Ritmi bedenle hissetmek: İşitme engelliler müziği nasıl deneyimliyor?

İşitme engelli bireyler titreşim, ritim, beden hareketleri, ışık ve işaret diliyle müziğin başka bir dünyasını keşfediyorlar. İşitme engelli müzisyenlerden oluşan Moon Deaf Music üyeleri ve uzmanlar ile biraraya geldik; müziğin yalnızca kulakla duyulan bir şey olmaması üzerine konuştuk.
Ritmi bedenle hissetmek: İşitme engelliler müziği nasıl deneyimliyor?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Uluslararası arenada birçok müzisyen engelli dinleyicileri için tercümanlar ile çalışmaya özen gösteriyor. Geçen ay katıldığım Paris’teki Rock En Sein festivalindeki bazı konserlerde sahnenin hemen sağında işitme engelliler için işaret dili tercümanları yer alıyordu. Wet Leg konserinde özellikle bu durum dikkatimi çekti. Bir süre sonra grubu değil, tercümanı izlemeye başladım. Sahnenin üzerinde ritme ve şarkı sözlerine coşkuyla eşlik eden işaret dili tercümanının müzikle ahengi heyecan vericiydi. 

Birkaç gün önce de Hadise’nin konserinde, işitme engelli bir bireyin şarkıları arkadaşının kendisine işaret diliyle çevirmesi sayesinde takip ettiği bir videoyla karşılaştım. Bu anları fark eden Hadise, hayranının işaret dilinin konserlerde ve kliplerde daha fazla yer alması yönündeki isteğini dikkate alacağını söyledi.

Bir müzik dinleyicisi olarak bu konuya hiç dikkat etmediğimi araştırma yaparken fark ettim. Aslında daha önce katıldığım bazı yurt dışı konserlerinde işaret dili tercümanları yer alıyordu. Mesela Coldplay, "Music of the Spheres" turnesinde her konserde işitme engelli dinleyiciler için özel ASL (Amerikan İşaret Dili) tercümanları dışında titreşimli yelekler (SubPac) ve işitme cihazları sağlıyordu.

ABD’de Amber Galloway Gallego, işaret dili tercümesindeki en ünlü isimlerden. Eminem, Snoop Dogg, Kendrick Lamar, Beyoncé, Red Hot Chilli Peppers gibi birçok ismin turnesine dahil olup onların müziğini işitme engelli bireyler için tercüme ediyor. Gallego verdiği bir röportajda konserler öncesi hazırlık sürecinin uzun ve çetrefilli olduğundan bahsediyor:

"Öncelikle sanatçıyı araştırıyoruz. Müzikleri aracılığıyla neyi aktarmaya çalıştıklarını anlıyoruz. Hayranları onlarda ne görüyor? Her iki perspektifi de yakalamaya ve hem onları hem de müziklerini doğru temsil edeceğimizden emin olmaya çalışıyoruz. Tüm konserlerinde çaldıkları şarkı listelerinin bir dökümünü çıkarıyoruz ki kendi şarkı listemizi oluşturabilelim. Sahneye adım atmadan önce tüm şarkıları ezberliyoruz. Adeta gösterinin bir parçası, şovun ekstra bir enstrümanı hâline geliyoruz."

Beyin fiziksel titreşimi tıpkı ses gibi algılıyor

Türkiye İşitme Engelliler Derneği Başkan Vekili Neveda Öner, işitme engelli bireylerin müzik deneyiminin işitme kaybının derecesine göre değişebildiğini söylüyor:

"İşitme cihazı kullanan bireyler müziği duyabiliyor özellikle bildikleri şarkıların sözlerini takip ederek daha iyi anlayabiliyor ve şarkılara eşlik edebiliyor. Koklear implant kullanan bireylerde de benzer şekilde müziği duyma, tanıdıkları şarkıları takip etme ve eşlik etme mümkün olabiliyor.

Sağır bireyler açısından ise işaret dili çok önemli. Müziğin sözlerinin ve duygusunun işaret diliyle aktarılması, ritmin görsel unsurlar ve beden hareketleriyle desteklenmesi, titreşimlerin hissedilmesi müziğe farklı bir erişim alanı açabiliyor. Müzik dünyası yalnızca ses üzerinden düşünülmek zorunda değil; işaret dili, görsellik, ritim, titreşim ve beden de bu deneyimin bir parçası olabilir."

Washington Üniversitesi’nin fMRI teknolojisiyle yürüttü nörolojik araştırmalar sonucunda duyan insanlarda dokunma hissiyle işlenen ritmik titreşimler, işitme engelli bireylerin beyninde doğrudan işitme korteksinde analiz ediliyor. Beyin, fiziksel titreşimi tıpkı bir ses gibi algılıyor. İşitme engelli müzikseverler bu ritimleri hissetmek için konserlerde giyilebilir teknolojilerden yararlanıyor. SoundShirt gibi özel tasarlanan yelekler, enstrüman frekanslarını bedenin farklı noktalarına titreşim olarak aktararak müziğin mimarisini hissettiriyor.

Bu dokunsal deneyim, sahne ışıkları, ritme eşlik eden mimikler ve enstrümanların yükselişini beden diliyle canlandıran uzman işaret dili çevirmenleriyle birleştiğinde müzik tam anlamıyla çok duyulu bir sanata dönüşüyor. Türkiye’de ise bu konuda çalışan birçok dernek olmasına rağmen konserlerde işaret dili kullanımı bazı belediye konserlerinin sosyal sorumluluk projesi dışına çıkamıyor. 

Bir dönem Kartal Belediyesi İşitme Engelliler Orkestrası’nı kurup şefliğini üstlenen Doç. Dr. Mehmet Ali Özdemir, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinde Müzik Öğretmenliği de yapıyor. Özdemir, geliştirdiği özel teknikten şöyle bahsediyor:

"2004’te renklere ve şekillere dayalı bir metod geliştirmiştim, bununla çalışıyoruz. Birlikte çalışmak, orkestra olarak bir şey sunmak gerçekten hepsini aynı ritme oturtmak uzun bir zaman alıyor.”

Bu metod ile sesler ve notalar belirli renklerle eşleştirilerek, işitme engelli bireylerin görsel algı yoluyla müzik kulağı geliştirmesi, enstrüman çalmayı öğrenmesi ve ritim ile nota takibi yapabilmesi sağlanıyor.

İşitme engellilerden oluşan rock grubu 

Doğuştan iki kulağında da işitme kaybı bulunan Ali Yıldız ile beş aylıkken geçirdiği havale sonucu işitme yetisini kaybeden Nilay Tüter, Türkiye’nin ilk işitme engelli rock grubu Moon Deaf Music’i 2024’te kurdu. Grup, ABD’de sahne alarak kendi alanında büyük bir deneyime imza attı. Yıldız, işiten insanların müzik deneyimiyle kendi deneyimleri arasındaki farkı şöyle dile getirdi:

“Bizim tabii tam anlamıyla duymadığımız, anlamadığımız kısımlar oluyor. Bazen birkaç kez dinlemek zorunda kalıyoruz. Onların bazen bir defada işitip anladığını, biz birkaç defada yaşayabiliyoruz.”

Bir şarkıyı deneyimlerken ritim ve titreşimin yanı sıra bedenlerinde yarattığı hisse odaklandıklarını söyleyen Tüter, “Bir şarkıyı birkaç kez dinleyince ezberleyebiliyorum. Bu, bir matematik formülünü ezberlemek gibi. Şarkının melodisi ve ritmi zamanla zihnime yerleşiyor” diyor. İkili, enstrüman öğrenirken ise işiten müzisyenlerden farklı bir yöntem kullanmadıklarını belirtiyor:

"Süreç bizim için daha uzun oluyor. Sadece notalarla takip ediyoruz."

Asıl engel müzik yapamayacağınızı sanmaları

Tüter, çocukluğundan hatırladığı ilk müzik deneyimleri arasında Venüs’ün “Nari Nari Neyna” ve Emilia’nın “Big Big World” şarkılarının bulunduğunu söyledi. Yıldız ise çocukluğunun büyük bölümünün yabancı şarkılarla geçtiğini, Tarkan, Teoman ve Yıldız Tilbe gibi sanatçıların da favorileri olduğunu anlattı. Tüter, insanların müziği kulaklarıyla dinlemeyi temel koşul olarak görmemesi gerektiğine dikkat çekti:

“Bizim için müziği duymak, hoparlöre dokunup titreşimlerini hissetmekle başlıyor.”

Yıldız ise “Bizim için müzik sadece kulaklarla dinlenilen bir şey değil. Biz müziği duygularımızla hissedip yaşıyoruz ve yaşatmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yıldız, insanların önyargıları nedeniyle hâlâ tedirginlik yaşadıklarını açıkladı. Türkiye’de karşılaştıkları en büyük engelin işitme kaybı değil, toplumdaki bakış açısı olduğunu belirten Yıldız, “Bizi asla anlamamaları, bize karşı küçümser bakmaları gibi sıkıntılar yaşıyoruz. Asıl engel bu zihniyet. Bu da bizim işlerimizi zorlaştırıyor, alanımızı kısıtlıyor” dedi. Tüter de benzer şekilde, “En büyük engel müziği duyamadığımız için müzik yapamayacağımızı düşünmeleri” ifadelerini kullandı. Tüter, sahnede doğru zamanda doğru notayı ve vuruşu yakalamanın özel bir konsantrasyon gerektirdiğini anlattı:

“Sahnedeyken müziği duymadan, ışıkla verilen işaretleri takip etmek büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. Birbirimize destek olarak müziğin ritmini yakalıyor, doğru notayı ve doğru vuruşu bulabiliyoruz.” 

Yıldız, ABD'de verdikleri konserde kendilerini daha rahat hissettiklerini söyledi: “Çoğunluk bizim gibi müzisyenlerden oluştuğu için gerçekten çok keyifli ve huzurlu bir ortamdı bizim için.” Tüter ise Amerika’daki seyircinin daha çok dans ettiğini ve müziğe daha fazla odaklandığını açıkladı: “Onların da bizim gibi müziği hissederek deneyimlediğini görmek çok güzeldi.”

Türk işaret dili ile şarkıları anlatmak çok zor

Konserlerin işitme kaybı yaşayan bireyler için erişilebilir olması gerektiğini belirten Tüter ve Yıldız; yüksek ses, ışık, ekran, titreşim ve işaret dili desteğinin önemine dikkat çekti. Türk İşaret Dili ile Türkçenin birbirinden farklı olduğunu belirten Tüter, şarkı sözlerinin işaret diliyle aktarılmasının bazı zorlukları olduğunu söyledi:

“Türk işaret dilinde her kelimenin karşılığı olmadığı için şarkı sözlerini işaret diliyle anlatmanın zor olabileceğini düşünüyorum. Ancak bunu da yakın zamanda aşacağımıza ve işaret diliyle etkili bir şekilde anlatacağımıza inanıyorum.”

Konser salonları ve festivallerde daha fazla hoparlör ve daha iyi ışıklandırma olması gerektiğini belirten Tüter, “Tüm işitme engelli sanatçıların sahneye çıkabilmesini, seyircilere ilham vermesini, onları motive etmesini ve hep birlikte eğlenmelerini isterim” diye konuştu. Ne de olsa müzik, tüm engelleri aşıp herkesi kucaklayıcı bir etkiye sahip. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Kapılar kapandıktan sonra başlayan mesai: Fuarın rolü nereye kadar uzanıyor?

Contemporary Istanbul’un şehirdeki 21. edisyonu, sanat fuarlarının işlevine bakmak için iyi bir fırsat. Buradan yola çıkarak kaputu açıyoruz: Fuarların rolleri nasıl değişti, şehirlerle ilişkileri neden önem kazandı ve fuarın mesaisi neden fuar günleriyle sınırlı kalmıyor?

Elif Bayram

·

28 Eyl 2026

Kapılar kapandıktan sonra başlayan mesai: Fuarın rolü nereye kadar uzanıyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı