Sahnede ezber bozanlar: Başak Doğan, Chromas'ı anlatıyor

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
2 Mart’ta Zorlu PSM’de Chromas'la birlikte sahnede olacaksınız. Verdiğiniz konserlere dönüp baktığınızda canlı müzik sahnesinde nasıl bir fark yarattığınızı düşünüyorsunuz?
Ülkemizde, kendi konserlerini veren bir koronun olabileceğini ve sanılanın aksine doyurucu bir görsel ve işitsel şov ortaya koyulabileceğini gösterdiğimizi düşünüyorum. Ülkemizde çoksesli vokal müzik alanında pek çok koro var. Tüm bu yapılar kendi dokunuşlarını ortaya koyuyor ve akapella müziği daha çok yaymak için çalışıyoruz. Ve fakat ezberi bozmak ve dinleyicinin dikkatini çekmek için ulaşılabilir, insana dokunabilir olmak çok önemli. Chromas neredeyse 10 yıldır faaliyet gösteriyor. Vokal müziği erişilebilir ve daha önemlisi korkmadan denenebilir, deneyimlenebilir bir sanat olarak göstermek için 2020’de kurduğum Vokal Akademi çatısı altında tam olarak buna yönelik çalışmalar yapıyoruz. İnsanların gözlerini, kulaklarını ve en önemlisi kalplerini açık hale getirmelisiniz ki doğaçlamaya ve özgür bir şekilde ses çıkarmaya olanak tanıyan bu müzik türünü daha yakından tanısın. Zorlu PSM’nin de bu alandaki vizyoner yaklaşımı bizim için elbette çok değerli oldu ve ışığın, sesin ve hareketin biraraya geldiği bir şov ortaya koymayı başardık. İzleyici artık çoğunlukla ne bekleyeceğini bilerek geliyor konserlerimize.
Konserlerinizde dinleyicide nasıl bir müzikal iz bırakıyorsunuz?
Farklı müzik türlerine korkmadan yaklaşmaları onları çok keyifli deneyimlerle buluşturabiliyor. Akıllar fikirler açılıyor, doğaçlama müziği daha yakından deneyimliyorlar ve bence birlikte ses çıkarmanın tadını alıyorlar. Bu ister istemez, salonda bizi izlemeye gelmiş farklı kesimden gelen her türlü seyirciyi güvenli ve mutlu bir alanda buluşturuyor. Benim Danimarka’da eğitimini aldığım koro şefliği master programında öğrendiğim bir metod Vocal Painting; biz ona kısaca VoPa diyoruz. Bu metod, 75’in üzerinde işaret dilinden oluşuyor ve doğaçlama olarak vokal müzik yapmaya olanak tanıyor.
Biz her konserimizde bu metodu izleyicimize deneyimletiyoruz. Artık bu tekniği bilen ve tekrar birlikte müzik üretmek isteyen seyirci de geliyor. Bilinçli bir izleyicimiz oluştu. VoPa, hata yapmayı kucaklayan, üretimi, yaratıcılığı besleyen, harika bir yöntem ve şarkı söyleyen biri olmasanız bile bir salon dolusu insanla birlikte doğaçlama bir müzik yapıyor ev bunun dayanılmaz hazzını yaşayabiliyorsunuz. Ben her defasında bu mutlu şaşkınlığı izleyicimizin yüzünde görüyorum.

Başak Doğan
Ayrıca yüksek lisans tez konunuz ‘Sezgisel Şeflik’ üzerine... Bu konu sizin çalışma pratiğinize yansıması nasıl oldu?
Tezimde ifade ettiğim şekliyle “Sezgisel Şeflik” kavramı, şeflik deneyimlerimin biraraya gelme öyküsünü temsil ediyor. Her şarkıcı ve rengin sesinin duyulduğu, herkesin katkı sağladığı müzikte gerçek bir kolektif üretim ortaya çıkıyor. Ben şeflik kariyerimin başından beri bunun etkileyiciliğine inandım. Bu nedenle, alışılagelmiş koro provası ve egzersizlerinden uzaklaşıp, koronun o anki ihtiyaçlarına odaklanan, özgün bir prova yöntemi geliştirdim.
Elbette, bunu başarabilmek için çok çeşitli yöntemleri yıllarca araştırmak, denemek, bunları not etmek, en iyi örnekleri ve uygulamaları tespit etmek gerekti. Benzersiz bir prova sürecini oluşturabilir hâle geldim. Bu yolculukta araç kutumda yüzlerce hatta binlerce egzersiz ve çalışma yöntemi biriktirdim. Özellikle Danimarka Kraliyet Konservatuvarı'nda aldığım eğitim, bu konuda beni büyük ölçüde geliştirdi. Jim Daus Hjernøe'den öğrendiğim ve az önce bahsettiğim Vocal Painting metodu da bunlardan biri. Sezgisel Şeflik, tüm bu unsurları biraraya getirmeyi ve onların hasadını almayı içeriyor.
Kendi türünde öncü müzisyenlerle de işbirlikleri yapıyorsunuz. Bu tarz çalışmaların hazırlık süreci nasıl oluyor? Ayrıca bu birliktelikler dinleyicide koroya bakış açısını değiştiriyor mu?
Müziğine ve sahne performansına farklı dokunuşlar yapmak isteyen, müziğe daha derinlik ve katman kazandırmak isteyen sanatçılarla bizim yolumuz hep kesişiyor. Bobby McFerrin, Tarkan, Duygu Soylu, Evrencan Gündüz, Mor ve Ötesi, Dolu Kadehi Ters Tut gibi pek çok isim ve grup sayabilirim ki birlikte üretimler yaptık, kayıtlar aldık ve sahne performansları gerçekleştirdik. Bu iş birliklerinin önemine çok inanıyorum zira o sanatçıların dinleyicisinde de yeni bir kanal açıyor ve koro müziğini tanımalarını, sevmelerini sağlıyor.
Aslında çoksesli müzik dinlediğimiz tüm Batılı müzik türleri içinde bize veriliyor ve fakat vokal katmanlarını duymaya alışkın olmadığımız için belki farkında bile olmuyoruz.
Sanatçı işbirliklerimizde çalışma süreçlerimiz genelde işin zaman planına ve kayıt ya da performans olmasına göre değişiklik gösterebiliyor. Mevcut bir parçayı koral bir düzenleme ile gerçekleştireceksek bunun için önce ben ve ekip arkadaşlarım bir müzikal düzenleme ve notaya dökme sürecinden geçiyoruz. Sonrasında bunu koro ile deşifre edip ardından provalarımıza başlıyoruz. Sonra birlikte çalıştığımız sanatçı ya da grupla birlikte, zaman imkanına göre bir ya da iki prova alıyoruz ve sahnelemeye hazır hale geliyoruz. Oldukça katmanlı ve meşakkatli bir süreç olduğunu söyleyebilirim ancak dinleyiciye geçen etkisi çok büyük oluyor.
Hayalinizdeki diğer işbirlikleri neler?
Bobby McFerrin büyük bir hayaldi, onu 2019 yılında birlikte doğaçlama bir konser vererek gerçekleştirdik. İlham aldığım isimler çok ama mutlaka bir araya gelip müzik yapmak istediğim iki isim geliyor şu an aklıma; biri Coldplay. Coldplay’in bir iki parçası bizim repertuvarlarımızda ve izleyicimizin en severek dinlediği şarkılar. Dilerim bir gün aynı sahnede seslendirme şansı buluruz. Diğeri genç ve çok çok yetenekli bir isim Jacob Collier. Tüm konslerinde seyirciden bir koro oluşturup onlara şarkı söyletiyor; tıpkı bizim gibi.
Koronuzun kapısı herkese açık mı? Mesela bu kolektife dahil olmak isteyenlerin neler yapması gerek?
Çeşitli vokal teknik atölyeleri düzenlediğimiz, prova ve kayıtlar aldığımız Vokal Akademi’nin kapıları herkese açık. Chromas ve Vokal Akademi Pop & Caz Korosu olmak üzere iki koromuz var. 60’ar kişilik çok sağlam şarkıcılardan oluşan dev korolar bunlar. Bunu gururla söylüyorum, hepsi gerçekten çok iyi şarkı söylüyor. Bu nedenle korolarımıza alımları çok titiz bir şekilde yapıyoruz. Genelde yaz dönemi, bir sonraki sezon başlamadan seçmeler yapıyoruz. Web sitemiz ve sosyal medya hesaplarımızdan açık çağrı ile duyuru yapıyoruz ve randevu sistemiyle kulak sınavı ve bir şarkı söylemelerini isteyerek audition’a alıyoruz. Üzerinden yaptığımız değerlendirmeyle ekibimize dahil olabiliyorlar.
Dediğim gibi bir koro çalışmasına kendini adamaya vakti olmayanlar ama şarkı söylemeyi denemek, bu süreçleri merak eden herkes her ay düzenli olarak açtığımız atölye çalışmalarına da rahatlıkla katılabilirler. Bunları da sosyal medya hesaplarımızda düzenli olarak duyuruyoruz.
Çok sayıda kişinin sesine hâkim olmak ve onları bir ahenk ile sunmanın sırrı nedir?
Büyülü ve çok çok mutlu hissettiğim bir deneyim. Çok sesli müzik yaparken herkes birbirini, kendini dinlemek durumunda, bu da dikkatinizi o an bulunduğunuz ana vermenizi sağlıyor. Yani tamamen “mindfull” dedikleri oluş hali. Aslında seslere hakim olmak gibi değil de, birlikte ses çıkarmanın hazzı müthiş. Herkesin birlikte inanılmaz tınılarla şarkı söylemesi tarif edilemez bir mutluluk. Beni şeflik kariyerimde en etkileyen süreç ise şu; bir kişi koro ile tanıştıktan ve ona Vokal Akademi’de sunduğumuz güvenli yaratım alanına girdikten sonraki dönüşümü. Çok çekingen ve şarkı söylemekten korkan biri bile birkaç ay sonra solo söyleyerek seyirciyi ayakta alkışlatacak noktaya gelebiliyor. Bu sadece bir sanatçı dönüşümü değil bu bir kişilik dönüşümüdür ve o bireyin tüm hayatına sirayet eder. Bana kalırsa bu çok heyecan verici.
Bu mesleği sizin için özel kılan ve sizin özel kıldığınız yanları nelerdi?
Aslında sanırım az önce buna biraz değinmiş oldum. Bizim eğitim sistemimiz ve toplumsal kültürümüz hata yapmaya pek olanak sunan ve şefkatle kucaklanmanızı sağlayan bir ortam sunmuyor size. Ben Danimarka’ya ilk gittiğimde çok çekingendim ve koro çalışmalarında insanların doğaçlama yaparken hata yaptıklarında nasıl alkışlandığına şahit olduğumda şaşkınlığımı gizleyemedim. Bizim alışkın olduğumuzun tam tersine hata kutlanıyor ve hatanın olduğu yerden başka bir şey üretiliyor. Bunu zaman içinde ben de benimsedim ve Vokal Akademi olarak tüm çalışmalarımızda bu bakış açısını benimsiyoruz.
Türk müziği, koro müziğine yatkın mıdır? Kolay adapte edebiliyor musunuz şarkıları?
Türk sanat ve halk müziği türleri çok sesli müzik türleri değiller. Halkımız da bu nedenle çok sesli akapella müziğe önce mesafeli yaklaşması da bu yabancılaşmadan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Ve fakat elbette adapte edilebiliyorlar. Bizim de repertuvarımızda bir iki halk ezgimiz var ve dinleyicimiz bunu çok yakın bir yerden karşılıyor.
Koronuz için şarkı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Chromas’ın repertuvarında hem çok büyük, hareketli, tanıdık eserler hem de çağdaş klasik eserler var. Parça seçimlerinde özellikle denenmemişi denemeye, yurt dışından güzel ve kendine özgü örnekleri bulup burada uygulamayı denemeye odaklanıyorum. Yakın armonili parçalar Chromas’ın pek sevdiği, oyun gibi yaklaştığı, epey mücadeleli ama sonucunda çok etkileyici eserler oluyor. Bunları repertuara dahil etmeyi seviyorum. Coldplay ya da benzeri pop, caz türlerinden zengin içerikli şarkıları da dahil ediyoruz tabii.
Bir sonraki projeniz neler olacak?
Bir yandan çağdaş sanatla ses deneyimini birleştiren çalışmalarımızı da deneyimleyeceksiniz çok yakın zamanda. Yanı sıra bazı müzik festivallerinde korolarımız sahne alacak. Vokal Akademi’de her ay atölyelerimiz devam ediyor. Farklı şarkı söyleme tekniklerinden, VoPa atölyelerine ve belki tanınmış bazı isimlerin özel atölyelerine kadar yeni yaklaşımlar sunmaya devam edeceğiz.
Yeni sezonda farklı bir türde yeni bir koromuz daha olabilir; şimdiden bunun müjdesini verebilirim. Ben şu an bir hamilelik sürecinden geçtiğim için bu bahar çok sık konserde bizi göremeyebilirsiniz ancak yeni sezon için pek çok planımız var. Çok sevilen bir iki isimle yine sahne projelerimiz olacak. Başka şehirlerde konserlerimizin haberlerini yakında duyabilirsiniz. Bir yandan ilkini 2023’te düzenlediğimiz uluslararası Voice Up A Cappella Festivali’nin ikincisi için çalışmalara başladık. 2025’te gerçekleşecek festival için yine Avrupa’nın pek çok yerinden müzisyen ağırlayacağız.
2-3 Mart’ta Beykoz Kundura’da Wow Festival düzenlenecek. Vokal Akademi Sanat Direktörü olarak açık çağrı ile bir genç kadınlar korosu kurduk ve çok renkli bir repertuar hazırladık. British Council ve İKSV Altkat inisiyatifi ile yaptığımız bu çalışmanın da konserini 3 Mart’taki konserde göreceksiniz.
En yakın zamanda ise 2 Mart’ta ise Zorlu PSM konserimizde size çok etkileyici bir repertuvar sunmak için hazırlandık. Yepyeni parçalar seslendireceğiz. Dinleyicimizle yeniden bu sahnede buluşmak için sabırsızlanıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




