

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
şehirde ağaçlar ağaç, kuşlar kuş
insanın adı çeşit çeşit
unutulmasın diye kapılara yazılmış
yazılmış yazılmış da bozulmuş
kulaktan kulağa söylenmiş
baş harfler unutulmuş
…
bunu bir kuşlar biliyor bir de ağaçlar
Kimi’ağaçlar
Şehirde yaşayan biri olarak doğayı gözlemleyebilmek ayrı bir maharet gerektiriyor. Araç seslerinin arasından kuş seslerini seçmek, kaldırımda nefes almaya ve bize nefes olmaya çalışan ağaçları toz içindeki yapraklarından tanımak, sırf çiçeğinin rengi için dikilip, kaşla göz arasında sökülen bitkilerin adlarını öğrenmek…Bunların tümü gündelik koşuşturmacanın içinde yakalanamayan anlar olarak kalıyor.
Bir süre önce edindiğim bir telefon uygulaması ile kuş seslerinden türleri öğrenmeye başladım. Kedimin beni uyandırma saatiyle kuşların uyandığı saatin aynı sularda olduğunu fark ettiğimde oldukça şaşırdım. Evrimsel bir içgüdüyle beni av için çağırıyormuş meğer. Ben de her sabah heyecanla uygulamayı açmaya başladım. Serçelerin en geveze türlerden biri olduğunu öğrenmiş oldum böylece. Kumru, küçük kumru, leş kargası, martı, ebabil. Duyduğum ve gördüğüm türler bunun ötesine geçemedi maalesef. Apartman çatılarının ve sokağımda bulunan üç ya da dört süs çamının bu kadar türü misafir etmesi bile şaşırtıcı aslında.
Oysa önceki haftalarda, çini sanatına olan ilgim dolayısıyla yapmış olduğum İznik seyahatinde bambaşka bir manzarayla karşılaştım. Bursa’daki ilk sabahımda uygulamayı açar açmaz kamış bülbülü ve ağaç serçesi karşıladı beni. Nilüfer Deresi kenarındaki yürüyüşler sırasındaysa saksağan, küçük karga, yeşilbaş, kara ayaklı martı ve ak karınlı ebabiller vardı. İznik’e ise benden önce varanlar oldu; ev kırlangıcı ve kır kırlangıcı. İznik Gölü kıyısında verdiğim kahve molası ise bir karnavala dönüştü. Ak kuyruksallayan, sarı kuyruksallayan, ebabiller. Yeşilbaşlar ise gölün yüzünden eksik olmadı. Burada yeşilbaşlarla birlikte dolaşan ancak renk olarak farklı olan ördeğin, türün dişisi olduğunu öğrenmem ise günün sürprizi oldu.
Kuşlar müze ziyaretlerim boyunca da peşimi bırakmadı. İznik Müzesi’ne komşu olan surlar boyunca serçeler yine oradaydı. İçeride özellikle Hespekli Mezar Odası replikası ve İznik çini fırınları kazısında bulunan Doğu Roma (Bizans) dönemi seramiklerindeki hayvan ve bitki figürleri, çeşitlilik açısından ilgi çekiciydi. Mezar odası duvarlarında tavus kuşları, keklikler ve pek çok bitki figürü bulunuyordu.

1. İznik Müzesi- Kuş Figürlü Seramik Parçaları - Doğu Roma Dönemi
Ziyaretim sonrasında, hayvan figürlerinin kullanımıyla ilgili biraz araştırma yaptım. Hayvanlar ilk kez İznik frit seramiği üzerinde (1520 ve 1530’lar) resmediliyor. En iyi örnekleri ise Topkapı Sarayı’ndaki sünnet odası çinilerinde bulunuyor. Bunun dışında kalan iki örnekten biri Louvre Müzesi’ndeki tavus kuşlu tabak ve üzerinde av hayvanları bulunan iki kulplu mataraymış. Birinde tek tavusların oluşturduğu durgun kuş tasvirleri bulunurken diğerinde şeytani hareketler yapan hayvanlar bulunuyor. Selçuklu döneminde, aslan-güneş ya da aslan-boğa figürü öne çıkıyor. İznik seramik ustalarının hayvan figürü üslubu çağdaşlarını da etkiliyor. Örneğin Sırp ustaların eseri olan bir Ragusa kâsesinde köpekler, aslanlar, kurtlar bir kovalama sahnesiyle bir araya getiriliyor.

2. İznik Müzesi- Kuş Figürlü Kâse ve Hayvan Figürlü Tabak – Doğu Roma Dönemi
Genel olarak ise Türk çinilerinde görülen hayvan figürleri tam üsluplaştırılmış (münhani, çintemani, rumi) yarı üsluplaştırılmış (kuş, aslan, geyik, keçi, köpek, at, tilki, eşek, tavşan, yılan vb. gibi doğada bulunan hayvanlar) ve hayal ürünü hayvan figürleri (çift başlı kartal,grifon, simurg, siren, ejderha vb. mitolojik hayvanlar) olarak üçe ayrılıyor.
Bu noktada asıl dikkatimi çeken şey ise şu oldu; doğayı hayatın içine dâhil ediş şeklindeki özen. Kendim de bir çini atölyesine devam ettiğim için genel olarak üretim sürecinin temel aşamalarını biliyorum. Çini bünyenin kuvarsla hazırlanıp ilk pişirimin yapılmasını ve desenin oluşturulmasını bir yana bırakarak süreçten kısaca bahsedersem: Bizler genelde hazır desenlerle çalışıyoruz. O desenin çini yüzeye aktarılması için önce şablon oluşturuyor, o şablonu iğneyle deliyor, kömür tozuyla yüzeye geçirdikten sonra kömür tozunun üzerinden desenin –sabırla- tahririni yapıyoruz. Desenin homojen olarak renklendirilmesi ise apayrı bir konu. Boyama işlemi bittikten sonra ise sırlama işlemine geçiliyor. Ve en heyecanlı kısma geliyoruz; fırın. Saatler süren bekleyişin ardından işimizin son haline kavuşuyoruz.
Bu bekleyişin heyecanı aslında şehrin sıradanlığı içinde kaybolmamaktan da koruyor beni. Şehirle aynı griye boyanmamak için sanata ve doğaya tutunuyorum. Son zamanlarda şunu fark etmeye başladım, her “üründe” türümüz - nam-ı diğer homo sapiens- oldukça baskın hale gelmiş durumda. Dünyayı bir nebze de olsa anlayabilmek için elbette önce özümüze dönüp bakmalıyız; ancak kendimize bakmakla Narkissos’un mis kokulu sularına düşmek arasında zannettiğimizden daha ince bir çizgi var.
İnce deyince, Gülten Akın’ın İlkyaz şiiri geldi aklıma elbette. Tüm zarafetiyle haykırıyor ya bize;
“Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”
Anlayabiliriz, o vakti her şeye rağmen yaratabiliriz gibi geliyor. Hiçbir şey için geç değil. İçinde yaşadığımız beton kutuların dışından -az da olsa- kuş seslerinin geliyor olması, evrimsel hafızamızda unutulmaya yüz tutmuş ancak bildik bir yere dokunup bizi yuvamızda hissettirmiyor mu? Farkında olsak da olmasak da bizi hayata bağlamıyor mu?
O vakit duralım, ağaçlar ve kuşlar isimlerini kulağımıza fısıldasın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Biyoçeşitlilik ve yaşamın görünmeyen ilişkileri, doğa tarihi, şehirde doğayı fark etmek, İzlanda’dan gözlemler ve biyoçeşitliliğin farklı yüzleri bu sayıda sizleri bekliyor.
14 May 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







