriz ihtimalleri: Dünya Kupası'nın favori takımları hangileri?

Tarihin en kalabalık dünya kupasında şampiyonluk adayları yine tanıdık. Fransa, İspanya, Arjantin, Almanya, İngiltere ve Brezilya'nın artılarını ve eksilerini masaya yatırıyoruz.
Olağan şüpheliler ve sürpriz ihtimalleri: Dünya Kupası'nın favori takımları hangileri?

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Türkiye’nin 2026 Dünya Kupası macerası hiç iyi başlamadı. Kapasitesi sınırlı ve bu sınırlılık sebebiyle oyun planı da belli Avustralya’ya karşı haftalar süren hazırlık sürecine rağmen bu kadar yanlış bir kadro tercihi yapmak ve maç içindeki müdahalelerle de bu hataları pekiştirmek doğal olarak eleştirildi. 

Ama esas sıkıntı, maç sonunda Teknik Direktör Vincenzo Montella ve takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu’nun açıklamalarının tamamına hâkim olan “Oyunu domine ettik, iki kez gelip gol attılar” anlayışındaydı. Tüm hayatları futbol olan bu insanlar oyunu bu kadar yanlış yorumlayamayacağına göre hayal kırıklığının yarattığı çöküş akıllara da hükmediyor demekti. 

  • Ayrıntılar: Neydi o kadro yanlışları? Savunma yönü zayıf Arda Güler’i sağ açığa oyun kurucu olarak yerleştirmek ve rakibin esas hücum planı Bos-Irakunda hattını rahatlatmak… Sağ kanatta oynadığında yıldırım gibi çizgiye inebilen Barış Alper Yılmaz’ı kapalı savunmaya karşı sol kanatta dışa çalım atmak zorunda kaldığı bir rolle sınırlamak… Gerçeğe yakın tek santrfor (Deniz Gül) kenarda beklerken Kerem Aktürkoğlu’nu kalabalık ve uzun boylu stoper hattının ortasına tek başına atmak… Sürekli orta yapmak ve Aktürkoğlu’ndan Osimhen’lik beklemek…

Gerçekte Türkiye oyunu domine etmedi. Avustralya’nın izin verdiği alanlarda aheste paslarla oyalanıp, yine kendisine izin verilen alanlardan zararsız şutlar çekti. “30 şut” ve “%72 topla oynama” illüzyonunun arkasındaki gerçek Türkiye’nin maç boyu Avustralya’nın tuzağına düştüğüydü. Montella ve oyuncuları maç sonu muhabirlerle polemiğe girecek kadar kızdıran da buydu. Ne derslerine iyi çalışmış ne de sınavı geçebilmişlerdi. 

ABD’nin ilk maçta Paraguay’ı 4-1 yenmesi, Türkiye’nin “grubun en zayıf takımı” olarak görülen Avustralya’ya iki farkla yenilmesi gruptan üçüncü olarak çıkmanın dahi çantada keklik olmadığı bir sonucu ortaya çıkardı. Şimdi Türkiye, Paraguay’ı mutlaka yenip, ABD’ye de en azından yenilmemek zorunda.

ABD: Ev sahibi sürpriz peşinde

Türkiye’den turnuvada şampiyonluğun “olağan şüpheliler”ine geçmeden önce ev sahiplerinden ABD’ye de değinmek lazım. Paraguay karşısında elde ettiği 4-1’lik galibiyetle 1930 Dünya Kupası’ndan (yani ilk turnuva) bu yana ilk kez bu kupada üç farkla maç kazanan ABD, sonucun da ötesinde iştahlı oyunu ve modern futbola cuk oturan atletik oyuncu profilleriyle dikkati çekti. Paraguay Teknik Direktörü Gustavo Alfaro’nun dediği gibi çok yönlülük ve atletizmle tanımlanan ABD kadrosu, sahada kendilerine karşı uygulanan birçok taktiğe yanıt verebiliyor, bu da tarihte hiç olmadığı kadar fazla mesai yapan saha içi analistlerin öneminin arttığı bir dönemde Pochettino’nun öğrencilerini önlem alınması zor bir takım hâline getiriyor. 

  • Yıldız: “Kaptan Amerika” lakaplı Christian Pulisic, hücumda takıma ihtiyaç duyduğu bitirici kalite ve oyun zekasını sağlıyor.

Arjantin: Messi’den ibaret değil

Son dünya şampiyonu Arjantin, Cezayir’i 39 yaşındaki efsanesi Leo Messi’nin tarihî hat-trick’iyle 3-0 yenerek turnuvaya bıraktığı yerden başladı. Dünya futbolunun en önemli ekollerinden biri olarak Arjantin’in tek kozu Messi değil elbette ama Teknik Direktör Scaloni’nin kurgusu, birçokları için “tarihin en iyisi” olan yıldızından maksimum faydayı alabilmek üzerine kurulu. Santrfor Lautaro Martinez dahil tüm takım arı gibi çalışıyor ve bu sayede top rakipteyken aktif dinlenme moduna geçen Messi, kendini hatlar arasındaki en kuytu noktalarda saklayarak sanatını konuşturmak için uygun anları bekliyor. Cezayir maçı bu taktiğin kusursuz bir yansımasıydı. Messi, turnuva tarihinde attığı gol sayısını 16’ya yükselterek Brezilyalı fenomen Ronaldo’yu geride bıraktı ve zirvedeki Miroslav Klose’yi yakaladı.

  • X faktör: Arjantin için Messi çok önemli ama her şey değil. Avrupa’da sezonun en iyi çıkış yapan oyuncularından Nico Paz, Messi’nin hemen arkasında şans bekliyor. Onun dışında Scaloni’nin “asker” rolü verdiği Martinez, Alvarez, Enzo Fernandez gibi birçok oyuncu gerekirse başrolü üstlenebilecek isimler.

Fransa: Komple makine

Maviler, tarihin en heyecanlı finallerinden biri olan 2022’de kupayı kılpayı kaçırmıştı, bu kez turnuvaya daha özgüvenli şekilde geldiler. İlk maçlarında Senegal’i, ilk yarısını rölantide geçirdikleri bir müsabakada 3-1 yendiler. Bu maçla vites artırdıklarında neler yapabileceklerini gösterdiler. Senegal gibi kalburüstü bir takım karşısında bir anda orta sahalarını geçilmez kıldılar ve Mbappe, Olise, Doue ve Dembele’li dörtlü hücum hattıyla rakibi sürklase ettiler.

ABD ‘94’e katılamadıktan sonra kendi futbol devrimini başlatan ve 1998’de ilk kupasını kazanan Fransa, bugün modern futbolun talep ettiği atletizm ve teknik kaliteye kusursuz şekilde cevap veren birden fazla 11’e sahip. Oyunun her bölgesinde, her rolde elit oyunculara sahipler bu da onları zaafı olmayan bir takım hâline getiriyor. 1998’i de sayarsak son yedi Dünya Kupası’nda dört kez final oynadılar, iki kez şampiyon oldular. Bu, daha önce sadece Brezilya ve Almanya’da görülmüş bir istikrar.

  • Yıldız: Senegal’e attığı iki golle turnuva tarihindeki gol sayısını 14’e yükselten ve Gerd Müller’i geride bırakan Kylian Mbappe, sadece 27 yaşında olmasına bir Dünya Kupası efsanesi. Mbappe’nin, -Messi’nin performansına da bağlı olarak- bu şampiyona itibarıyla turnuva tarihinin en çok gol atan oyuncusu ünvanını kazanması da bir ihtimal.

Çoğu kişi böylesi bir kadro için yetersiz bulduğu teknik direktör Didier Deschamps’ı Fransa’nın zayıf karnı olarak nitelendiriyor. Deschamps’ın özellikle Senegal maçının ilk yarısında olduğu gibi temkinli, pragmatik yaklaşımları tercih etmesi takımının neredeyse sınırsız potansiyeline ulaşmasının önündeki en önemli engel olarak duruyor. Bu pragmatik yaklaşım, Fransa’nın kupa kazanma şansını değil ama gönüllerde yer etme ihtimalini azaltıyor.

İspanya: Görmezden gelinemeyecek 
kadar formsuz

2008, 2012 ve 2024 Avrupa Kupası şampiyonluğu ve 2010 Dünya Kupası zaferi İspanya’yı 21. yüzyılın en başarılı millî takımı yapmak için yeterli. Aynı zamanda modern futbola damgasını vuran Cruyff-Guardiola/Barcelona damgalı oyun stilinin de ev sahibi ve en sadık takipçisi olmasına rağmen bazı turnuvalarda beklentilerin altında kaldılar. 2014’te grup aşamasında, 2018 ve 2022’de son 16 turunda elendiler. EURO 2024’te, kanımca onları sadece turnuvanın değil modern futbolun zirvesine çıkaran şey, Lamine Yamal-Nico Williams kanatlarıyla yumuşaklığı ve pas ustalığıyla öne çıkan oyunlarına atletizm katmalarında yatıyordu. İspanya bu sayede neredeyse kusursuz bir takıma dönüşerek Almanya, Fransa ve İngiltere’yi geride bırakmayı başardı. Bu turnuvada ise sezonun son bölümünde yaşadıkları sakatlıklar nedeniyle Williams ve Yamal’ın fiziksel durumu ciddi soru işaretleri uyandırıyor. Üstelik dertleri bununla sınırlı değil. Savunma hattı, 9 numara hatta orta saha oyuncuları dahi “formsuz” olarak nitelenebilecek seviyede. Tüm bu handikaplar, bir kez daha Avrupa Şampiyonası’nda zirveye çıkan İspanya’nın Dünya Kupası’nda çaptan düşeceği endişesini uyandırıyor. Yeşil Burun Adaları’na karşı alınan tarihî beraberlik bu yorumların haksız olmadığını gösterdi bile.

  • Turnuva tarihindeki yeri: Tek şampiyonluğunu 2010’da Güney Afrika’da yaşayan İspanya, 1950’deki dördüncülük dışında çeyrek final aşamasını hiç geçemedi. İspanya, eleme turlarındaki son galibiyetini de 2002’de İrlanda’ya karşı elde etti.

Almanya: Hücum hattı ritmini bulursa…

2014'te şampiyon olduktan sonra 2018 Rusya'da 70 yıl sonra ilk kez gruptan çıkamayan ve 2022 Katar'da da bu başarısızlığı tekrarlayan Almanya, "istikrarlı turnuva takımı" imajına çaldığı bu karayı temizlemenin peşinde. Stoperde Schlotterbeck-Tah (Rüdiger) tandemi, orta sahada Nmecha-Pavlovic; Kimmich ve Nathaniel Brown'ın oynadığı bek pozisyonları Almanya'nın güçlü bir organizasyona sahip olmasını sağlıyor. Geriye hücumların nasıl sonuçlandırılacağı sorunu kalıyor. İlk maçta Curaçao'yu bilindik Alman profesyonelliğiyle 7-1 mağlup eden Julian Nagelsmann'ın öğrencileri, esas sınavı Ekvador ve Fildişi Sahili karşısında verecek.

  • Handikap: Sakatlıktan sonra kendini bulmaya çalışan Musiala, "formunun zirvesinde" diyemeyeceğimiz Wirtz ve Alman basınının günah keçisi Leroy Sane gibi hücumcuların performansı Almanya'nın turnuvada ne kadar ilerleyebileceğinde belirleyici olacak.

İngiltere: 60 yıl sonra hedef kupa

1966 şampiyonluğundan bu yana turnuvada hayal kırıklığının her türlüsünü yaşayan İngiltere, Premier League'in de etkisiyle futbol ekonomisinin merkezi hâline gelmesinin meyvelerini gittikçe güçlenen altyapısıyla topluyor. Son iki Avrupa Şampiyonası'nı finalde kaybeden ve yoluna Thomas Tuchel'le devam eden İngilizler Harry Kane, Jude Bellingham, Phil Foden, Bukayo Saka, Declan Rice gibi isimlerle turnuvanın en geniş hücum ve orta saha havuzlarından birine sahip. Kadronun yükselen atletizmi de -Harry Kane'e bir şey olmadığı müddetçe- İngiltere'nin bu turnuvada üst turları zorlayabileceği konusundaki inancı artırıyor.

Brezilya: Sambacı kimliğinin son demleri

Brezilya için 21. yüzyıl, 2002 zaferi sonrası pek de iyi geçmiyor. Ronaldo, Ronaldinho, Kaka, Cafu, Roberto Carlos gibi efsanelerin ardından gelen jenerasyonlar futbolun evrimine uygun şekilde "daha Avrupai ama daha az sambacı" oyunculardan oluştu. Ve kimliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Brezilya bunun ceremesini çeyrek finali hiç geçemeyerek çekti.

2026 turnuvasına bu tip oyunculara son derece uygun bir teknik direktör olan Carlo Ancelotti ile geliyorlar ama Fas karşısında alınan 1-1'lik beraberlik bu takımın tam olarak neyi farklı yapıp başarıya ulaşacağı konusunda izleyenleri tatmin etmedi. Elde iyi oyuncular var ama Brezilya deyince akıllara gelen ışıltı, kadronun zoraki üyesi Neymar'la birlikte gözden yitiyor.

  • Turnuva tarihindeki yeri: Dünya Kupası tarihinin beş kez şampiyon olan tek takımı, iki kez de finalde (1950, 1998) kaybetti. Brezilya 1930'dan sonra tarihinde sadece 1966'da gruptan çıkamadı.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

YAZARLAR

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto
∙

HİKAYE

'Kış Kurdu'nun ıskaladığı hikaye: Novak Djokovic aynada kimi görüyor?

Her şeyi kazanan, bütün rekorları kıran ve rakiplerini geride bırakan biri neden hâlâ bırakamaz? "Novak Djokovic: Kış Kurdu" belgeseli, bu soruyla yola çıkıyor ama Djokovic’in karakterini tüm karmaşıklığıyla ele almak yerine çoğu kez onun kendi anlatısına teslim oluyor. Ortaya, zaferi mutlulukla karıştıran ve bütün dünya yenildiği hâlde rahatlayamayan huzursuz, çelişkili ve zaman zaman insanı öfkelendiren bir adam hakkında fazlasıyla huzurlu bir hikaye çıkıyor.

Ömer Şentürk

·

27 Ağu 2026

'Kış Kurdu'nun ıskaladığı hikaye: Novak Djokovic aynada kimi görüyor?
Punto Punto
∙

HİKAYE

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Ömer Şentürk

·

28 Tem 2026

Tadej Pogačar: Aynı anda şampiyon, rakip ve dost olarak kalabilmek
Punto Punto
∙

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto
∙

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto
∙

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede