
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sosyal medyadaki içerik üretimini kısıtlayıcı bulan Onur Ünlü kendi sesini doğru aktarabileceği bir platform olarak gördüğü hayatimisatiyorum.com'u açtı. Birgün’e verdiği röportajda "Bu daha başlangıç, mevzu bambaşka yerlere gidecek.” diyen yönetmenin sattığı objeler incelemeye değer. Popüler kültüre tepki olarak kurduğu yapıların "popülerleşmesini" izlemek, Onur Ünlü için olmasa da bizim için keyif verici. Bir haftalık bir ön çalışmayla çıkan site, kullanıcının göz zevkine hitap etmese de satılan objeler ilgi çekici.
• Altın Portakal: Kişisel eşyalarını ve filmlerindeki çekim eşyalarını (prop'larını) sattığı sitede en dikkat çeken ürün Put Şeylere filmiyle 2019 yılında aldığı En İyi Yönetmen Altın Portakal heykelciği. "Zaten tahta, bende üç tane daha var." diyerek satışa sunduğu heykelciğin açık artırmadaki yazının yazıldığı andaki güncel teklifi 4050 lira.
• F Klavye: Kız Çocuğu ve Hesabım Var romanlarını, Nefes Nefese, Ben Gülmüyorum ve Topal Şükran’ın Maceraları senaryolarını yazdığı F klavye “ € ” tuşu eksik de olsa satışta.
• Hesabım Var: Yeni romanı Hesabım Var'ın reklamı olarak eleştirileriyle birlikte çıkan site, Ünlü’ye göre boş zamanı varken oluşturduğu bir platform. Sitede açık artırmanın yanı sıra tatilde kaldığı odadan okuduğu kitaplara uzanan çeşitli bir seçkisi bulunan sabit fiyata satılık objeler de mevcut. Onur Ünlü, burada satış yaparak zengin olmayı hedeflemediğini, kendine alan açmak için buna gerek duyduğunu söylüyor.
• Kişiye özel film-kitap: “Tek kişinin seyredebileceği filmler yapmayı düşünüyorum. Bir film yapacağım ve oradan sadece o kişi satın alabilecek, o izleyebilecek. Biraz daha radikal bir iletişim yolu tutturmayı istiyorum.” diyen Ünlü, aynı zamanda kişiye özel kitap da yazmayı istiyor. Intelligence Squared’de yaptığı konuşmada anlattığı William Sieghart’ın şiir eczanesi konsepti akıllara geliyor. Sieghart, bu konseptle insanların durumlarını dinleyip onlara ilaç olabilecek şiirleri verdiğini söylemişti.
Hayatını satışını çevrim içi takip ettiğimiz Onur Ünlü'nün radikal bir iletişim yolu olarak gördüğü platformda kendine istediği alanı açması umuduyla...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Marshall Bruce Mathers, "Eminem" oldu ama nasıl? Richard Spaven, davulun başına geçti ama nasıl? Napoleon, dünyaya hükmetti peki ama nasıl?
21 Ağu 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.



